Geri Dön

İstek, istikrar ve başarı

Göztepe, Yeni Malatyaspor ile 1-1 berabere kalıp puanını 4’e yükseltti. Sarı kırmızılıları değerlendiren yazarlarımız, “Sahada ne pahasına olursa olsun savaşan Göz Göz’ü özlemişiz” dedi

İstek, istikrar ve başarı

Bülent Buda: Soner-Halil iletişimiyle yaratılan gol, günün en göz alıcı, nitelikli görüntüsüydü. Birinci sınıf futbol eylemiydi. Genç kaleci İrfan Can, penaltı öncesi kalesini terk etmese, rakibin ne yapacağını 3 direk arasında beklese yeterliydi. Lakin futbolda bazen iç güdüsel bir eylemin bedeli ağır olabiliyor. Malatya’da oyunun büyük bölümünde tempo düşük. Sahanın zemini de öyle dışarıdan göründüğü gibi değil. Gol pozisyonu eksiği rekor düzeyde. 2 takım için de öyle. Mossoro-Ideye-Tripic-Yalçın dörtlüsünün oyuna katılımları minimum düzeyde. Futbolcuyu ‘İyi değildi’ diyerek nitelemenin, durumu tam anlattığı kanısında değilim. Biraz kolaycılık oluyor. Bu oyun 11 kişi ile ete kemiğe bürünüyor. Bu bağlamda iletişim, etkileşim öne çıkıyor. Öte yandan 90 dakika artıları ile 2 takımın da ‘Bu da kaçmaz’ diyebileceğimiz bir gol pozisyonu yok. Bence Göztepe’nin bir dış saha oyunundan puansız dönmemesi önemliydi. Kaybedilen 2 puan değil, kazanılan 1 puan bence. 2 maç 4 puan. İyi bir başlangıç.

Fatih Tanfer: Her maçın ayrı hikayesi vardır. İlk haftada Denizlispor karşısında farklı galibiyet alan Göztepe, Malatya deplasmanında da zaman zaman zorlanmasına rağmen çok önemli bir puan aldı. Bu yıl 21 takımlı ligde 4 büyükleri ve Başakşehir’i saymazsanız geriye kalan 16 takımdan 4’ü düşüyor. Yani 4 takımdan 1 tanesi. Artık her puan aslanın ağzında değil midesinde.
Göztepe’nin bir oyun tarzı ve karakteri var. Yeni transferlerin kadroya girmesi, sakatların iyileşmesiyle problem çözen oyuncu sayısı artacak ve arzulanan Göztepe izlenecek. Malatya deplasmanında önce açık alan bırakmadan hatları iyi kapatan, akılcı savunma ve disiplinli bir oyun anlayışıyla oynadılar. Yediği gol sonrası merkezdeki mesafeleri açan, mücadele gücü düşen, sadece Soner’in organizasyonuna güvenen orta alan, takımın genel savunmasının da bozulmasına neden oldu. Ancak ikinci yarı yapılan oyun ve strateji değişiklikleriyle oyunda dengeyi sağladılar. Göztepe, hücumda takım olarak değişken ve hızlı pozisyonlar alan Halil ve Tripic’le etkili oldu. Brown, Denizlispor maçı kadar olmasa da ön alanda baskı uyguladı. Elbette bu maçtan alınması gereken dersler olacaktır. Fizik, teknik ve mental açıdan iyi bir Göztepe’nin neler yapabileceğini gayet iyi biliyorum. Sezon başı alınan bu puanlar, çok kıymetlidir.

Mehmet Demirtaş: Göztepe’nin Malatya deplasmanındaki oyununu 4 bölümde ele alabiliriz.
İlk 10 dakika durağan bir takım izledik. O anlardan 19. dakikadaki Halil Akbunar’ın golüne kadar olan periyotta da golü arzuladılar. Golden ilk yarının sonlarına kadar kanat opsiyonlarını kullandılar. Bu noktada özellikle Halil’in anlık sürat artışlarından yararlandılar. İkinci yarıda hem oynadılar hem de rakiplerinin atak yapmasına olanak sağladılar. Bence güç ve enerjiyi maçın geneline yaymak gerekiyor. Saha dizilimine göre ortada Ahmed Ildız ve Acquah, forvet arkası Cueva ve sağda Fofana ile ligin en iyi orta alanlarından birisine sahip Malatya’ya karşı 2. bölge daha hareketli ve dengeli oynamalı. Göztepe bu noktada rakibine nazaran daha pasifti. Brown ileri uçta rakibe baskı yaparak, orta çizgiye kadar inerek takımı rahatlatıyor. Mücadele eden oyuncular her zaman göze çarpar ancak golün altına imzayı atmak gerekli. Özellikle Jahovic’in takımdan ayrılmasının ardından forvet hattının skor üretiminde sıkıntı yaşayan bir Göztepe var. Soner tarzı oyuncuların sahada varlığını unutursunuz ancak inanılmaz bir pasla size golü armağan eder, izlemeye doyamazsınız. Bu da büyük oyuncu kimliğidir. Bu sezon onu takımda tutmak en büyük transferlerdendi şüphesiz. Ayrıca Alpaslan-Soner tipi oyuncuların bir skalası vardır. Ne yapacaklarını sezebilirsiniz. Fakat Atınç’ı bu seviyeye çıkarmak bir antrenörlük başarısıdır. Sezonun ilk 2 maçında da gördük ki Göztepe paylaşmayı seven ve bilen bir takım. İlhan Hoca’nın Denizli karşısındaki 11 ile çıkması da futbolda istediğimiz istikrarın küçük bir göstergesiydi.

‘Göztepe, politika üstüdür’

Göztepe’nin Erkekler Hentbol Süper Lig’inde mücadele edecek hentbol takımı, basın toplantısıyla tanıtıldı. Gürsel Aksel Stadı’nın basın odasındaki toplantıda konuşan Göztepe Kulübü Başkanı Mehmet Sepil, şubenin taraftarlar tarafından yönetileceğini ve hentbolda yeni bir sayfanın açıldığını söyledi, “Hentbol şubesinin başarılı olacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı. Sepil, yerel yönetimlerle üst seviye görüşmelerdeki yakınlığı, bir salondan iki saat faydalanmak istediklerinde göremediklerini söyledi. Torbalı konusuna da değinen Sepil, “Oraya gençler için tesis, okul yapacaktık. Sadece futbol altyapısı olmayacaktı. Futbol sahalarının yanında spor salonu, okul, yüzme havuzu planlıyorduk. Sadece futbol altyapısına değil, diğer amatör branşlara da hizmet edecekti. Mevcut Belediye başkanının açıklamaları, cevabı hak etmiyor. Göztepe politika üstüdür. Bizi politika içine çekmeye çalışanlar, çekemezler” dedi.

Horoz, kendine geldi

Bülent Buda: Sacko 64’te oyuna girdi, 67’de ilk sarıyı gördü. Yetmedi 68’de ikinci sarı ve de kırmızı. Şaka gibi. Pantilimon, 2.03 boy uzunluğunda. O avantajı ile 2 top çıkardı. İlk maçında göze girdi. Trabzon’un penaltısı VAR’dan döndü. Bence VAR haklıydı. İlk 45 sönük, coşkusu eksik oyundu. Konuk Trabzon’un gol atma iştahı daha ağır basıyordu. Denizli savunması da hatasız oynadı denebilir. İleri uçlarda topu hızlı, etkili, adam eksilterek gezdiremediler. Haliyle de gol pozisyonu üretiminde geride kaldılar. 10 kişi kaldıktan sonra alandan puanla çıkmayı başarı olarak da niteleyebiliriz.

Fatih Tanfer: Denizlispor, maçın ilk 20 dakikasında Trabzonspor’un 3’lü defans oynamasının ve bu 3’lü defanstaki Hüseyin’in zorlanması nedeniyle sağdan ikili oyunlarla çok etkili oldu. 20. dakikadan sonra Trabzonspor savunmada yaşadığı problemleri çözüp oyunda dengeyi sağladı. Hatta oyunun hakimiyetini de aldı.
Denizlispor, baskıyı kırdıktan sonra hücumda yaratıcılık açısından etkisizdi. Bazı bölümlerde başta Recep Niyaz’ın üstün oyunuyla takıma bir hareket geldi. Maç boyunca 2 takım da yüksek bir performans sergiledi. Kaleci Pantilimon, takıma büyük güç katmış. Defans merkezinde Mustafa Yumlu ve Oğuz, adam paylaşımını doğru yaptılar. Takımın en büyük sorunu, hücuma çıkarken yaptıkları top kayıplarıydı. Sacko’nun 4 dakikada oyundan atılmasını da şanssızlık değil, bir profesyonelin yapmaması gerektiği davranış olarak nitelendirebiliriz.
10 kişi kaldıktan sonra Denizlispor’un direnci arttı, mücadele gücü yükseldi. Merkezi kalabalık tutup alan bırakmamaya çalıştı ve 1 puanı da aldı. Teknik Direktör Prosinecki, ilerleyen haftalarda çok daha farklı, çok daha güzel, iyi futbol oynayan bir Denizlispor izleteceğine inanıyor. Ben de bu görüşe katılıyorum.

Mehmet Demirtaş: Yukatel Denizlispor, Trabzonspor karşısında maçın henüz ilk dakikalarında Mustafa Yumlu ile öne geçme fırsatını kaçırdı. Korner organizasyonunda Yumlu kafa şutu ile topu filelerle buluşturamadı. O pozisyonda golü atabilselerdi maçın seyri değişebilirdi. Maç boyunca akan oyunda pozisyon üretmekte hayli zorluk çektiler. İlk yarıda her iki ekip de kaleden uzak, kontrollü oyunu tercih etti. Hal böyle olunca da heyecan açısından kısır bir ilk yarı izledik. İkinci yarının henüz başlarında önce Rodallega çaprazdan dışarı vurdu, 55’te Recep Niyaz uzaktan şansını denedi. Onun dışında sadece birkaç olgun atak. Yani üretim açısından sınıfı geçemediler. Rakibe topu vererek onların açığını bulmak ve böylece pozisyon üretmek istediler. Kimse kusura bakmasın. Kontrolü bu kadar rakibe verirseniz istediğinizi alamazsınız. Tek tek isim saymanın lüzumu yok. Trabzon her ne kadar geçen seneye oranla eksilmiş ve tadı kaçmış bir kadroya sahip olsa da iyi bir ekip. Kaleci Pantilimon bence Denizli kalesinde güven verdi. Bu arada 40. dakikada Nwakaeme’nin düştüğü pozisyonu penaltı olarak değerlendirmek çok ucuz olurdu. Karar doğruydu.

Altay’ın tadı yok

Bülent Buda: Darılmayın ama bir önerim olacak. Marco, 2 sezon ara vermeden o golleri nasıl attı? Filmlerini izleyiversinler. 2 maç oynadılar, Altay’ın ileri uçlarında rakip savunma arkalarına koşu yapan futbolcu yok. Neden? Çünkü o koşuları yapan Kappel ile o koşularda topu araya bırakıp Kappel’le buluşturan Tatos alanda yok. İstanbul’da 8 transfer alanda. Birbirlerini iyi tanımalarına karşın ilk kez bir aradaymış gibi oynuyorlar. İstanbul öncesi Bornova’da ardından İstanbul’da 180 dakikada şöyle izleyeni coşkuya sürükleyen bir pas akışıyla ulaşılmış bir gol pozisyonu yok. Ziya Alkurt sağ kanatta hareketli. Al ver ile tüketiyor zamanı. Hoca, Denizli’den iyi tanıyor Ziya’yı. O zaman niye solda oynatmıyor? Son söz; isimler iyi, ünlü lakin oyun alanı eylemleri 2 haftadır cılız ve de etkisiz.

Fatih Tanfer: Altay, İstanbulspor karşısında da kazanamayıp 3 puanı bıraktı ve 2 maç sonrası kayıp puanı 5’e çıktı. Altay camiasının hedefi büyük. Taraftar inançlı. Hemen bu 5 puanlık kayıp sonrası büyük hayal kırıklığına, moral bozukluğuna kısacası enseyi karartmaya gerek yok. Ancak Altay’ın sıkıntılı olduğu da bir gerçek. Sezon başında birçok oyuncu aldı. Genelde futbol takımlarının teknik direktörleri, futbolcuları bu haftalar için, ‘Uyum sürecini yakalayamadık’ derler. ‘Tempomuzu bir ayarlarsak hiçbir sorun kalmaz’ ifadesini kullanırlar. Hepsine katılıyorum. Katılmadığım tek şey, 2 maçta kaybedilen 5 puan. Altay, takım halinde topa sahip oldu ancak doğru kullanamadı. Hızlı hücuma çıkamadı. Hücumda etkinlik isteniyorsa, kanatlardan top getirip gol kralı Marco ile gol bölgesinde topu buluşturmalısınız. Yetenekli hücum oyuncuları Armand - Paixao ikilisi rakiplerin korkulu rüyası olmalıdır. Altay’da savunmada da sorun olduğu bir gerçek. Kısacası Altay’a yakışmayan etkisiz oyun oynadılar.

Mehmet Demirtaş: Altay, 90 dakikaya önde yaptığı preslerle başladı. İstanbulspor da buna cevap olarak özellikle defansta kontrolü eline almak için uğraştı. Altay hem oyunuyla hem de 2 haftada alınan tek puanla iyi bir görüntü vermedi. Akan oyun içerisinde tempoyu yükseltmekte güçlük çekiyorlar. Şampiyonluk için tecrübe şart fakat yaş ortalamasını da dengelemek gerekiyor.

Altınordu gaz kesti

Bülent Buda: Bu oyunda akıtılan terin, tüketilen kas gücünün, üretilen pozisyonların ödülü gol olmuyorsa, büyük bir olasılıkla maçın bitiminde skor tabelasında gördüklerimiz de düş kırıklığı oluyor. Tanımı basit, 2 sözcük, ‘Atan kazanıyor’. Altınordu’nun gençleri, hakemin başlama düdüğüyle adımlarını dikine, karşı kaleye uzattılar. Bu istekli, zinde koşularını geriye düşmelerine karşın maçın bitimine kadar sürdürdüler. Ama talihsizlik ya da beceriksizlik, atamadılar. Konuk Bursa seyrek geldi. Birincisi savunma şaşkınlığı, ikincisi ikram. Attılar 2 golü, kazandılar. Ders çıkarılacak bir yenilgi olduğu da kesin.

Fatih Tanfer: Oyunun ilk dakikasında Sinan’ın kafa vuruşunu Bursaspor kalecisi Ataberk harika bir şekilde çıkardı ve Altınordu’nun maça adeta 1-0 galip başlamasını engelledi. İlk yarıda Altınordu rakibinden daha fazla pas yaptı. Hücumda hareketliydiler. Pozisyonlara girdiler. Ancak 58. ve 73. dakikalarda yenilen 2 gol, defans kurgusundaki hatalar, istenilen performansı düşürdü. İlk yarıdaki rakibine devamlı blok halinde baskı uygulayan, dinamik ve teknik kapasitesi yüksek bir Altınordu’yu ikinci yarıda göremedik. Umuyorum ki Hüseyin Hoca, bu maçtaki eksiklikleri ve alması gereken tedbirleri tespit edip, prensipleri ve taktikleri doğrultusunda ikinci yarıdaki karmaşıklığın olmamasını sağlayacaktır.

Mehmet Demirtaş: Altınordu, yerli oyuncularla mücadele etmeyi motto haline getirmiş bir takım. Rakip Bursa da tıpkı onlar gibi yerli isimlerle sahada. Genci, deneyimlisi hepsi bizim çocuklar. Haliyle sahaya daha çok odaklandık. İlk yarıda yavan bir oyun vardı. İkinci yarının başlarında da Altınordu rakibine göre daha atak oynadı. Ancak golü bulan taraf Bursa’ydı. Dakikalar 67’yi gösterirken Ravil, bir korner pozisyonunda gol ile burun buruna geldi, ancak atamadı ve de aynı Ravil, 73’te Ali Akman’a bir sunum yaparak farkın 2’ye çıkmasına sebep oldu. Bu golden sonra da Altınordu için iş, doldur-boşalt toplara kaldı. Arzuladığı golü bir türlü bulamayan kırmızı lacivertliler, ligdeki ilk mağlubiyetini Bursa karşısında aldı.

Teslim olmadılar

Bülent Buda: Giresun’dan yenik dönselerdi çok üzülürdüm. Selmani hata yapma hakkını kendi kalesine gol atarak kullandı. Güzel bir insan o. Yediği gole kadar oyunda öne geçme şansı olan taraf Menemen’di. Pas ile şut tercihlerini dengeleyebilseler ya da bireyselliği paylaşımcılığa dönüştürebilseler... Pas yapılacak durumlarda öylesine gereksiz ve yanlış bölgelerden şut tercihlerini kullandılar ki, birkaç pas daha yapsalar daha çözümleyici olabilirdi.
Söz gelimi Mehmet Aytemiz’in; becerikli, yetenekli, teknik düzeyi yüksek sol ayağı var. Lakin öyle mesafelerden şut girişimlerine yöneliyor ki bayağı abartı oluyor. Son saniyeye kadar vazgeçmemeleri, yarışın içinde kalmaları bu kültürü içselleştirdiklerinin de göstergesi. Bu hafta İzmir’de galibiyet bekliyoruz.

Fatih Tanfer: Menemenspor bu maçı kaybetse, futbolun adaleti adına hakikaten üzülecektim. Savunma organizasyonunda hata yapmadılar. Defansın merkezindeki Domgjoni ve Furkan atletik yapıları, güçleri ve en önemlisi hızları ile çok başarılıydılar. 75. dakikada Selmani’nin kendi kalesine attığı gol sonrası son düdüğe kadar gol kovaladılar. Rasheed, güçlü ve hızlı bir forvet. 90+5’te takımın inancı ve akıttığı terin karşılığı olan golü şahane bir vuruşla attı. Menemenspor takım halinde ruh ve hırs anlamında pozitif bir maç oynadı. ‘Biz asla kolay kolay teslim olmayız’ düşüncesini kanıtladı.

Mehmet Demirtaş: Menemenspor, başlama düdüğünden yediği gole kadar olan evrede golü koklayan ve arzulayan taraf oldu. Selmani’nin hatasıyla beklenmedik bir anda geriye düştüler. Selmani kaliteli bir kumaşa sahip. Bu tarz oyuncuların yaptığı hatalar tolere edilebilir cinsten. Yedikleri golden sonra da gardı düşmedi sarı lacivertlilerin. Nihayetinde de son dakikada golü bularak hakları olan 1 puanı hanelerine yazdırdılar. Menemenspor’un oyun felsefesini geçen sezon da gördük ki pes etmeyen, hırslı ve inançlı mücadele etmeyi bilen bir ekip onlar. Her hafta performansları artacaktır. Daha fazlası mı, neden olmasın?

Akigo, sarpa sarıyor

Bülent Buda: Sonunda diyeceğimizi başında diyelim. Bazı futbolcularda şu oyun bitse de gitsek havası egemen. Başlama vuruşuyla gerçekleşen bir eylem var. Bu da uzun zamandır futbolcuların sıkıntısının giderilemediğinin mesajı gibi. 90 dakika, ‘Bu da kaçmaz’ diyeceğimiz gol pozisyonu yok. Yetmiyormuş gibi 77’de bir de 10 kişi kaldılar. Çekdar, ilk 11’de çıksa bana göre daha iyi olabilir gibime geliyor. Nasıl bir olay o yenilen gol? Savunma nerede? Nasıl bir alan paylaşımıyla savrulmadır sergilenen? Uzun söze gerek yok. Akhisar kötü oynuyor. Yolculuk tatsız başladı, tatsız sürüyor.

Fatih Tanfer: Akhisarspor’un Bandırmaspor maçı öncesi futbolcuların hakları olan paraları istemesi ve yaptıkları protesto futbol kamuoyunun gündemine oturdu. Bir başka ifadeyle, bu eylem futbolun önüne geçti. Bu sorunlar çözülmeden Akhisarspor’dan başarı beklemek hayal olur. Bandırma’da oynanan oyun ve teknik analize gerek yok. Yönetim ve futbolcular arasında inanç ve karşılıklı sevgi, saygı bitmiş.

Mehmet Demirtaş: Akhisarsporlu oyuncular ve yönetim arasındaki uyuşmazlık her geçen gün farklı bir boyuta taşınıyor. Akigo’nun saha içinden daha fazla saha dışı etkenlerle sorunları var. Bu da yeşil alanı bir hayli etkiliyor. Oyuna giren, oyundan alınan, topla buluşan, buluşmayan herkes konumunu yadırgıyor gibi. Tüm bunların sonucu olarak yönetimden Başkan Fatih Karabulut ve Asbaşkan Ali Kuloğlu istifa kararını açıkladı. Akigo’nun sonu hayrolsun...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber