Geri Dön
Cumartesi“Şarkı benim olgunlaşmamı beklemiş”

“Şarkı benim olgunlaşmamı beklemiş”

Sözü ve müziği kendisine ait son teklisi “Sen de İnanma” için Evrencan Gündüz, “Şarkıyı 17 yaşında yazdım. Şarkı zaten olgun bir şarkıydı ve sanki benim olgunlaşmamı beklemiş bugüne kadar” diyor.

“Şarkı benim olgunlaşmamı beklemiş”

Seyhan Akıncı

Sen de İnanma” genç müzisyen Evrencan Gündüz’ün henüz 17 yaşındayken kaleme aldığı bir şarkı. Yıllardır heybesinde gezdirdiği parça için “Şarkı zaten olgun bir şarkıydı ve sanki benim olgunlaşmamı beklemiş bugüne kadar” diyor. Yaklaşık 4 yıl önce ailesiyle birlikte Ege’de bir köye yerleşen Gündüz, gitar sehpasından telefon altlığına müzik dışı üretimler de yapıyor. Kadıköy’de bir araya geldiğimiz Evrencan Gündüz ile yeni teklisi “Sen de İnanma”dan babası Asım Can Gündüz’ün duvarda çalınmayı bekleyen özel yapım gitarına kadar pek çok şeyi konuştuk.

“Sen de İnanma” teklisi geldi yakın zamanda. Şarkının hikayesini dinleyebilir miyiz?

Şarkıyı 17 yaşında yazdım. Kalpleri birbirine çok açık olan insanların birbirlerini kırmasından dolayı kimse kimseyi arayamıyor. Nedenini kimse bilmez. Hani Sezen Aksu der ya “Kuyruğunu bir kıstıracaksın önce” bunu büyüyünce anlıyoruz. Bazı insanlar da büyüyemiyor. Yaşı büyüse de kendi büyüyemediği için en yüce, kutsal şeyin sevgi olduğunu anlayamıyor. Ben de bunları görünce hayallerinde hâlâ birlikte olan ama maddesel boyutta bunu yaşayamayan insanlara yazdım şarkıyı.

17 yaşında bir çocuk için o kuyruğu kıstırma halini anlamış olmak şaşırtıcı. Evrencan 17 yaşında nasıl bu hale uyandı?

Benim inancıma göre yaşamlar öncesinde de çok kez uyanmış olduğum bir konu bence. Bu yaşamda da uyandığımı sezimsediğim bir andı. Müzik aracılığıyla da size verileni ortaya çıkarabiliyorsunuz. Aslında bir şeyi bilmeniz gerekmiyor, o an içinizden ne gelirse söylüyorsunuz. Her sanatçı bunu bir kere yaşamıştır eminim; bir şiir yazarsınız ve dersiniz ki bunu ben mi yazmışım? Şarkı zaten olgun bir şarkıydı ve sanki benim olgunlaşmamı beklemiş bugüne kadar.

Peki, 25 yaşında Evrencan aşka nasıl bakıyor, nasıl yaşıyor, nasıl tanımlıyor?

Aşkı bir insandan ziyade bir bütüne olan sevgi gibi görüyorum. Bir ağaca ya da hayvana olan aşkım bana daha gerçek geliyor artık. İnsanın kendiyle olan aşkı da çok güzel. Kendiyle barışık olması. Çünkü aşk, her şeyi koşulsuz sevmektir. Karşındakini hatalarıyla her şeyiyle sevmektir. Kendine de aşk duymak, hayvanlara da aşk duymak beni daha çok cezbediyor şu an.

Pandemi kendimizle daha fazla başbaşa kaldığımız ve kendimizi sevmeyi zorlu kılan anları getirdi. Hiç böylesi anlar oldu mu?

Uzun zamandır görmediğim biriyle ayaküstü 5 dakika konuştuğumda kendimi gereksiz mutlu hissediyorum. Evde bir daralma hali var. Zaman orada geçiyor. Dışarı çıkıp yürüyorsunuz ama yine de olmuyor. Bir şey eksik kalıyor. İnsanlar birbirlerine ne kadar bağlı ve muhtaç! Bir yanda hayattan ve insanlardan soyutlandığım bir yaratım alanı oluşturdum kendime. Köydeki evime stüdyo kurdum. Ahşapla ilgilendim. Başka canlılarla iletişime geçmek de güzel ama insan olmadan bazen olmuyor.

Köydeki yaşamınızdan bahsetmişken blogunuzda 4 yıl önce taşındığınızda orada 10 kişinin yaşadığından bahsediyorsunuz. Neler değişti?

Tabii köyümüzün nüfusu arttı. Kiralar arttı. Güzel olana konuyoruz. Hemen konup yok etmeye çok meraklıyız. Pandemiden dolayı insanlar ya memleketine gidiyor ya da Ege’ye yerleşiyor. İnsanlar bir arsa alalım da kendi fasulyemizi, marulumuzu ekelim düşüncelerine girdiler. Bizim köyümüz de buna çok elverişli. Kural ihlaline yatkın bir gezegende yaşadığımız için insanların doğayı tahrip etmesinden korkuyorum. Köy bana nasıl iyi geliyor derseniz... Hiçlik iyi geliyor. Sessizlik iyi geliyor. Sessizliğin içindeki sesi duymak iyi geliyor.

Köyde müzik üretimleri dışında başka üretimleriniz de var... Ahşapla ilişkiniz nasıl başladı?

Kendime bir gitar sehpası yaptım ve bir güzel boyadım. Bir şeyi kendi elinizden çıkarınca şunu soruyorsunuz, elimden gelen her şeyi ben mi yapmalıyım? Sonuçta cevabı evet oldu. Kendi enerji ve niyetlerimle bir şey yaratıyorum ve o temiz niyetler işlediğimiz ağaca da geçiyor. Manevi olarak evimizin değeri artıyor ve evimiz de bizimle bütünleşiyor. Yediveren hep limon veriyor. “Medcezir”i söylerken yediverenin ne olduğunu bilmezdim. Her mevsim limon veren bir ağaçmış. Bizim arka bahçemizde var. Bunu öğrenince şarkıyı daha iyi anladım. Böyle şeyler de oluyor pandemide.

Müzisyen olarak nasıl bir yansıması oldu bu dönemin?

İki senedir oturup adamakıllı gitar çalışmıyordum. Eskiden akşamlara kadar çalardım. Annemle babam derdi ki yattık gürültü oluyor uyu. İkinciye uyarır, üçüncüde kızarlardı. Şansımı gecenin sonuna kadar çalmak için zorlardım. O kadar aşıktım enstrümanıma. Bu kadar meraklıydım öğrenmeye. Bir zaman sonra sadece prova ve konserlerde öğrenir oldum. Hayat akışında fazlasına zaman bulamıyordum. Pandeminin ortasında çalamıyordum. Çok kızıyordum kendime. Gitarı tekrar sevip, sabırla ilişki kurup, ona duyduğum sevgiyi fark edip, tamam çalışmaya başlıyorum dediğimde inanılmaz mutlu oldum. Albüm sürecine girmeden her gün birer saat çalarak o rutini kazanmaya başladım. Aslında gitarla ilgili birçok şeyi bilmediğimi ve eksik olduğumu fark ettim. Bununla ilgili videolu günlük tutuyorum. Farkındalıklarımı kaydediyorum. Enstrümanımla olan ilişkimi güçlendirip, ona olan sevgimi kazanmamı sağladı. Pandeminin bana hediyesi bu oldu.

“Beni çal deyişini hissettim”

Bugün size eşlik eden gitarın sizin için özel bir anlamı var...

Babam bu gitarı Ukrayna’da yaptırdı. Babam vefat ettiğinde gitarı evden aldım. Çok uzun zaman çalmadım. Hep köşede durdu. Çünkü babamın elleri ördek gibi perdeliydi ve dikişliydi. Dolayısıyla elleri normal bir insanın elleri gibi değildi. Bir sürü dikiş izi vardı. Her gitarı kullanması mümkün olmadığı için kendi gitarlarını tasarlamıştı. Cayır cayır bir gitar ama ben çok iletişimde olamadım. Kalbim eşleşmedi. Ama Anadolu Funk’ın ilk kayıtlarını almaya başladığımızda arka odada duvarda dururdu. Her geçtiğimizde birinin saçına, kazağına takılırdı. Onun da bir canı var ve beni çal diyordu. Bu oyunun adamı benim diyordu resmen. Beni çal deyişini hissettim ve tamam dedim. Tellerini değiştirdim, bakımını yaptım kayıtta istediğim sonucu verdi. Onu çalabildiğime, babamın enerjisini taşıyan bir gitarı, onun da izlerini taşıyan bir albümde, ona atıfta bulunan rock&roll bir türküde bu gitarı kullanabidiğim için çok mutluyum.

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler