Fenerbahçe mucizesi sürüyor

7 Mayıs 2012

Böyle olacağı, gerilimin doruğa çıkacağı günler öncesinden belliydi. Çünkü sporda şiddeti önlemek amacıyla çıkarılan yasaya meydan okurcasına sürdürülen tahrikler dur durak bilmiyordu.
Güya tüm önlemler alınacak ve tribünlere yanıcı, patlayıcı maddeler kesinlikle sokulmayacaktı. Ama ne gezer! Fenerbahçeli futbolculara tribünlerden kurşun dışında her şey atıldı. Yaşananlar barış, dostluk ve kardeşlik anlamına gelen futbol adına utanç vericiydi. Bu ürkütücü tablo akla ister istemez şiddeti önleyecek yasa yürürlükten kalktı mı, bu kentte vali ve emniyet müdürü yok mu sorusunu getiriyordu.
Kırmızı kartlık pozisyonları görmezden gelen, hele hele ilk yarıda Zokora’nın, Emre’yi sakatlamak amacıyla savurduğu tekmeye kırmızı kart göstermeyen hakem Kamil Abitoğlu için ise söylenecek söz kalmıyordu. Abitoğlu’nun yönetimi bir maçın nasıl çığrından çıkarılacağını gösteren bir ibret belgesi niteliğindeydi.
İlk yarıda Fenerbahçeli oyuncular, futbol oynamaktan çok tribünden yansıyan gerilim ve hakemin berbat yönetimiyle mücadele etmek zorunda kaldılar. Bu maçın Türk futbol tarihine kapkara bir sayfa olarak geçmesini her iki takımın oyuncularının sağduyusu önledi. Özellikle bir-ikisinin dışında tahriklere kapılmayan Trabzonsporlu futbolcular takdiri hak etti.
Fenerbahçe mucizesinin sürdüğü gecenin yıldızı başta büyük çıkışın mimarlarından Baroni olmak üzere tüm futbolculardı. MİLLİYET’teki yazılarıma büyük şair Ziya Osman Saba’nın, “Bütün mucizeler mümkündür” deyişiyle başlamıştım. Fenerbahçe mucizesi bu sözlerimdeki haklılığı kanıtlıyor. Mucize sürüyor...

Yazının devamı...

İşte insanlık bu

2 Mayıs 2012

Çağlayan’da mahkeme Başkanı Ekinci ve üyelerin yemekte özel bir konukları vardı; yargıladıkları İlhan Ekşioğlu’nun yeğeni down sendromlu 18 yaşındaki Murat. Elleriyle yemek yedirdikleri, özenle ağırladıkları Murat’ın da yer aldığı o fotoğraf hafızamdan hiç silinmeyecek

Çağlayan’daki şike davasını yakından izliyorsunuz. Gözlemleriniz nelerdir?

* Evet 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki bazı duruşmaları izliyorum. Özellikle Başkan Mehmet Ekinci ve üye hakimler; Bülent Kınay ve Hikmet Şen’in, sanıklar, tanıklar ve avukatlarla diyaloglarını dikkatle takip ediyorum. Örneğin son duruşma hararetli tartışmalara ve gergin tavırlara sahne olurken, çoğu kez esprili çıkışlarına tanık olduğumuz Başkan Ekinci, otoriter bir yaklaşım sergiledi ve salonu sakinleştirdi. Ayrıca bazı tanıkların yorum niteliğindeki açıklamalarını delil olarak kabul etmemesi ve bunları dikkate almayacaklarını söylemesi de önemliydi.
Ancak ben o duruşma günü gözlerden kaçan çok çarpıcı ve çok insani bir olayın tek tanığıydım. Duruşmalara yemek arası verildiğinde mahkeme heyeti, Başkan Ekinci’nin odasına geçti. Odadaki yemeğin özel bir konuğu vardı: Down sendromlu 18 yaşındaki Murat... Konuk için dışarıdan yemek getirtildi. Başkan ve üyelerin elleriyle yemek yedirerek ikramda bulundukları, özenle ağırladıkları Murat, hiçbirinin yakını değildi. Peki kimin yakınıydı Murat? Tutuklu yargılanan Fenerbahçeli yönetici İlhan Ekşioğlu’nun... Onun öz be öz yeğeniydi. Mahkeme heyetiyle tanışmak istemiş, Başkan ve üyeler de onu yemeğe davet etmişlerdi.
Yargı kararını verecek ve hepimiz saygıyla karşılayacağız. Ama o mahkeme salonu duvarlarının arkasındaki yemeğin fotoğrafı hafızamdan hiç silinmeyecek. Bana “İşte insanlık bu” dedirten sevgi ve şefkat dolu atmosfer kalbimdeki canlılığını hep koruyacak.

