Geri Dön
EgeKan, ter ve saygı

Kan, ter ve saygı

Kan, ter ve saygı

Okumadığım ya da okuyamadığım gün her şey bitecekmiş gibi geliyor. Okul yıllarımda ıskaladığım, bayağı yaş aldığım zamanlarda tiryakiliğe dönüşen sürecin boyu uzadıkça ya kısalırsak kaygısı! Sevgili Prof. Dr. Özcan Köknel, “Zorlanan İnsan-Kaygı Çağında Stres” isimli kült kitabının son sayfasında şöyle uyarıyor okurunu, “Aşamadığınız engelleri, baş edemediğiniz zorlanmaları anımsıyorsanız boş yere sıkılıp üzülmeyin. Olan olmuştur. Bu durumları serinkanlılıkla değerlendirin. Kendinizi hatalı buluyorsanız benzer durumlarda bu hatalarınızı tekrarlamayın.” Tekrar olacak gibime geliyor. İsmini anımsayamadığım bir yazar da, “Okumak, geçmişin namuslu insanlarıyla söyleşmektir” demiş. Kuşkusuz, okuma alışkanlığı kıt olan, toplumsal bir sorunumuz var. Hele günümüzde yaşanan ekonomik-fiyat dalgalanmaları çok şeyde olduğu gibi kâğıt fiyatlarını da kanatlandırdı, uçurdu. Milyonlar, ucuz ya da bedelsiz ekmek kuyruğunda saatlerce sırasının gelmesini beklerken, “Niye az kitap okuyoruz?” sorgulaması, bir miktar yersiz kaçıyor. Böylesine derin ve de giderek daha da derinleşen, boyutlanan sosyal-ekonomik sorunların karşısında, içinde duran insan yönünü, doğrultusunu nasıl belirleyecek? Acıtan, yoran, zorlayan temel soru bu. Köknel’in 454 sayfalık, bilgiyle donatılmış, uzun kitabının son beş satırı şöyle sesleniyor okura, “Şuna inanıyorum ki insanoğlu yoluna çıkan engellerle çarpışa çarpışa bir savaşçı için en değerli duyguyu ‘yenilmezlik’ duygusunu kazanacak, giderek daha çetin savaşlara girmeyi göze alacaktır. ‘Savaşçı insan’ günün birinde evreni bile dize getirmeyi başaracaktır belki.”
Tam da burada eklemeliyim ki, insan elbette evreni dize getiremeyecektir. Ama güzelim doğayı çökertmeyi, onu işlevsiz kılma çabasını bırakın azaltmayı, giderek boyutlandırarak sürdürüyor. Doğayı kurtaran savaşçıları ne denli kutlasak yetmez. Damlacık’ın yıllar yıllar önce görece büyük, günümüzde küçük dört taş, iki kale, sert toprak üzerindeki bir lastik ya da başka bir şey, kâğıtlar, küre biçimindeki büyülü yuvarlağın arkasından koştururken bayağı yetenekli, fark edilen bir ufaklıktım. Yaklaşık 70 yıl önce oluyor bu işler. Biri kaleci, beşe beş maç. Şimdi size şaşıracağınızı beklediğim, tersine bir gelişmeyi anlatacağım. O sert toprak alandan daha büyük, hacimli, profesyonel kimliğimle geçişimden sonra futbol oynama, uygulama kalitemde bir gerileme oldu. Mahalle içindeki ince, teknik yanım profesyonellikte kalınlaşıp kabalaştı sanki. Yarışma koşulları elbette çok farklıydı. Kimlikler değişmişti. Rakipler zorluydu. Ve profesyonellik öyle her mahallenin içinden çıkan yetenekliler için onu özlemle bekleyen bir durak altı değildi. Sevgili Mümin Sekman, son kitabı “Rağmenciler”den önce sporu sevenlere, izleyenlere, uygulayanlara yönelik, “Şampiyon Sözleri” isimli, ilgilenenlerin yararlanacağı bir kitap yazdı. Damlacık’ta amatördüm. 14 yaşımda oynadım. Bir yıl sonra bir üst amatör ligdeki Kalespor’da üç yıl oynadım. Son yılımda genç milli takıma seçildim. 19 ile 23 yaş aralığında çocukluk yıllarımda rüyalarıma giren İzmirspor formasıyla dört yıl profesyonel olarak top koşturdum. Ardından İstanbul... Bir yılı Fenerbahçe, -daha çok yedek- beş yıl İstanbulspor... Ardından kordon boyu özlemi ağır bastığından, iki yıl daha İzmirspor... Şimdi dönelim, Mümin Sekman’ın başarıyı tarifle başlayan satırlarına...
“Başarı, hayal ettiklerini hayatında görmektir
Başarı, içindeki potansiyeli performansa çevirmektir
Başarı, yapabildiklerinle kendini ve başkalarını şaşırtmaktır
Başarı, bir işi kıyaslama havuzundaki herkesten daha iyi yapabilmektir
Başarı, sosyal skor tabelasında adını en üst sıralara kaydetmektir”
Ve ardından ekliyor:
“Düşünün bakalım. Siz bu kriterlere göre ne durumdasınız? Olduğunuz yer, olabileceğiniz en iyi yer mi? Kendi en iyi versiyonunuzu mu yaşıyorsunuz? Bu dünyada ait olduğunuz yeri buldunuz mu?”
Benim yanıtlarım var. Ama şimdilik yazmayayım. Hiç hoş değil. Sekman’ın ardından bu durumu en gerçekçi vurgulayan, ‘The Rock’ lakaplı güreşci, sinema oyuncusu Dwayne Johnson şöyle diyor: “Kan, ter ve saygı! İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.”
Esen kalın. Aydınlık günler...

Bir kenara yazın gerekebilir

- Bahanelere, insanın uyumunu sağlayan toplumsal yumuşatıcılardır da diyebilirim. Böylece insan farkına varmadan benliğini, kişiliğini örselemekten korumuş, özsaygısını yitirmemiş olur. n Bahanelere, insanın uyumunu sağlayan toplumsal yumuşatıcılardır da diyebilirim. Böylece insan farkına varmadan benliğini, kişiliğini örselemekten korumuş, özsaygısını yitirmemiş olur.               

Özcan Köknel

- Kendini gerçekleştirmiş insanların ölüm korkusu azalır. n Kendini gerçekleştirmiş insanların ölüm korkusu azalır.             

Irvin D. Yalom

- Yerinde sayanlar, yürüyenlerden daha çok gürültü çıkarır. n Yerinde sayanlar, yürüyenlerden daha çok gürültü çıkarır.     

Cenap Şahabettin 

- Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap. n Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap. 

Arthur Ashe

- İnsanoğlu yenilmek için yaratılmadı. Ademoğlu mahvolur ama yenilmez. n İnsanoğlu yenilmek için yaratılmadı. Ademoğlu mahvolur ama yenilmez.   

Ernest Hemingway 

-  Yeni ve iddialı fikirlerle karşılaşan insanlar önce alay ederler, sonra şiddetle karşı çıkarlar, sonunda “Zaten bilinen bir gerçekti” diyerek kabullenirler.              

Arthur Schopenhauer

Zaman geçmeseydi

Zaman gelir sırtımıza çile yükü biner...

Zaman gelir sırtımıza çile yükü biner...

öylesine bir zaman gelmiştir çünkü... 

avunuruz bu da geçer diye...

geçer de çoğu zaman deler de geçer...

“Zaman acıları, kırgınlıkları unutturur, çünkü zamanla insanlar değişir. Ne inciten kalır bir zaman olduğu gibi, ne incinen...” derdi Pascal. 

Çoook, çok sonrası konusunda, A. Silesius’tan bir şiir nefesi alalım:

Orada, sonsuzlukta her şey aynı anda olacak,

Burada zaman devletinde olduğu gibi Ne önce var ne sonra...  Aydın Boysan

İkinci mektup

Benimle başlayan dünya, 

Benimle başlayan dünya, Benimle bitmez.

Elinle boynuma taktığın ömür;

En güzel hediyen geri verilir.                Bedri Rahmi Eyüboğlu