‘Twitter’lı örgüt!

Düdüklü tencere sinyal verdiğinde havasını almazsan patlar. Mutfaktaki tencere tavaya kalırsın. Sokak da böyle. Dinlemezsen, hafife alıp yok sayarsan fitili ateşlersin. Kendin gibi düşünmeyenleri ötekileştirip, baskıda diretirsen ateşi körüklersin. Tencere tava protestolarını hafife alırsan da evleri susturamazsın. Bu dün de böyleydi, bugün de.
Susurluk skandalı patladığında gerçekleştirilen “Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eyleminde de her akşam evlerdeki ışıklar bir dakikalığına kapatılıyordu. O günün başbakanı da vatandaşın tepkisini “gulu gulu dansı yapıyorlar” diye yorumlamıştı.
Yıl 2013, Taksim’de başlayan öfke patlaması Türkiye’ye yayıldı. Onuncu gündeyiz. Sokaktaki tansiyon hâlâ düşmedi. Her akşam evlerden tencere tava sesleri geliyor. Ve yine aynı küçümseyici yaklaşım.
Hadi öfke patlaması önemsiz. Herkesin dinlenme endişesi yaşadığı günümüz Türkiye’sinde düdüklü tencereyi ocakta unutmak mümkün mü?
Bence bu algı tutulması olmalı. Çünkü hâlâ devam ediyor. Yumuşayan üsluba, polisin uyguladığı şiddet nedeniyle gelen özüre rağmen, mesajın alınmadığı ya da alınmak istenmediği ortada. Şimdi de “Sosyal medyada halkı isyana teşvik ettikleri ve propaganda” yaptıkları gerekçesiyle gözaltılar başladı. Yani “Özgürlüğüme dokunma, baskı yapma” diyen “çapulculara” kulağını tıkayan devlet, sonunda aradığı örgütü buldu.

‘AKP’li vekillere çağrı’

Günlerdir kadın erkek, genç yaşlı sokakta. Evlerde ise sokağa desteğin yanı sıra endişe var. Anne-babalar provokasyonla olayın başka boyutlara taşınmasından korkuyor. Bunun için de siyasi inatlaşmaların bir kenara bırakılmasını istiyor. 65 yaşındaki emekli öğretmen Erbil Bilgili, AKP milletvekillerine gönderdiği mektupta şöyle diyor:
“Sizlerden çok ama çok önemli bir istirhamım var. Yaşanan olaylar önlenemediği /eylemi yapanların iradeleri ile sonlandırılmadığı, güç kullanılarak caydırılmaya çalışıldığı takdirde sonuçları tüm ülkemiz için oldukça vahim olacaktır. Her an bu eylemcilerin içine karışabilecek provokatörler veya genç polislerin bir anlık kontrolsüzlüğü ülkeyi cehenneme çevirebilecek bir ortama dönüştürme potansiyeline sahiptir.
Toplanan ve protesto eyleminde bulunan gençler bizlerin, sizlerin çocukları, hepsi tahsilli, kültürlü, medeni, üniversite öğrencisi ya da üniversiteyi bitirmiş, hatta lisansüstü eğitim almış, bir kısmı halen bir kısmı da gelecekte çok önemli görevler alacak ve ülkemizi yönetecek gençlerdir. Bu eğitimli ve çağdaş gençler kolay kolay bir provokasyona kapılamayacak kadar aklıselim sahibi kişilerdir.
Biz ana babaların en kıymetli varlıkları, canları, her şeyi olan bu gençlere bir zarar geldiğinde bunun çok kısa bir süre içerisinde ülke çapında ve önü alınamaz olayları tırmandıracağı, böyle bir durum olduğunda velilerinin ve toplumun kontrolden çok uzak ve aşırı tepkiler verebileceği çok açık değil midir? Sizlerin de büyük çoğunluğu anne ve baba olduğu için eminim benim hislerimi anlayacaksınız.
Sayın Başbakanımızı eleştirmek anlamında olmasa bile, aşırı inatçı tavırlarını, uzlaşmayı taviz kabul eden yaklaşımını, tansiyonu düşürmek yerine farkında olmadan tahrik eden konuşmalarını duydukça ve gördükçe bu konuda asıl görevin sizlere düştüğüne inanıyorum.”

Taksim’de gece-gündüz

Taksim 24 saat yaşayan bir yerdi. Her daim kalabalıktı. Ama gecenin bir yarısından sonra sakinleşir, pek tekin olmazdı. Polisin çekildiği cumartesi gününden bu yana ise hıncahınç dolu. Gaz beklentisi dışında tedirginlik yok. Mini etekli-şortluya, turiste taciz de yok.
Gündüzleri, kızlı- erkekli lise öğrenceleri meydan temizliğine yardımcı oluyor. Gezi Parkı’nda yoga, resim dersleri veriliyor. Gitar eşliğinde şarkılar söyleniyor, slogan atılıp halaylar çekiliyor.
Geceleri de mesaiden çıkan Taksim’e koşuyor, gün ışıyana kadar da kalıyor. Yani tam bir ‘çapulcu’ mekânına dönmüş durumda.
Dün dünya çevre günüydü. Kesilmekten kurtarılan ve üzerlerinde Roboski ile Reyhanlı’da ölenlerin isimlerinin bulunduğu her ağacın altı gençlerle doluydu. Parkta kandil simidi ve helva da vardı.

DİĞER YENİ YAZILAR