Geri Dön

Hikaye…

Hikaye…

Annem, Ülkü İlkokulu’na 6 yaşımda yalvar yakar yazdırdı. Zorunluluk yaşı yediydi. Teyzemin ortanca oğlu Fehmi Abim yine aynı yaşta Kemeraltı’nda elektrik malzemeleri, radyo, bisiklet, buzdolabı satışı yapan Sadık Atay’da okul dışı zamanlarda çıraklık yapmam için haftada 25 kuruşa işe başlattı. Yine aynı yaşta babam Alanyalı Mustafa, pazar günleri Bayramyeri Pazaryeri’nde kurduğu sebze tezgahında çalıştırırdı. Bazen ne zaman futbol oynadım, Alsancak’taki maçlara, yazın açık hava, kışın ise kapalı sinemalara ne zaman gittim diye düşünüyorum. Bu bağlamda, “Ne zaman ders çalıştın?” da diyebilirsiniz.
Yaz akşamları açık havalar. Yoğunluk Eşrefpaşa, Hatay’da; Lozan, Şenocak, Bahar ve Ferah aklıma geliveren yazlık sinemalar. Kapalılar, kış mevsiminde İkiçeşmelik’ten başlayan Altınpark, Basmane, Tepecik, Alsancak’ta; Tan, İnci, Saray, Yeni, Lale, Yıldız, Kulüp, Büyük, Tayyare ve Konak’ta Elhamra Sineması. Sinemaya girişe 25 kuruşla başladık. İçeride gazoz da 25 kuruş. Ceplerde sarı leblebi, gazozun içine leblebiler, karınlarımızı doyurma malzemesi. Sinemalarda ezici çoğunlukta Amerikan kovboy filmleri. Vahşilere (yerlilere), toprakların gerçek sahiplerine karşı yakışıklı kahraman kovboylar. Beyin yıkama programı. Cesur yürekli beyaz adam, vahşilere karşı topraklarını koruyor. Güya… Sinema sonrası belimizde tahtadan silah gibi şeyler. Mahallede, sokak aralarında kovboyculuk oynuyoruz. En kabadayımız da oğlan (Öyle denirdi baş oyuncuya) olurdu. Gerisi lüzumsuz kalabalık, dayak yiyenler.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika, 1948-51 yılları arasında antikomünist hedefleri olan Marshall yardım programını devreye soktu. Güzel yurdum da o uygulamadan payını aldı. Süt tozu o günlerin simge yardım malzemesiydi. Ülkemizde süt veren inek kalmadığı için bizim kuşak güya o çok besleyici süt tozlarıyla gelişti. Omuzlarımızın üstündeki saksıdaki asfalyaların (sigorta) ara ara kontak yapması, “İç evladım gelişirsin” dedikleri süt tozundandır.
Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki savaş, 1950 yılında başladı. Kuzey komünist, güney özgürlükçüydü. Öyle yutturdular bize. Amerika, insanlık adına büyük sorumluluğu gereği katıldı savaşa, güneyden yana. Ve o saçma sapan insan kıyımına buyur etti, Marshall yardımından nasiplenenleri. Otoriteye, itaat etme gibi güzel bir huyumuz vardır. Gönderdik yağız, mert delikanlıları buralardan taa Kore’ye... Dönenler gazi, kalanlar şehit oldular!
1940 ile 1950 yıllarında İzmir Kemeraltı’nda elektrik malzemesi, bisiklet, buzdolabı, çamaşır makinesi, radyo, pikap ve onun yanında da taş plak satan dört mağaza vardı. Bütün satılan malların hepsi ithaldi. Yerli üretim yoktu. Plak satışlarını özendirmek için de mağazanın içinden bir pikaba plak konur, hoparlörle yüksek ses caddeye yansıtılır, Kemeraltı Caddesi şarkılarla çınlardı. O yıllarda bir tanesi de hiç unutmam şöyleydi. Aklımda doğru kaldıysa Celal İnce söylüyordu, “Amerika, Amerika, Türkler dünya durdukça beraberdir seninle hürriyet savaşında...”
İşte hikâye böyle gelişti. O günleri de en iyi tanımlayan küçük-büyük adam Aziz Nesin, uyuşturulan bu kuşağa cuk oturan bir tanımlama yapmıştı. “Ne sağcıyım ne solcu. Futbolcuyum, futbolcu”
Hikâye budur. Günümüzdeki yansımaları ne olmuş, siz düşünüverin gari…

Yangın yeri

Yaşamak bu yangın yerinde
Her gün yeniden ölerek
Zalimin elinde tutsak
Cahile kurban olarak
Yalanla kirlenmiş havada
Güçlükle soluk alarak
Savunmak gerçeği çoğu kez
Yalnızlığını bilerek
Korkağı, döneği, suskunu
Görüp de öfkeyle dolarak
Yaşamak zorludur, yangın yerinde
Yaşamak, insan kalarak…
(Ataol Behramoğlu) 

Özlü sözler

- Yürüdüğün yollar hep aynı yere çıkıyorsa, yeni bir yol bulmak için gitme zamanı. (Aret Vartanyan)
- Fanatizm, bir dâhinin çok sayıda aptalı çevresine topladığı yerde doğar. (Paul Carvel)
- Aynı formayı giyerek değil, birlikte terleyerek takım olunur. (Aime Jacquet)
- Ben bu dünyada ne savaşı ne zorbalığı kabul ederim. Yolum; insanlar arasındaki kardeşliğe gitmektir. (Pablo Neruda)
- Vizyon, görünmez olan şeyleri görebilme sanatıdır. (Jonathan Swift)

Kendisine inanıp başarıya ulaşanlar!

1490 yılında Kristof Kolomb, Hint Adaları’na giden yeni ve daha kısa bir yol bulma planını İspanya Kraliçesi, İsabella ve Kral Ferdinand’a sunar. Kraliyet bu etkileyici planın incelenmesi amacıyla bir komite kurar. Coğrafya uzmanları ve bilim adamlarından oluşan kalabalık bir heyet Kolomb’un planlarını inceler ve şu sonuca ulaşır, “Olanaksız!” Buna rağmen yaptığı hesaplara ve elde ettiği bilgilere güvenen Kristof Kolomb, Kraliçe İsabella ve Kral Ferdinand’ı ikna ederek yolculuk için gerekli mali desteği sağlar. En kısa sürede Nina-Pinta ve Küçük Santa Maria adlı gemileriyle yola çıkan Kolomb, ulaşılması olanaksız olarak görülen yeni topraklara ayak basarak o güne kadar düz olduğu düşünülen Dünya’yı birden yuvarlak hale getirmeyi başarır.

İnsan akılla yükselir, bilgiyle büyür ve her ikisiyle itibar görür. (Kutadgu Bilig)

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber