AKIL HASTALIĞI TEDAVi EDiLEBiLiR, PEKi YA AKILSIZLIK?

12 Temmuz 2012

Bir bilimadamı, şizofreni tedavisini tümden değiştirecek bir buluşa imza atar. Medyada ‘Şizofreniye Çare Bulan Adam’ başlığıyla haber olur. Çalışmalarını tamamlamak isterken, rant peşindeki güç odaklarının engeline takılır. Hükümet de devreye girer ve duruma siyasal kamuflaj vermek için bilimadamı hapse atılır. Ve olaylar gelişir...
Çok heyecanlı, pek pahalı bir Hollywood filminin özeti gibi değil mi? Hele bir de başrolde Robert De Niro olursa! Ama film değil, gerçek bir hikaye bu. Ve günümüzde, bugün, güzide ülkemizde yaşanıyor.
Bilimadamı Prof. Dr. Tayfun Uzbay.
Tam açılımıyla Prof. Dr. Eczacı Kıdemli Albay Tayfun Uzbay.
Şizofreni tedavisinde dopamin hipotezini tamamen yıkan agmentin hipotezini ortaya koyuyor. O günden beri de başı dertten kurtulmuyor.
Şizofreni, sebebi beyindeki kimyasal değişimlerle açıklanan akıl hastalığı. Bu akıl hastalığında yıllardır en kuvvetli ve kabul gören hipotez, dopamin hipotezi. GATA Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay ve ekibi, yeni bir tedavi alternatifini geliştirip ortaya koyar: Agmentin hipotezi.
Ekip, alkol ve madde bağımlılığıyla şizofreni arasındaki ilişkinin nörobiyolojik temellerini araştırırken, beyinde de bulunan agmentin isimli kimyasalın deney hayvanlarında şizofreni belirtilerine neden olduğunu gözlemler. Üstelik agmentinle oluşan model, ilaç geliştirme çalışmalarında kullanılan standart modelden daha güçlüdür. (Bilgiler 10/7/2012 tarihli Aydınlık gazetesinden alınmıştır)

Yazının devamı...

ÖYLE BiR SEZON FiNALi Ki

21 Haziran 2012

Aylin ve Soner artık mutludurlar. Kavuşmuşlar, evlenmişler, bebek beklemektedirler. Fakat halleri öyle acayiptir ki, Süleyman bile “Arkadaş bu ne gerilimli mutlulukmuş böyle ya, ayrı olduğunuz zamanlar bile bu kadar üzgün değildiniz, tedirginlikten can vereceğim ama ya” diye isyan eder...
Karolin’in öpüştüğü adamların kurşun yeme geleneği bozulmamıştır. Bu kez de ahir yaşında şeytana uyup sarışın cadının dudaklarına yapışan Ekrem Bey vurulmuş, hastanelik olmuştur. Dizimizin altın kuralı da budur zaten. Her bölüm mahkemeye, hastaneye ve hapishaneye düşmesi gereken üç tip olmadan asla yürümez...
Ali Kaptan, yıllar sonra denize açılmaya karar vermiştir. Eski bir tekne bulur, kazıyıp boyar, teknenin adını ‘Eğer Bir Dolap Çeviriyorsan Gebertirim Seni’ koymayı düşünür ama sığmadığı için ‘Kaderim’ koyar. Denize dönme kararına eski karısı ve çocukları aşırı şaşırırlar. Öyle ya, kaptan adamın denizde ne işi olur ki...
Soner, bebek beklerken ödül gelir. TÜSİAD, ‘işiyle zerre ilgilenmeyen yegane çok zengin işadamı’ olması nedeniyle Soner’e şilt verir ama onu almaya da gene Süleyman gider. Aynı törende bulunan Halit Ergenç, Süleyman’ı “Benim padişahlığım nedir ki hocam, ekranların gerçek Muhteşem Süleyman’ı billa da sensin” diyerek tebrik eder...

Tanrının Flemenkçe bilmediğini sanmaktadır
Bu arada Karolin, Hollandalı’dır ama her nedense yalnız kaldığında Tanrı’ya İngilizce yalvarmaktadır. Belki de Karolin, Tanrı’nın Flemenkçe bilmediğini sanmaktadır...
Minik Osman, ailesinin yaşattığı dertler nedeniyle aklını şaşırmış, Gesi Bağları’yla Türkçe Olimpiyatları’na katılmak için hazırlanmaktadır. El kızartmaca oynadığı Ahmet Enişte’nin “Oğlum, sen zaten Türksün, almazlar seni o yarışa, boş yere derslerinden olma” uyarısı üzerine kendine gelir...

Yazının devamı...