Geri Dön
EgeNereden nereye geldik hey gidi günler hey...

Nereden nereye geldik hey gidi günler hey...

Nereden nereye geldik hey gidi günler hey...

Milliyet’in kapısından içeri 1974 yılında girdim. Dönemin temsilcisi İsmail Sivri ile tanışmam da bu şekilde oldu. Onun babacan tavrı, insancıl yaklaşımı hiç aklımdan çıkmıyor. Teknolojinin tabii ki çok geri olduğu dönemlerdi. Bir daktilo vardı, önce Pınar Türenç haberini yazar, sıranın bana gelmesini beklerdim

Ardından takır takır sesler eşliğinde bilgileri aktarır, İstanbul’a geçerdik. Yaşadığım güzel günler bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor, eski arkadaşları özlüyorum. Hey gidi günler hey, nereden nerelere geldik. Teknolojinin ilerlediği dönem ile geçmişi karşılaştırdığımda dağlar kadar fark olduğunu görüyorum

Nereden nereye geldik hey gidi günler hey...

Çocukluk yıllarımda evimize hep Milliyet Gazetesi girerdi.
Bugün de öyle…
Gazetenin logosunun solundaki meşale beni çok etkilemiştir.
Çoğu zaman defter yapraklarından gazete yapmaya çalışırdım.
İlk yaptığım da o meşaleyi kopya etmek olurdu.
Takvim yaprakları hızlıca değişirken 1974 yılında İsmail Sivri’nin temsilciliğini yaptığı İzmir Bürosu’nda gazeteye adım attım. Milliyet’in bünyesinden çıkan Hey dergisi İzmir sorumlusuydum.
Magazin, müzik ve sanatsal olayları takip etmek bir yana, benim gibi birçok genç meslektaşımla her türlü haberin peşinden koşuyorduk.
Gazete bizlere adeta okul oluyordu.
Acı ve tatlı anılarımla bezenmiş Milliyet yıllarımda yüzlerce olaya şahit oldum.
Teknoloji o denli ileri değildi.
Büroda bir daktilo vardı.
Pınar Türenç’e (o zaman soyadı Pehlivanoğlu idi) daktilo sanırım Abdi İpekçi tarafından gönderilmişti.
Önce Pınar haberlerini yazar, teleksciye verir, o da İstanbul’a geçerdi.
Sonra sıra bana gelirdi.
Uzun bir süre bu şekilde devam ettik. O kavuniçi daktilo şimdi bende... En değerlim…

Nereden nereye geldik hey gidi günler hey...


Takvimler 1 Şubat 1979’u gösteriyordu.
Gece benim için hamile eşimin düşük tehdidi nedeniyle tatsız geçiyordu.
Saatlerce hastanede kalmıştık.
Dediğim gibi iletişim bu kadar ileri düzeyde değildi.
Bazı şeyler duymuştum.
Sonra eşimi hastanede bırakarak ofise geçtim.
Ofise geldiğim de rahmetli büro şefimiz İsmail Sivri bir o yana, bir bu yana yürüyordu.
Ve kara haber...
İsmail abi o gün belki de onlarca haykırışıyla ‘’Abdi’yi öldürmüşler’’ dedi.
Ofis çok hareketliydi.
Sonra Muhasebe Müdürümüz Hafize Kot geldi.
İsmail abi üzgün şekilde, “Hafize kızım bana hemen ilk uçakla İstanbul’a bilet al’’ dedi.
Şişli’deki evinin önünde acımasızca katledilen başyazarımız daha gölgesini bile gördüğümüzde, korktuğumuz, saygı duyduğumuz, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, suikast sonucu öldürülmüştü.
Böyle cenaze törenlerine, özel günlere büyükler giderdi.
İsmail abiyi hızlıca İstanbul’a yolcu ettik.
Kulağımda İsmail abinin 1977 yılında Abdi İpekçi ile benim hakkımda konuşması yankılanıyordu:
“Abdi, ben kadrosuz adam çalıştırmam. Bektaş’ın kadrosunu yapalım. Ben Yekta Okur ile de konuştum. Senden olur bekliyor.’’
Medyada değişim rüzgârları başladı.
İsmail Sivri’nin emekli olmasının ardından Nurettin Tekindor bölge müdürümüz oldu.
Onunla birlikte teknolojiye hızlıca ayak uydurduk.
Birlikte çok güzel işlere imza attık.
Abdi İpekçi’nin ölümünden daha sonra gazetemizin başına Çetin Emeç Genel Yayın Yönetmeni olarak getirildi.
Magazini çok iyi bilen rahmetli Emeç ile Hürriyet Gazetesi’nden beri tanışırdım.
Hatta bir ara benim Gong veya TV 7 Gün Dergilerine transferim söz konusu idi.
Onun zamanında İzmir’den kalkıp Antalya Altın Portakal Festivali olmak üzere, Mersin, Adana gibi illerdeki festival, yarışma ve film çekimlerini takip ettim.
Verilen görevleri hakkıyla yerine getirdim.
Çetin Emeç’e karşı olan saygım ve onun iş prensipleri bana çok şey kattı.
Ben Hürriyet bünyesine transfer olamamıştım ama…
Onunla aynı ekip de çalışma onuruna erişmiştim.
Ve sonra gazetem Milliyet’te ikinci acı kaybımızı yaşadık.
Usta gazeteci Çetin Emeç, 7 Mart 1990’da çapraz ateşe tutulan otomobilde vücudunun çeşitli yerlerinden aldığı kurşunlarla 55 yaşında hayatını kaybetti.
Otomobilden çıkarak kurtulmaya çalışan şoförü Sinan Ercan da yaklaşık 15 metre ileride saldırganlar tarafından katledildi.
Rahmetli olan genel yayın müdürlerimi, büro müdürüm ve çalışma arkadaşlarımı saygı ve özlemle anıyorum. Yaşayanlara da sağlıklar diliyorum...

Nereden nereye geldik hey gidi günler hey...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler