Geri Dön
EgeDamlacık’tan sonra

Damlacık’tan sonra

Damlacık’tan sonra

Cici Park’ın içinde dört taş, iki kale. Bir lastik top ya da benzer bir yuvarlak. Beşe beş... Bu sol ayaklılar özel. Diziyorum önüme geleni. Tekmeleri tutturamıyorlar. Bazen tutamıyorum kendimi, rakip kaleciye de basıyorum çalımı. Zevkten dört köşeyim. Röveşata ile gol atıyorum, betonu andıran toprak zeminde. Bir şey olmuyor. Biraz belim ağrır gibi yapıyor, oynadıkça geçiyor. Bir gün aldılar; o dört taş, iki kaleden kocaman, aralıklı, yüksek iki kale ile büyük bir alanda verdiler 11 numarayı. Yani sol açık. Yaşım tutmadığı için çıkardılar sahte bir lisans. Koca koca adamların arasında ‘koş oyna’ dediler. Damlacık forması sarı lacivert. O gün büyü bozuldu. Karşımda kara bıyıklı biri bir yandan saydırıyor, öte yandan çakıyor tekmeleri kendince çaktırmadan. O anda parkımı, topumu, çalımlayıp dalga geçtiğim arkadaşlarımı özledim.

İşte böyle başladı her şey. Okulda futbol dışı basketbol, voleybol oyunlarına katılırken boyum uzadı, kaslar kendisini göstermeye başladı. Işıklar içinde uyusun Kalespor’daki antrenörüm Halil Bıçakçı, o günlerde içinde sıkıntı yaşadığım 11 numaradan aldı beni, 6 numaraya çekti. İşte öylelikle oynamaya başladım. Soluklandım. Dünyanın yaşanacak yerlerinin olduğunun ayırdına vardım. Ama bir şeyin, hem de yaşamsal bir şeyin ayırdına varamadım. Futbol salt yetenekle başarılı olunabilen bir alan değildi. Özel yaşam ile idmanlar, beslenme, alkol, sigara, gece hayatı, isterseniz bir de buna kumarı ekleyelim, takılırsanız uzaklaşırsınız futboldan. İşte o süreçte yaşamsal bir yanılgıya düştüm. Salt yetenek, beceri ile bu yarışmacı oyunu sürdürebileceğim yanılgısına düştüm. Düşmek sözcüğü yetersiz. Hafif kalıyor. Vahim durumu tam açıklamıyor. Neyse öykünmek nedir, kıskanmaktır. Aynı kuşaktan oyun alanlarına adım attığımız Ali Artuner, Nevzat Güzelırmak, Halil Kiraz, Nihat Yayöz, Gürsel Aksel, Ayfer Elmastaşoğlu alanlarda rakiplerinin tozunu atardı. Yaptıkları işin tam karşılığını verdiklerinde ben Alsancak tribünlerinden kaygıyla onları izlerken bir yandan da acıyordum kendime. Sorguluyordum, “Sen niye orada, onların arasında değilsin?” Ve bir gün yıllar sonra aydınlandım. Yürümek, koşmak, kültür fizik ve de onlara eklemlenen okumak, yeni şeyler öğrenmek, gelişmek... Giderayak arkamda bir şeyler kalsın istiyorum. Tüm sorun, ölçüyü kaçırmadan yaşamak. Başarabilenler, tüm yaşamlarında dilediklerini yapabilirler. Yeri geldikçe tekrarlıyorum. Antik Yunan filozofları evrenin oluşumuna, var oluşuna ilişkin çok şeyde farklı düşünmüşler, ayrı düşmüşler. Ama bir tek kavramda ‘ölçü’de birleşip bütünleşmişler. Hani eski tüfekler derler ya, “Her şey kararında, ölçüsünde iyidir, güzeldir, anlamlıdır.” Yaşamımı derinden etkileyen, bir dolu farkındalık yoksulluğundan sonra bir gün önce kitaplar uyardı, sonra çevreme baktım. Gelişmeden yaşamın sağlıklı sürmesi olanaksızdır. Denir ki, “Okumak, geçmişin namuslu insanlarıyla söyleşmektir.” Başladım söyleşmeye... İyi geldi. İlerleyen yaşımda özgüvenim gelişti. Futbol alanlarında eksik bıraktığım ödevi, yazarak tamamlamayı ilke edindim. Yıllarımı aldı ama çok iyi geldi. Yaşam sürüyor. Yürümek, okumak, yazmak hiç de fena değil. Bütün mesele ölçüyü kaçırmadan yaşamak.

Esen kalın.

Bir kenara yazın, gerekebilir

- Gençken kimse size dokunamayacakmış gibi hissedersiniz. Yaşlandıkça ne kadar küçük şeylerin hayatınızı çok keskin biçimde değiştirebileceğini görürsünüz. Hele ki fazlaca mutluluk yaşamış, yıldız futbolcuysanız en güçlüyken bir anda en güçsüz hissedebiliyorsunuz kendinizi.
Henrik Larsson
- Olimpiyat, her sporcunun hayali. Hatta bu konuyla ilgili bir soru var, “Olimpiyat Şampiyonu olacaksınız. Ama ertesi gün öleceksiniz. Kabul ediyor musunuz?” Çoğu sporcu kabul etmiş.
Buse Naz Çakıroğlu
- Koşabildiğinde koş. Yürümen gerekiyorsa yürü. Sürünmen gerekiyorsa sürün. Yeter ki pes etme.
Dean Karnazes
- İkinciliği, kazanılmış bir başarı olarak görmediğim için hep bir üstünü hedefledim. Özgüvenim okçuluk sayesinde hayatıma gelen bir durum. Elime okumu aldığım zaman, karşıma kim gelirse gelsin benim karşıma kaybetmeye çıkıyor gibi görürüm. Mete Gazoz

Bir kıvılcımla

Bir kıvılcımla
Başlar yangınlar
Alev alev olur ortalık
Sarar dört bir yanı
Beyaz dumanlar
Sonra durulur
Söner ateş.

Bir bakmışsın
Devrim olmuş
İşte o kıvılcımdan
O devrimi başlatan
Ve o umuttur
İnsanı
Yaşatan.

Müjdat Gezen