Dünya'Altın hücumu'nda neler yaşandı? Külçe külçe kazandı, yumurtaya yatırdı

'Altın hücumu'nda neler yaşandı? Külçe külçe kazandı, yumurtaya yatırdı

29.10.2022 - 09:48 | Son Güncellenme:

Antik çağlardan beri değer ve statü sembolü olan altını bulup elde etmek için yapılan yolculuk birbirinden ilginç hikayelerin de ortaya çıkmasına sebep oldu. Yıllarca devam eden, kitaplara ve efsanelere konu olan Alaska'daki 'altın hücumu'na dair detayları anlatan kişi ise dünyaca ünlü bir yazar oldu.

Altın hücumunda neler yaşandı Külçe külçe kazandı, yumurtaya yatırdı

Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek - Alaska’da altın arama fikri 1896-1897 yıllarında ortaya atıldı. Bu fikrin kaynağı, Yukon’da Klondike altının keşfiydi. Ancak bundan 15 yıl kadar önce Kanadalı Jon Juneau ve Richard Harris, Alaska'nın ilk önemli altın keşfini 1880'de yaptılar. Yapılan keşiflerle halk arasında efsaneler anlatılmaya başlandı. Birçok insan eksi 28 derece dondurucu Alaska soğuğunda ölme pahasına bu maceraya katıldı. Tarihler 1906’yı gösterdiğinde Amerikalıların altına olan ilgisi Ruslarınkini geçmişti. Yanlarında 10 ila 30 günlük erzak, yem ve malzeme alıp Alaska’ya giden gruplar ortaya çıkmıştı. O güne kadar yalnızca Yukon'un Dawson şehrine posta taşıyanların kullandığı köpekli kızaklar artık altın peşine düşenlerin de hayatına girmişti.

Haberin Devamı

Altın hücumunda neler yaşandı Külçe külçe kazandı, yumurtaya yatırdı

BU MACERA NASIL BAŞLADI?

1849’da California Gold Rush kurulmadan önce Yukon’da altın olduğu kulaktan kulağa yayılmıştı ancak 1870’lere kadar kimse oraya gitmedi. 1896’da şartlar değişince yaklaşık bin 500 kişi Alaska’ya doğru yola çıktı. O yılın yani 1896’nın ağustos ayında Amerikalı maden kâşifi George Carmack, Skookum Jim ve Tagish Charley adlı iki Yukon yerlisi ile bugün hâlâ altının merkezi olan Klondike Nehri’ne doğru bir yolculuk yaptı. Tavşan Deresi’ne gelip altın aramak için kamp kurdular ve çabaları da bir müddet sonra sonuç verdi. Takvimler 16 Ağustos’u gösterdiğinde Carmack ya da Skookum derede pan (derede altın aranan tas) ile bir altın külçesi buldu. Araştırdıklarında o bölgenin altın yataklarıyla dolu olduğunu keşfettiler. Carmack bu keşfi şu sözlerle anlattı:

Haberin Devamı

"Hayat oyununda kendime bir floş (poker oyununun en büyük kâğıdı) atmış gibi hissettim. Tüm dünya bir ikramiyeydi."

1897’de altın yüklü iki gemi Seattle ve San Francisco’ya demir atana kadar, Alaska’da altın olduğu sadece Yukonlu yerliler arasında konuşuluyordu. Gemilerde toplamda 2 tondan fazla altın vardı. Peki, bundan 4 buçuk milyar yıl önce dünyanın yüzeyini yanardağlar erittiğinde, nasıl oldu da altın diğer madenlerle birlikte dünyanın merkezine doğru çökmedi?

Altın hücumunda neler yaşandı Külçe külçe kazandı, yumurtaya yatırdı

Altın da diğer madenlerle dünyanın merkezine çökmek zorundaydı ve çöktü. Alaska’da nehirlerde ve yüzeye yakın yerlerde altın olmasıysa başka bir olayın sonucuydu. Yer kabuğunda her bin ton madde içinde sadece 1,3 gram altın bulunuyor. Ancak bu oran, gezegenin oluşmasıyla ilgili kabul edilmiş model için bile hâlâ oldukça yüksek. Londra'daki Imperial College'dan yerbilimci Matthias Willbold bunu şöyle açıkladı:

"Teoriye göre Dünya, oluşumunun ardından bir miktar altın taşıyan meteorların yağmuruna maruz kaldı. Bu, altının yer kabuğu ile Dünya’nın merkezi arasında kalan katmana ve yer kabuğuna dağılmasına neden oldu." 

Yani Alaska’daki altının sırrı, 10 milyonlarca yıldır bu meteorların parçalarının eriyen buzul sularıyla akarsulara karışmasından kaynaklı olabilir. 

PARASINI ALTINA YATIRAN EN ZENGİN KADIN

Belinda Mulrooney de 1897 baharında ipek kadın iç çamaşırı ve termos ticareti yapmak için Dawson’a geldi. Hızlı bir şekilde getirdiklerinin altı katını sattı ve kârı bir restorana, bir karavana, altın yatırımına ve ‘Fairview’ adında zarif bir otele dönüştürdü. Dawson'ın gazeteleri onu “Klondike'deki en zengin kadın” olarak ilan etti. Ancak Mulrooney için her şey istediği gibi gitmedi. Fransız aristokrasisinden “Kont” olduğunu iddia eden Charles Eugene Carbonneau ile evlendi, aslında kendisi bir şampanya üreticisi ve eski bir berberdi. Mulrooney bu evlilik sebebiyle tüm servetini kaybetti. 

Haberin Devamı

Mulrooney’in her şeyini kaybetmeden önce ortaklık kurduğu 'Klondike Kralı' olarak bilinen Alex McDonald ise yerliler tarafından şöyle tanıyordu: "Kendisine yeni bir teklif sunulduğunda çenesini yavaşça ovmak gibi tuhaf bir alışkanlığı olan, temkinli ve ağzı kapalı bir adam. Ne kadar çekici olursa olsun, her teklife önce ‘Hayır’ der, böylece üzerinde düşünmek için zaman kazanır."

McDonald's'ın konuşmasındaki yavaşlık 7 ila 27 milyon dolar arasında bir servet edinmesini sağlayan kurnazlığını ve ticari zekâsını gizliyordu. Bundan yaklaşık 15 yıl sonra dünyanın en lüks ve büyük transatlantik gemisi Titanic’in 7,5 milyon dolara mal olduğu ortaya koyulduğunda McDonald’s’ın neden 'Klondike Kralı' olduğu anlaşıldı. 1800’lerin sonunda Dawson’da, zengin olup servetini kaybedenler ile servetini koruyanlar bir aradaydı. Klondike Nugget Gazetesi, Dawson’da olanları şöyle yazmıştı: “Şu anda Dawson büyük bir hayal kırıklığı yaşayan adamlarla dolu.”

Haberin Devamı

ALTINDAN KAZANDI, YUMURTAYA YATIRDI

1898 yazında altın tarlalarına en yakın kasaba olan Dawson, Kanada'nın en kalabalık şehirlerinden birine dönüştürüldü. Altın tozu ve külçeler artık alışverişlerde ödeme olarak kabul ediliyordu. O dönemde kumar ve kart oyunları da tarihteki en popüler dönemini yaşıyordu. Carmack da kendi şansını ‘floş’ diye ifade ederken, "pokerde bir elde toplanan aynı renkten ve aynı türden beş kâğıdın birbirini sıra takip etmesiyle meydana gelen oyunun en büyük kâğıdını" kastetmişti.

1896’da Eldorado Creek'teki bir oyunda bulaşıkçılık yaparken zengin olan "Swiftwater" yani Bill Gates de Amerikalı bir servet avcısıydı. 1935'te Peru'da madencilik yaparken öldüğünde kazandığı serveti kısa süre içinde kumarla ve kadınlara düşkünlüğüyle kaybetmişti. Bill Gates’in servetini kaybetmesiyle ilgili birçok iddia vardı. Anlatılan bir hikâyeye göre Gates, 19 yaşındaki güzel bir hayat kadını olan Gussie Lamore’a âşık olmuştu. Genç kadının yumurtaya bir düşkünlüğü vardı. Ancak dondurucu derecede soğuk Dawson ikliminde yumurta elmas kadar değerliydi. Gates yemek yedikleri yerde menüdeki en pahalı ürün olan ‘sahanda yumurtayı’ Lamore için sipariş etti. Gates’in hata yaptığı yer de tam olarak burasıydı. Genç ve güzel hayat kadınını etkilemek için restorandaki tüm yumurtaları sipariş etmişti. Gates o güne kadar büyük zorluklarla altından kazandığı paraları, çok hızlı bir şekilde yumurta ile kaybetmişti. 

Haberin Devamı

Altın hücumunda neler yaşandı Külçe külçe kazandı, yumurtaya yatırdı

ALTINI YAZARAK PARA KAZANDI

Jack London ise Kaliforniya Üniversitesi’ndeki eğitimini yarıda bırakarak, 1897'de 21 yaşındayken 'altın hücumu'na katıldı. Ailesinden para alarak, altın tarlalarına gitti. Ancak Yukon'daki ilk kışında C vitamini eksikliğinden kaynaklanan iskorbüt hastalığına yakalanınca pes etti. Daha sonra deneyimlerinden yararlanarak 'Vahşetin Çağrısı'nı ve diğer kitaplarını yazdı. London başarısız bile olsa öylesine etkilenmiş olacak ki neredeyse tüm romanlarında Alaska, Yukon, Dawson ve altın madencilerinden bahsediyordu.

Jack London için Alaska’da altın aramak kısa süren hayatının anlam kazanmasını, kitaplarında bahsettiği altın avcılığının efsaneleşmesini sağlayacaktı. ABD'li yazar, altına hücum hareketine minnettardı: “Kendimi Klondike'de buldum. Orada bakış açınızı elde edersiniz.” 

1899 yazında, Alaska'nın Nome sahillerinde altın bulunduğuna dair haberler yayınlandı. Yazılanlar madencilerle dolu Yukon'dan toplu bir göçü tetikledi. Yaklaşık 17 bin nüfusa sahip olan Dawson, 8 bin sakinini kaybetti. Tarihin son büyük altına hücum hareketi bu olayla fiilen sona erdi. Tarihçi Pierre Berton da daha sonra üç yıllık altın hücumu hakkında, "Yaklaşık otuz ya da kırk bin kişi Dawson'a ulaştı. Bu sayının sadece yarısı altın aramaya zahmet etti ve bunlardan sadece dört bini altın buldu. Dört bin kişiden birkaçı, kendilerine zengin diyebilecek kadar büyük miktarda altın buldu ve bu talihli adamlardan sadece birkaçı servetlerini elinde tutmayı başardı" diye yazmıştı.

Maddi karşılığı zamana göre değişse de değerli bir kaynak olarak görülen altına ilgi hiç azalmadı, aksine katlanarak arttı. Bir gün tutkuyla peşinden koşulan altın bitecek olsa da onun değerli oluşu hiç değişmeyecek.