Amaca Yönelik Dalıcı Olmak

14 Ağustos 2018

Herkese merhabalar...

Bugün, ülkemizde scuba dalışının, amaca yönelik dalıcı yetiştirilmesi ve de ne derece amaca yönelik dalıcılar yetiştiği ile ilgili bazı bilgi ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Öncelikle scubaya yeni başlayanlar, ilk başlarda amaçlarının ne olacağını bilemeyebilirler. Genelde merak ve eğlence amaçlı başlanır. Bazıları ise konuya başlamadan bile ne istediğini bilip, amacını ; bilimsel araştırmalar yapmak, biyolojik çeşitliliği incelemek vb gibi belirlemiştir.

Kişisel bakış açım; her ne yapıyorsanız yapın size bir anlam katmalıdır diye düşünüyorum. Scubayı eğlence amaçlı dahi yapıyorsanız sizin için bir anlamı, özelliği olmalı.

Peki ülkemizde bu durum ne aşamada...

Bir çok şeyde olduğu gibi , her ne kadar üç tarafı denizlerle çevrili (bir iç deniz de olan Marmara Denizi’ni de katarsak) scuba öncelikli yapılan aktivitelerden değil maalesef! Toplum denizlerden bihaber ve bundan dolayı da denizlerimizi günden güne kaybetmekteyiz. Acı bir durum, ama denizci bir toplum değiliz, hatta bir çok denize nazır kafelerde bile halkın çoğu denize sırtını dönerek oturuyor.

Öncelikle, coğrafyamızın ne derece önemli olduğunu, denizlerin bizler için ne denli önemli olduklarını daha ilkokul çağındaki çocuklara anlatmalıyız. Toplumun bu konuda bilinci yok denecek kadar az. Bireyi bilinçlendirmeden , neyin ne olduğunu anlatmadan beklenti içine girmenin hata olduğunu düşünüyorum.

Scuba başlı başına derin bir konu ve geniş bir yelpazeye oturtabiliriz. Temel eğitimlerin düzgün verilmesi ve dalıcı adayının amacının ne olacağı ve kendini amaca yönelik şekillendirmesi çok önemli bir durumdur. Elbette ki her dalıcı sonunda bu işi yapacak ya da scuba ile ilintili bir şey yapacak değildir. Ama bizde o çoğunluk bile henüz oluşamamıştır.

Yazının devamı...

Zodarion Örümceği

26 Temmuz 2018

Herkese merhabalar...

Bugün ilginç bir örümcek türü hakkında bazı bilgi ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Bu örümcek Zodarion örümceği.

Bu örümceğin diğer bütün örümceklerden farkı, saldıracağı kurbanının taklidini yapabiliyor olması. Zodaridae familyasına ait 36 türden biridir. İlk kez, 1997 yılında İngiltere’de Güney Essex tarafında saptanmıştır. İngiltere harici Avrupa’nın bir çok yerinde bulunabilmektedir. Genelde düzlüklerde, sıcak-ılık mevsimlerde ortaya çıkan ve ağırlıkta karıncaların bol olduğu yerlerde görülürler. Zehirli bir türdür, ama diğer Karadul ya da tarantula gibi güçlü bir zehri yoktur.

Zodarion örümceği avına yaklaşmadan önce onu taklit etmeye başlar. Örneğin bir asker karıncasına yaklaşırken ön iki ayağını karıncanın anteni gibi kullanmaya ve yürürken de onu taklit ederek yürümeye çalışır. Böylelikle örümcek, karınca kolonisine rahatlıkla sızabilir. Aksi takdirde yapacağı en ufak bir hata, örümceğin karıncalar tarafından parça parça olmasına sebep olacaktır. Genelde Zodarion örümcekleri karınca sürüsünü takip eder ve gruptan ayrılan karınca yada karıncaları tercih ederler. Çünkü daha kolay avlardır.

Avını taklit ederken yavaş yavaş arkadan yaklaşır ve karıncanın arka uzun bacaklarını ısırmaya çalışır. Bacaklardan biri yakalayınca başının altındaki çengel iğnesini batırır ve güçlü bir alfa ve nörotoksin zerk ederek, kurbanını kısa sürede felç eder. Buraya kadar bir çok örümcek tarafından aynı yol izlense bile, bu noktadan sonra örümceğin o büyük karıncayı, karınca ordusuna hissetirmeden yuvasına götürebilmesi gerekir.

Zodarion örümceğinin bu konu ile de ilgili ilginç bir taktiği bulunmaktadır.

Öldürdüğü karıncayı yuvasına taşımak ve karınca ordusunun yakınından geçirebilmesi için onu kamuflaj olarak kullanır. Yani onun altına girerek onu zırh gibi taşır. Sebebi kokudur. Karıncanın baskın kokusu, feromeni örümceğinkini bastıracağından, koloni yakınından geçerken, diğer karıncalar örümceğin kokusunu alamamış olacaktır. Bu da onu yavas ve sessiz bir şekilde, acele etmeden avını, yuvasına taşımaya olanak sağlayacaktır.

Bu denli, inanılmaz bir kamuflaj ve taktikselgelişim, evrimin bizlere milyonlarca yıl içinde neyin nasıl değiştirdiğini göstermektedir. Her canlının kendine has savunma ve saldırı metodu vardır. Bu metod bulunduğu ortama, yaşadığı coğrafyaya göre fiziksel olarak ta canlı üzerinde değişiklik göstermiştir. Evrimin mirası her canlı üzerinde ve atalarından geçen gen kodları ile işlenmektedir. Örümcekler bu konuda eşşizdir, vücutlarındaki protein salgısıyla yaptıkları ağlar bir mühendislik harikasıdır. Bizler aslında bu canlıların yaptıklarına bakarak, teknolojilerimizi oluştururuz. Sadece örümceklerden değil her canlıdan öğreneceğimiz çok şey var aslında. Sebebi, onlar bizden çok daha eski, milyonlarca yıldır yaşadığımız Dünyamızda yaşamlarını sürdürmektedirler. Aslında bu Dünyanın sahipleri onlardır, bizler değil. Egolarımızdan dolayı, herşeyin bizler için yaratıldığını ve bizlere itaat edeceğini düşünüyor olmamız da bizi bencil ve zalim bir canlı türü yapmaktadır.

Yazının devamı...

Sualtı Canlılarına Yaklaşmak

29 Haziran 2018

Herkese merhabalar.

Bugün dalış ve çekim yaparken canlılara nasıl yaklaşmalıyız ile ilgili bazı bilgi ve düşüncelerimi sizlere aktarmaya çalışacağım.

Her zaman söylediğim gibi, biz dalgıçlar sualtında misafiriz ve misafir gibi davranmamız gerektiğini unutmamalıyız. Öncelikle kamera, fotoğraf ekipmanı edinmeden evvel mutlaka dalış geçmişinizi,tecrübenizi objektif bir şekilde sorgulamalısınız. Demek istediğim şu ki, iyi bir yüzerlilik olmadan, suda rahat hareket etmeden yapacağınız çekimler en iyi kalitede sistemle bile suya girseniz sonucu pek değiştirmeyecektir. Bu yüzden önceliğiniz de yüzerlilik olmalıdır.

Bunu hallettikten sonra bütçeniz ve hedefleriniz doğrultusunda sualtında çekim yapacağınız ekipmanı edinmeye başlayabilirsiniz. Ekipmanınızı edindikten sonra mutlaka, aldığınız makina ile karada çalışmalar yapmaya ve makinanın özelliklerini iyi kavramaya çalışın. Daha sonra da makinanın kabini yani sualtı housing olarak adlandırılan su geçirmez koruyucu kabin ile beraber çalışmalar yapmalısınız. Çünkü sualtında makinanızın ayarlarına hakim olabilmeli ve bunları seri bir şekilde yapabiliyor olmalısınız. Bunların hepsini tamamladıktan ve pratiğini iyicene yaptıktan sonra, sırada neler çekeceğinizi kafanızda belirlemelisiniz. Daha önceden çekeceğiniz canlılar hakkında bilginiz yok ise, İnternetten kısa bir araştırma yapmakta ve çekeceğiniz canlıların yaşam alanları hakkında bilgi edinerek gitmenizde yarar vardır. Bu sizi hem zaman kaybından kurtaracak, hem de seçeceğiniz bölge konusunda da fikir verecektir.

Gelelim canlılara yaklaşma konusuna;

Çekeceğiniz canlı balık ya da dibe bağımlı bir canlı ise farklı yöntemler uygulayabilirsiniz. Örneğin bir deniz tavşanının videosu ya da fotoğrafını çekecek iseniz durum daha durağan olacağından işiniz bir nebze daha kolay olacaktır.

Sebebi ise, deniz tavşanları çok yavaş hareket ederler. Çoğu zaman onları durağan görürsünüz. Bu da çekim açınızı ayarlamanız konusunda size zaman tanır. Yalnız şunu yapmamalısınız. Elinizle bu canlıları alıp istediğiniz yere konumlandırmak. Birincisi aşağıda hiç bir şeye dokunmamalısınız. Sebebi ise, onun yaşam alanına saygısızlık ve huzur kaçıran bir durumdur, ikincisi ise dokunacağınız canlının ne olduğunu bilmiyorsanız ve bu zehirli bir tür ise, ciddi sıkıntılar yaşarsınız. Bu söylediğim sadece denizaltı için değil, bütün canlılar için geçerlidir.

Dediğim gibi, deniz tavşanları her ne kadar durağan olsalar da...Canlılara yaklaşırken palet vuruşlarınıza çok dikkat etmelisiniz. Frog kick, kurbağa vuruş şekli işe yarayan bir vuruş stilidir. Bu konu ile ilgili yazı web sitemde bulunmaktadır. Özellikle tortusu yüksek, çamurumsu bir dip yapısında dalış yapıyorsanız, örneğin Marmara Denizinde, bu tortulara çok rastlanır. Paletinizi hızlı bir şekilde vuruyorsanız dipteki bütün tortuyu kaldıracak ve çekeceğiniz görüntüyü hatta başkaları da çekim yapıyorsa onların da görüntüsünü bozmuş olacaksınızdır.

Yazının devamı...

Trilobit Nedir

3 Haziran 2018

Merhabalar…

Bugün, evrimi daha iyi anlamak adına ilginç bir canlı hakkında bilgi ve düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım.

Trilobitler evrimin bize sunmuş olduğu en kompleks canlılardan biridir.

Özellikle bilim dünyasını da hayrete düşüren en önemli tarafı bu canlının gözleri olmaktadır.

Trilobitler, dünya sularımızda 550 milyon yıl evvel yaşamıs olan sert kabuğu ve segmentli bir vücut yapısına sahip ilginc bir canlıdır. Dinozorlardan çok daha evvel yaşayıp soyları tükenmiştir. Yani Paleozoik Çağın en önemli hayvanlarındandır. Bu çağ basit canlı yapısından kompleks yapılara kadar olan canlıların evrimleştiği bir dönemdir. Bu dönem aynı zamanda günümüz canlılarının şekillenmesinde de çok önemli bir çağ olmuştur. Bilim insanları özellikle dinozorlar üzerine çok yoğunlaşmış olsalar da, trilobitler paleontologlar için önemi çok büyüktür. Bilim insanları için bu canlıların çok önemli olmalarının sebeplerinden biri ise bir çok kayaçta çeşitli fosillerinin bolca bulunması olmuştur. Bu yüzden gezegenimizin canlılık tarihine de önemli bilgiler sunmaktadır. Eklembacaklı ilk guruptan olan 10 takım, 150 aile türü, 5000 farklı cinsi ve 20000 den fazla tanımlanmış türe sahip, Trilobita olarak bilinmektedirler.

Trilobitlerin evrimine baktığımızda, türlerin birbirleriyle olan akrabalıklarını ve birbirlerine aktardıkları değişik fiziksel görünümlerini bizlere açıkca sunmaktadırlar.

En erken Trilobitlere Kambriyen Dönemde rastlamaktayız. Redlichiida ve Ptychopariida adı verilen iki ayrı takıma ait olan bu trilobitler sonradan gelecek olan trilobite türlerine göre bazı özelliklerden yoksun kalmışlardır. Örnek olarak erken trilobitlerin yüz tarafında sert doku gelişememiştir, bu evrimleşme daha sonraki akrabalarında görülmeye başlanmıştır.

Kambriyen Dönemi öncesinden kalan bu eklem bacaklılar günümüzdeki mevcut türlerden çok çok farklıydı. Trilobitlerin ortak atalarına en yakın türü Parvancorina cinsine ait türlerdir ve vücüt yapıları en ilkel Trilobit vücüt yapısı ile aynıdır. Ancak yapılan araştırmalar Parcancorina ve larvaformis birbirlerine çok yakın olduklarından Trilobitlerin atası olarak kabul görmüştür. Trilobitler üzerine uzmanlaşan evrim biyologları, bazı trilobitlerin atalarından çok daha farklı evrimleştiği ve uzuvlarının da o doğrultuda evrimleştiğini görmekteyiz.

Yazının devamı...