Yazının devamı...

Jokeysiz yarış atı

30 Nisan 2012

Kadıköy Şükrü Saracoğlu Stadı’ndaki derbide topa hakim olan, ayağa oynayan, gol üstüne gol kaçıran taraf ev sahibi Fenerbahçe’ydi. Ancak gol yollarını ustalıkla açan kaptan Alex olmayınca beklenen goller gecikmeyle ve güçlükle geldi.
Fenerbahçe bu görünümüyle jokeysiz koşan, ama kazanmak için gayret sergileyen bir yarış atı gibiydi.
İlk yarıda Beşiktaş’ın akılda kalan tek pozisyonu İbrahim Toraman’ın direği yalayarak auta giden sırtla karışık kafa vuruşuydu. Ayrıca ilk yarıda bazı Beşiktaşlı futbolcular sanki bir an önce kırmızı kart görüp, sezonu kapatma gayreti içindeymiş izlenimini verdiler. Üst üste aldıkları sarı kartlarla kendilerini riske attılar.
İkinci yarıda Fenerbahçe’nin ezici üstünlüğü devam ederken hiç beklenmedik anda Egemen’in golü geldi. Fakat tribünlerdeki ölüm sessizliğinin bayram coşkusuna dönüşmesi uzun sürmedi. Sarı-lacivertli taraftarların bitmeyen desteği ve Stoch’un golüyle tribünler tam bir karnaval şenliğini yaşadı.
Ancak attığı golle Beşiktaş’ı umutlandıran Egemen kendi kalesine gönderdiği topla maçın skorunu ilan etti. Böylece şampiyonluk heyecanı bir sonraki maça taşınmış oldu. Perşembe günü İnönü Stadı’ndaki randevu belki de, Süper Final’in dönüm noktalarından... Fenerbahçe eksiklerini de sahaya sürebilirse, yine kıran kırana bir maç izleyebiliriz.
Yaşasın futbol, yaşasın futbolun eşsiz heyecanı.
Maçın akılda kalan bir başka yanıysa, hakem Halis Özkahya’nın tıpkı Hüseyin Göçek örneğinde olduğu gibi oyuncular üzerindeki otoritesini kaybetmesiydi.

Yazının devamı...

Galibiyet garantisi yok!

26 Nisan 2012

Fenerbahçe’nin, Galatasaray karşısında aldığı galibiyet, medyanın büyük bölümü tarafından kaleci Volkan’ın başarılı performansı ve futbol şansına bağlandı. Taktiksel anlamda Aykut Kocaman’a haksızlık yapıldığını düşünüyor musunuz?
- Geçen hafta cuma akşamı Fenerbahçe antrenmanını izledim. Yönetim Kurulu’ndan Ali Yıldırım, Teknik Direktör Aykut Kocaman ve tüm futbolcuların moral motivasyonlarının en üst düzeyde olduğunu, birlik ve beraberlik duygusunun doruğa çıktığını gözlemledim. Hepsi çok istekliydi. Sahadaki idmandan önce Aykut Hoca’nın futbolculara, oynadıkları Galatasaray maçlarını seyrettirerek, yapılan hataları tek tek gösterdiğini biliyorum. Maç öncesinde de yazdığım gibi, kaleci Volkan, maçın seyrini değiştiren, geceye damgasını vuran futbolcu oldu. İdmandaki istekli görünümü ve yüksek konsantrasyonu, bana bu tahmini yaptırdı. Ama galibiyeti sadece Volkan’ın harika oyunuyla izah edersek, diğer takım arkadaşlarına ve Aykut Hocaya haksızlık yapmış oluruz. En başta da Volkan, bu haksızlığa karşı çıkar. Aykut Kocaman, Fenerbahçe tarihinin en zorlu, en kritik sezonunda, takımın her iki kupada da iddiasını sürdürmesini sağlayarak, muazzam bir sportif başarıya imza attı. Peki bu kendiliğinden mi oldu? Tabii ki hayır! Aslında un, şeker ve yağ pek yoktu ama, hoca büyük çabasıyla camiaya mükemmel bir helva sundu!..
Kupada da mücadele sürdüğüne göre Sow’un sakatlığı takımı nasıl etkiler?
- Sow, takıma uyum sağlamış ve son maçlarda performansına artılar eklemişti ki, talihsiz bir sakatlık yaşadı. Oynayabilseydi çok iyi olurdu. Ama ne yapalım, büyük takımlar için büyük futbolculardan birinin sakatlanmış olması, dünyanın sonu değil! Sow oynamazsa Bienvenu oynar, Semih oynar. Kaldı ki, Bienvenu da kendisine verilen fırsatları iyi değerlendirmeye başladı. Aslında Fenerbahçe’de Türkiye Kupası’ndaki Kayserispor karşılaşmasından bu yana, tüm futbolcular adeta tek kişilik takım gibi oynuyor, müthiş bir dayanışma sergiliyor. Bu nedenle Sow”un yokluğunun takımı olumsuz yönde etkileyeceğini sanmıyorum.
Süper Final Şampiyonluk Grubu’nun zirvesinde ezeli rakipler arasındaki puan farkı 2’ye düştü. Galatasaray ve Fenerbahçe için son 4 maçta şampiyonluk kilidini açacak anahtar ne olur?
- Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim edelim. Galatasaray, sezon boyunca ligin en güzel futbolunu oynadı. Fenerbahçe maçında da ezici üstünlük Galatasaray’daydı. Ama şanssızdı. Bundan sonraki tüm maçlar, her iki takım için de çok önemli. Çünkü her hafta sahaya 4 büyük takım çıkıyor. Formda olsunlar veya olmasınlar hiç önemli değil!.. Çünkü bu kulüplerin adları yeter! Yani hiçbir maçta galibiyet garantisi yok! Şampiyonluk adayları için son maçların son saniyesine kadar her şey değişebilir. Ama kanımca şampiyonu, Şükrü Saracoğlu’nda oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray maçı belirleyecek.

Yazının devamı...

Aman Allahım ne maçtı!

23 Nisan 2012

Oyunun ilk çeyreğinde Galatasaray, Fenerbahçe kalesini adeta ablukaya aldı. Sarı-kırmızılılar, tezahüratı gök görültüsüne dönüştüren akustiğin de itici gücüyle atak üstüne atak yapıyordu. Buna karşılık ligin ayağa en iyi pas yapan ekibi olan Fenerbahçe ise bu çok kritik dakikaları oyun disiplinine mutlak sadakatle geçiştirmeyi başardı.
Derbiler, sürprizlere gebedir... Nitekim tribünler Galatasaray’ın her an bir gol atmasını beklerken tam tersi oldu. Alex usta sahneye çıktı ve harika bir asistle Ziegler’e golü attırdı.
Galatasaray tüm maç boyunca oyunun hakimiydi. Fakat son karşılaşmalarda yardımlaşmayı benimseyip, takım oyunu oynamaya özen veren Fenerbahçe de iyi bir direniş gösterdi.
Derbiye damgasını vuran futbolcu ise daha önce de bu maçın kader adamı olacağını söylediğimiz kaleci Volkan Demirel’di. Fenerbahçelilerin yürekten sevdiği Volkan tek kelimeyle muhteşemdi.
İkinci yarıda ezici üstünlük yine Galatasaray’daydı. Beklenen Galatasaray golü de, duran topa vuruş ustası, Türkiye’nin en iyi futbolcusu Selçuk İnan’dan gelmekte gecikmedi. Golün ardından Galatasaraylıların peş peşe kaçırdığı inanılmaz fırsatlar Fenerbahçeli seyircilerin yüreklerini ağızlarına getirecek türdendi.
Ammaa... Stoch’un futbolda bütün mucizelerin mümkün olabileceğini gösteren golü tüm hesapları alt üst ediverdi. Fenerbahçe’nin son maçlarında giderek bir taktik ustası olduğunu kanıtlayan Aykut Kocaman’ın oyun planı, bir kez daha başarıya ulaştı. Galatasaraylılar şampiyonluk turu atmayı düşlerken, karşılarına Kadıköy Şükrü Saracoğlu Stadı çıktı.
Böylece büyük heyecan son haftaya kadar taşınmış oldu.

Yazının devamı...

İbre G.Saray’dan yana

19 Nisan 2012

- Süper Final’in ilk hafta sonuçları gösterdi ki, şampiyonluğun iki adayı var. Beşiktaş ile Trabzon’un bu durumları, Galatasaray’ın avantajını artırıyor mu ?
* Evet, artırıyor. Trabzonsporlu ve Beşiktaşlı futbolcular, şampiyonluk yolunda bir şanslarının kalmadığına inanmış görünüyorlar. Trabzonspor’un sezonun en güzel futbolunu oynayan Fenerbahçe karşısında yapabileceği bir şey yoktu. Fenerbahçe öylesine başarılı bir takım oyunu sergiledi ki, süper golcü Burak Yılmaz, maç boyunca neredeyse topa vuramadı! Beşiktaş ise hızlı başladığı Galatasaray maçında, hem bazı yıldızlarının eksikliğini hissetti, hem de Quaresma gibi oyunun kaderini etkileyebilecek oyuncuların çoktan havlu atmış olmaları nedeniyle, Galatasaray’a yenilmekten kurtulamadı. Siyah-beyazlı futbolcular maçın başında istekli görünmeleri ve birkaç önemli pozisyon yakalamalarına rağmen, Hüseyin Göçek ve arkadaşlarının armağan ettiği ofsayt gol sonrasında tüm konsantrasyonlarını kaybettiler. Hüseyin Göçek, santrayı gösterirken, aslında şampiyonluk maçlarının da -büyük sürprizler olmazsa- bittiğini işaret ediyordu!
- Galatasaray ile Fenerbahçe’nin pazar günü oynayacakları maç şampiyonluk rotasını ne kadar etkiler ? Derbilerin sonucu belli olmaz ama, siz hangi skoru öngörüyorsunuz ?
* Galatasaray yenerse şampiyon belli olur. Beraberlik veya Fenerbahçe’nin galip gelmesi halinde ise şampiyon, Şükrü Saracoğlu’ndaki maçta ilan edilir. Oysa play off maçları başlarken benim gibi futbola gönül verenlerin en büyük dileği, şampiyonluk heyecanının son haftaya kadar devam etmesiydi. Ancak hiç kimse, Hüseyin Göçek ve arkadaşları gibi, maçın büyük bölümünde çelişkili düdükler çalan, çok net pozisyonları göremeyen ve oyunun kontrolünü kaybeden bir hakem ekibinin bu heyecanı, daha ilk haftada sona erdireceğini düşünememişti!
Dahası, geçen sezon Fenerbahçe’nin Gaziantepsporla oynadığı karşılaşmanın 30’uncu saniyesinden başlayarak, tüm maç boyunca hatalı kararlar veren ve ligin kaderini düdüğüyle belirlemesine ramak kalan Göçek’e, bu kritik süreçte görev verilebileceği hiç tahmin edilmemişti.
Derbide iyi oynayan kazansın. Ama ondan da önemlisi dostluk kazansın.

Yazının devamı...

Yıldızların altında...

16 Nisan 2012

Büyük maçlar futbol yıldızlarının pırıltısıyla büyür, hatta göz kamaştırır. Dün gece Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nda da göz kamaştıran bir maç ve futbol seyrettik...
Başta kaptan Alex, sonra tek kişilik takım gibi oynayan, gol atan ve attıran Baroni... Yarış atları gibi hiç durmadan koşan ve Fenerbahçe’ye geldiği günden bu yana en güzel futbolunu oynayan Mehmet Topuz... Güç şartların arkadaşlık ve dayanışma duygusuyla birbirine kenetlediği tüm Fenerbahçeli oyuncular.
Kulüp tarihinin en zorlu sezonunun ve Kayserispor’la hafta arası oynanan kupa maçının yıpratıcı yorgunluğu üzerine Trabzonspor karşısında ortaya koyulan futbol, tribünlerdeki taraftar için de adeta bir hayat iksiri gibiydi. Özetle Fenerbahçe final maçlarının başlangıcında alkışı hak eden bir oyunla sahne aldı.
Her savaşın kahramanlar yarattığı bilinir. Fenerbahçe için bu sezon inanılmaz güçlükler ve saldırılarla savaşılan, mücadele edilen bir yıl oldu. Bu savaş da kendi kahramanını yarattı. Kahramanın adı teknik direktörlüğünün yanı sıra lider kişiliğiyle de takdiri hak eden Aykut Kocaman’dır...
Bu arada sorumlu mevkide bulunanların günlerdir sorumsuz davranış sergilemelerine karşın tahriklere kapılmayan ve sportmence davranan Trabzonsporlu futbolcular da takdiri hak ettiler.
Fenerbahçe alkışlarla başladığı maçı hiç dinmeyen alkışlarla bitirerek haklı bir galibiyet aldı. Dileriz şampiyonluk play-off’unda oynanan tüm maçlarda, tüm takımlar böylesine alkışlanan güzel bir futbolla seyircinin beklentisine cevap verirler. Yaşasın futbol, yaşasın centilmenlik...

Yazının devamı...

‘Mümkündür bütün mucizeler!’

13 Nisan 2012

Ken Bates adını hiç duydunuz mu? Kim olduğunu bilir misiniz? Hemen belirteyim, Ken Bates, bir futbol kulübünün başkanıdır.
Hani 2000 yılında İstanbul’da oynanan Galatasaray maçı öncesinde iki taraftarı bıçaklanarak öldürülen Leeds United var ya, işte o kulübün başkanı...
Bu müessif olaydan yıllar sonra, 2006 “Dünya Fair Play Haftası”nda, Ken Bates”e bir mektup yazdım.
Önce kendimi tanıttım. Soruşturmacı televizyon gazetecisi olduğumu ve Fenerbahçe’de yöneticilik yaptığımı belirttim. Olaydan utanç duyduğumuzu, en derin acıyı da ezeli rakibimiz Galatasaraylılar’ın yaşadığını anlattım. Türkiye’nin görülmeye değer, harikulade bir ülke olduğunu, üç beş holiganın yaptıklarına bakarak, bu güzel ülkenin iyi kalpli, konuksever insanlarını suçlamanın büyük haksızlığa yol açacağını ifade ettim. Mektubumu şu satırlarla bitirdim:
“Sayın Başkan,
Futbol, ırk, din, dil ve cinsiyet ayırımı yapmaksızın tüm insanlığın buluştuğu eşsiz bir dostluk , sevgi ve barış köprüsüdür. Sporun bu evrensel mesajından güç alarak sizi, İstanbul ve Leeds kentleri arasında dostluk ve barış köprüsünü yeniden kurmaya çağırıyorum. Bu amaçla biz, Dündar Ailesi olarak, holigan kavgasında hayatını kaybeden Leeds United taraftarlarının ailelerini, İstanbul”a davet ediyoruz. Onları ağırlamaktan, güzel ülkemizi ve insanlarımızı tanıtmaktan, büyük mutluluk duyacağız. Gidenler geri gelmez, ama inanıyorum ki, bu ziyaretten sonra, acılı ailelerin düşüncelerinde büyük değişiklik olacak. Lütfen futbolun dostluk ve barış köprüsünde buluşmamıza yardımcı olun”.
Başkan Bates, çağrıma hemen olumlu cevap verdi. Ancak tüm çabasına karşın, İngiliz ailelerle, İstanbul’daki barış köprüsünde bir araya gelmemiz mümkün olmadı!

Yazının devamı...