Geri Dön
EgeAnımsamalar-unutkanlıklar

Anımsamalar-unutkanlıklar

Anımsamalar-unutkanlıklar

Hayatta ne yaparsanız yapın, etrafınızı sizinle tartışabilecek akıllı insanlarla çevreleyin.

John Wooden

Körfez’de iki yaka arasında yenilenmiş vapurlarımızla gidip gelmeyi seviyorum. İsimleri anılarıma taşıyor, sevinç ile hüzün ikileminde gelgitler yaşıyorum. Futbolculuğuna tanıklık edemediğim Vahap Özaltay’la İzmirspor’daki antrenörlük-futbolculuk ilişkilerimizi anımsıyorum, gözlerim buğulanıyor. Yaşamımın her evresinde hatırladığım büyük insan, olağanüstü futbolcu, değerli hocam Sait Altınordu’yla Talebe Çayırı’nda bir antrenman öncesi yaptığımız söyleşi, profesyonelliğimin ilk günleriydi. “Transferde ne kadar aldın?” “10 bin lira hocam. Yarısı peşin, yarısı senet.” Hocamdan yanıt: “İyi para. Biz cebimizden vererek oynadık.” Doğruydu. Büyük insan Sait Altınordu, paranın hükmettiği değil; paraya hükmeden, önemsemeyen, içinde herkesi barındırdığı, kocaman yürekli bir simgeydi. Metin Oktay’la lacivert sularda gezinirken, Damlacık formasıyla ilk halini, çocuk yaşımda peşine takıldığım zamanları, Yün-Pamuk, İzmirspor, Galatasaray ile Alsancak’ın toprak zemininde fileleri sarsan, unutulmaz gollerini, 19’uma geldiğimde karşısında oynarken yine onu seyrederek paralize olmuş halimi... Manisa’dan Göztepe’ye gelişlerini bildiğim, Gürel-Gürsel Aksel kardeşler ve Gürsel Abi... Muhteşem insan ve de koca kaptan... Maçı kazanma isteğiyle çevresine akıttığı pozitif enerji, kaybetme kuşkusuyla takım arkadaşlarına gönderdiği yüksek volümde seslenişler... Bir keresinde rakiptik. Karşılıklı oynuyorduk. Öyle öfkeliydi ki dayanamadım seslendim, “Kaptan. Niye kendini böyle hırpalıyorsun?” Yanıtı, “Baksana Bülent. Kötü oynuyoruz.” Ve Gode Cengiz Kocatoros... Karşıyaka’da adına park var, Körfez’de vapur... İrikıyım, güçlü bir figür. Karşısında oynamak, direnmek sorun. Yüklendi mi, yıkıyor geçiyor. Alsancak’ta yine bir keresinde top yüksekten geliyordu. İkimiz birlikte yükseldik. Ve kafalarımızın çarpışması, tribünlerden işitildi. Hayret, ayakta kaldık. Günümüzde çimler üzerinde uzanıp kalanlara baktıkça anımsarım Gode’yi. Ve de parklarımız... Konak-Adnan Süvari... İzmir, Göztepe, Türk futboluna bilgisiyle, donanımıyla yadsınamaz büyüklükte yenilikler getirmiş bir futbol bilgesi. İzmir karmasında futbolcusu olmaktan onur duyduğum, futbolun filozofu. Ve nihayet eski kadim dostum. İzmir genç ümit karmasında, Ümit Milli Takım’da birlikte oynamaktan onur duyduğum, anımsadıkça özlediğim büyük futbolcu, güzel insan Nevzat Güzelırmak’ın Kahramanlar Parkı. İçinde gezindikçe anılarım, acemi elde patlatılmış şampanya gibi köpükleniyor. Futbolu adımlamaya başladığımız ilk günler, bir kış ortasında Türkiye Genç Takımlar Şampiyonası Konya’da düzenleniyor. Basmane Garı’ndan akşamın karanlığında, ocağın ayazında kara trenle Konya’ya gönderilişimiz. Dört gün ara vermeden, dinlenmeden kar üstünde dört maç oynamamız. Ve son maçta kırılan direncimizle sahada yedi kişi kalışımız. Anlatmak için yaşamak, geride kalan son mohikan gibiyim. Gemiler, parklar, caddeler... Yaşadığı anlara anlam katanları unutmamak, unutturmamak için verilmiş isimler. Toplumlar içinde gelenekselleşmiş bir ödevi yerine getirme. Peki ya unutulanlar? Ya da anımsamak için yaşamdan ayrılması beklenenler. Yanlış anımsamıyorsam Mazhar Zorlu Abim’in söyleme dönüştürdüğü ve de İzmir Futbol Adamları Derneği’nin, ‘İnsanlar yaşarken anılmalıdır’ mottosu. Dernek, bu söylemi canlı tutuyor, yaşayanları anan etkinlikler düzenliyor. İyi de ediyorlar. Kutlarım.

Anımsamalar-unutkanlıklar

1 Ocak 1944’te Alsancak-Mesudiye Caddesi 47 No’da doğdu (Günümüzdeki Kıbrıs Şehitleri Caddesi). Mahalle aralarında dört taş, iki kale ayak topu ile tanıştı. Altay’ın siyah beyazlı formasıyla altyapıda buluştu. Ardından profesyonelliğinin 20 yılında siyah beyazlı forma dışında -milli takım forması hariç- hiçbir farklı renkte formayı sırtında taşımadı. Takım kaptanlığını, antrenörlüğünü ilk günkü sevgisiyle, tutkusuyla, coşkusuyla uzun yıllar sürdürdü. Ve bu süreçte imzaladığı sözleşmelerin ücret bölümüne hiç bakmadı. Sadece imzasını attı. Beyefendiliğin, alçakgönüllülüğün simgesi, içimizdeki yaşayan efsane o. “Unutmanın ne kadar kesin ve hazin olduğunu arada sırada hatırlar da anlarız” demiş büyük yazar Kemal Tahir. Ayfer Elmastaşoğlu içimizde, günümüzde yaşayan bir dürüstlük anıtı. “Başkaları için kendinizi unutun. O zaman sizi de hatırlayacaklardır” der Dostoyevski. Gemiler-statlar-parklar-caddeler-sokaklar... Verecek bir şeyimiz kalmadı mı başkaları için kendini unutan Ayfer’e? O, yaşarken onurlandırılmayı hak ediyor. Lütfen!!!

Bir kenara yazın, bulunsun

- Şampiyon, düştüğünde kalkamayacak haldeyken kalkabilendir. Jack Dempsey (boksör)

- Spor benim için sadece bir işe dönüştüğü an basketbolu bırakacağım. Dirk Nowitzki

- Sporda ve dünyada yerimin ne olduğunu merak ediyorum. Ve niçin bunu önemsediğimi isteksiz bir şekilde... İdman yapmak beni çıldırtıyor. Çocukluğumda bile sahada ölmeye hazır biriydim. Hiçbir zaman hava nasılmış, rakip kimmiş umursamadım. Her şeyimi verdim. Sertlik ve arzu içime işlemiş. Baskı ne kadar artarsa, ben de o kadar motive ve iştahlı hale geliyorum. Ben tam bir futbol hastasıyım. Top dönüyorsa o bana yeter!
Antoine Griezmann