Geri Dön

'Demirin suya sevdası gibiydi Göztepe'ye sevdamız'

76 yıllık ömründe, sarı kırmızılı renklerden bir an olsun ayrı kalmadı. “En büyük fedakârlığım Göztepe oldu” söylemiyle Göz Göz’e olan sadakatini kanıtladı. onun adı Ertan Öznur...

'Demirin suya sevdası gibiydi Göztepe'ye sevdamız'

Milliyet Ege Spor Müdürümüz Mehmet Demirtaş ve usta kalemimiz Fatih Tanfer, tarihin tozlu sayfalarını sizler için karıştırmaya devam ediyor. Türk futboluna hizmet etmiş, İzmir sporuna adını altın harflerle yazdırmış isimlerin hikayelerini, “Geçmişten Günümüze Değerlerimiz Konuşuyor” köşesi ile siz sporseverlere sunuyor. Avrupa’ya Türk futbolunu tanıtan, Türkiye’ye, Avrupa’da yarı final sevincini ilk kez yaşatan o efsane kadronun efsane isimlerinden Ertan Öznur, spor yaşantısını ve özel hayatını sizler için anlatıyor.

Demirin suya sevdası gibiydi Göztepeye sevdamız

- Sevgili Ertan Öznur, bize kendinizden bahseder misiniz?

2 Eylül 1944 yılında Afyon’da dünyaya geldim. Sporculuk hayatıma Afyon takımlarından Yeşildirek’te başladım. Burada 1 yıl oynadıktan sonra İzmir Demirspor’a transfer oldum. Hemen ardında da Göztepe’de oynamaya başladım. Göztepe’de uzun seneler futbol oynadım. Daha sonra antrenörlük deneyimim oldu. Çok güzel dostluklar, arkadaşlıklar biriktirdim. Her anım çok iyi geçti. Fevzi Zemzem, Nevzat Güzelırmak gibi isimlerle hala daha görüşür, eşlerimizle birlikte yemekler yeriz. O dönemden arkadaşlıklarımızın devam etmesi büyük bir mutluluk. Şu an ise herkesin yaptığı gibi koronavirüs nedeniyle evimde oturuyorum. Antrenörlüğü bıraktıktan sonra Alaçatı’ya yerleştim. Elimden geldiğince sabah akşam yürümeye çalışıyorum. Göztepe maçları olunca maçlara gidiyorum. Evimde olduğum zamanlarda da diğer takımların maçlarını takip ediyorum.

- Unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Hatıralar epey fazla. Bunlardan bir tanesi, Söke’de oynadığım döneme ait bir anı. Tabi o zamanlar çim sahalar yok. Sahanın ortasında bir taş vardı. Dikkatimi çekti. Taşın ne işe yaradığını sordum. Orta çizgiyi kaybetmemek adına taşı koyduklarını söylediler. Buna epey şaşırmıştım. Atletico Madrid zaferi de kesinlikle bambaşkaydı. Biz, onları İspanya’da yenerek ilk maçtan avantajı kapacağımızı düşünüyorduk. Fakat talihsiz gollerle ilk maçta mağlup olduk. Son dakikalarda Ali İhsan Ağabey ve benim hatamla gol yedik. Ancak ikinci maçı İzmir’de oynayacaklarını unutmuşlardı. İzmir’e eşleriyle birlikte gelmişlerdi ve sanki balayı havasındaydılar. Göztepe’nin neler yapabileceğini bilmiyorlardı. Maç başlamadan bunları görünce daha çok konsantre olduk diyebilirim. Halil Kiraz’dan 2, koca kaptanımız Gürsel Aksel’den de 1 gol geldi ve 3-0’la uğurladık onları. Arkadaşlarımıza kulüplerden teklifler geliyordu. Büyük paralar veriyorlardı ancak başka takıma gitmeyi asla düşünmedi kimse. Göztepe bir bütündü. Biz artık bir aile olmuştuk. Bunun yanında golleri hiçbir zaman unutmuyorum. Örneğin, Fuar Şehirleri Kupası’nda oynadığımız OFK Beograd maçı vardı. Gürsel Ağabey’e, “Ağabey, sen topu sürekli bana at. Ben ofsaytta kalacağım” dedim. Gürsel Ağabey de dediğimi yaparak topu hep bana atmıştı. Tam 5 kez ofsayta yakalandım. Kimse ne yapmak istediğimi anlamadı. Gürsel Abi bana topu 6. kez atıyordu. Yine ofsaytta kaldım tabi. Rakip kaleci topu ona centilmence attığımı sanıyordu. Topu koyup oyuna başlarken araya girdim ve topu boş filelere yolladım. Şekerspor’da oynarken, Ali İhsan Okçuoğlu ile saha içinde küçük bir tartışmaya girmiştik. Ben de ona kızdım ve topa vurdum. Top yavaş yavaş süzülerek ağları buldu. Mesafe de epey uzaktı. Enteresan ve bir o kadar da güzel bir gol olmuştu. Göztepe’den önce Söke’de oynuyordum. Rakip kaleci degaj yapacağı sırada top bana çarparak gol oldu. Bu anılarımı unutmuyorum.

- Yeni nesile önerileriniz var mı?

Bizim oynadığımız zaman ve bu zaman arasında epey fark var. O zamanlar göze hitap eden ve beceriye dayanan bir oyun vardı. Şimdi ise al gülüm ver gülüm. Seyir zevkini yukarı çıkarmak gerekiyor. Ayrıca takımların bir hedefi olmalı. Örneğin günümüz Süper Lig’inde şampiyonluk iddiası olmayan ve düşme korkusu yaşamayan takımlar, futbolun seyir zevkini göstermiyorlar. Bu son derece yanlış. Kesinlikle her takımın rotası olmalı. Futbolcular da bu mesleği severek yapmalılar. Başka bir altın kural da disipline uymak. Disipline uyan takımlar her zaman başarılı olan takımlardır. Bunun yanında belirli bir sisteminiz olmalı ve bu sistemle ilerlemelisiniz. Futbol bir gösteridir. Bu gösteriye katkı sağlayan, verimli olan futbolcuların maaşları yüksek olmalı, olacaktır da. Bir izleyici olarak seyircileri cezbedecek oyun göstermeliler diye düşünüyorum.

Demirin suya sevdası gibiydi Göztepeye sevdamız

- Türk futbolunun bugünkü durumunu değerlendirir misiniz?

Psikoloji, kondisyon ve oyun anlayışı çok değişti. Şu an futbol oynasaydık ve uygulamalar bugünün şartları gibi olsaydı buna uyar mıydık, uysak nasıl bir futbol sergilerdik bilemiyorum. Günümüzde futbol, estetik değil, mekanik bir durumda. Beceri bir yana itildi. Bir önce ki soruda da ifade ettiğim gibi, takımların belirli haftalar sonunda hedefleri kalmıyor. Hedefi olmayan takımların maçı da açıkçası zevk vermiyor. Bizim zamanımızda böyle bir şey mümkün değildi. Takımımız yaklaşık 21 kişilik kadrodan oluşuyordu. İlk oyuncudan 21. oyuncuya kadar, oynayan oynamayan herkes takımını daha yukarılara taşımak adına var gücüyle çalışırdı. Bir de Adnan Süvari çok titiz bir adamdı. Kimseyi sakallı görmek istemezdi. Kıyafetlerimiz tertemiz olacak, saçımız sakalımız kesilmiş olacaktı. Böyle bir disiplin anlayışı vardı. Şimdi baktığımızda bu disiplini sağlayan kulüplerin neredeyse hiç olmadığını söylemek mümkün. Disiplinsizlik de başarıyı sizden uzakta tutuyor. Bizim zamanımızda hiç kimse kavgalı değildi. Karşıyakalı, Altaylı, İzmirsporlu taraftarlar yan yana yemek yer, maç izlerdi. Bir hafta Karşıyakalı dostlarımız bizi ağırlar, diğer hafta onlar bize misafir olurdu. Şimdi tam aksi bir durum söz konusu. Ben, İzmir’de taraftarlar arasında yaşanan olayları anlamıyorum. Ayrıca biz, sadece takımımızı düşünürdük. Şimdi herkes parayı düşünüyor. Parayı temel olarak görürseniz, futbolun altı zayıf olmaya mecbur kalıyor. Öte yandan futbol, seyretmesi ve yorumlanması son derece kolay bir spordur. Ancak oynaması çok zor bir spordur. Hele ki günümüz şartlarında, durum daha da zorlaştı. Bunu kabul etmeliyiz. Bu sezon koronavirüs nedeniyle ara verilen lig tablosuna baktığımız zaman, 1. ve 8. takımlar arasında puan farkının çok da fazla olmadığını görüyoruz. Kesin şu şampiyon olur diyebileceğimiz bir durum yok. Futbol zorlaştı. Öte yandan koronavirüs sonrası futbol endüstrisi kesinlikle aynı kalmayacak. Başta ekonomik olarak büyük değişimlere gidilecek. En doğal olarak bu değişimden İzmir futbolu da etkilenecek.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber