Geri Dön
Gündem‘Gazetecilik olayların içinde olmak demektir’

‘Gazetecilik olayların içinde olmak demektir’

‘Gazetcilik olayların içinde olmak demektir’ Gerilim polisiye yazarı Önay Yılmaz’ın yeni romanı “Seni Hiç Aldatmadım” da aşk, kıskançlık, yalnızlık ve hırs gibi kavramları irdeliyor

‘Gazetecilik olayların içinde olmak demektir’

Önay Yılmaz, gazetecilik kökeni olan bir yazar. Ancak 2012 yılında kendisinin söylediğine göre yazarlığa daha fazla vakit ayırabilmek için mesleğini bırakmış. Yılmaz, yazarlık macerasına bir yazı dizisi olarak gazete için hazırladığı “Nazilerle Beş Yıl” isimli seri yazılarını 2008 yılında kitap haline getirerek başladı. Ardından da “Poseidon’un Laneti”, “Heybeliada Cinayetleri”, “Günbatımı Cinayetleri” ve “Av” gibi polisiye-gerilim türündeki kitaplarıyla okurlarının karşısına çıkmaya devam etti. Son olarak da “kaza” sonucu bacaklarını kaybeden bir kadının hikayesini anlattığı “Seni Hiç Aldatmadım” A7 Kitap tarafından bugün okuruyla buluşuyor. Biz de Önay Yılmaz ile polisiye edebiyat ve kitapları üzerine sohbet ettik.

Adliye muhabirliği de yapmış bir gazetecisiniz. Romanlarınızı yazarken o dönemde şahit olduğunuz olaylardan esinleniyor musunuz? Polisiye hikayelerinize konu olan gerçek hikayeler de var mı?

Kesinlikle. Bir gazeteciyseniz suç dünyasını da bilmeniz gerekir. Gazetecilik olayların içinde olmak demektir. Bu olayların büyük çoğunluğu da suç ve suçluları içinde barındırır. Dünyada çok okunan polisiye/gerilim yazarları da genellikle gazeteci kökenli olanlardan çıkıyor. Micheal Connelly, Jean-Christophe Grangé, Simon Beckett, Glenn Meade, Stieg Larsson, Robert Harris ilk aklıma gelenler. Konuların birçoğunu yaşadığım olaylardan, yaptığım haberlerden esinlenerek oluşturdum. Ama romanlardaki konular birebir yaşadığım olaylarla bağdaşıyor diyemem. Bu konuları hayal gücümle birleştirip sentezliyorum diyelim.

Kitaplarınızda hep bilimsel konuları işliyorsunuz. Polisiye ve bilim birbiriyle ilişkili mi olmalı?

Bu soruya kendi bakış açımla yanıt vereyim: İster istemez ilişkili oluyor ve olmak zorunda zaten... Özellikle konuları ve karakterleri biraz bilim dünyasından seçiyor olabilirim gazetecilikten gelme bir alışkanlıkla. Bilim, yaşamımızın her alanında var aslında. Yaşadığımız dünya artık bilim ve teknoloji çağı. Hızla gelişen bilim, bunun sonucu olarak hızla gelişen bir teknoloji var. Her ne kadar biz ülke olarak bu gelişmeleri biraz geç fark ediyor olsak da eninde sonunda yaşamımızın bir şekilde içine giriyor. Polisiye konular da öyle. Hızlı gelişen bilim teknoloji çağında polisiye konular da bundan nasibini alıyor.

Sizce, cinayeti yaratmak mı, yoksa bir katili yaratmak mı daha zor?

Cinayet bir olay, katil ise olayın önemli bir karakteri. Cinayeti yaratırken katili de yaratmış oluyorsunuz. İkisini yaratmak da zorluk derecesi açısından aynı benim için. Bazen önce cinayeti oluşturuyor, katil karakterini sonra yaratıyorsunuz. Ya da katili yarattıktan sonra ona uygun bir cinayet tasarlayabiliyorsunuz. Bazen karakter olayın yani konunun önüne geçebiliyor, bazen de konu ve kurgu daha önde olabiliyor. Ben daha çok kurguyu önemsiyorum. Yazarken polisiye romanda kurgu beni daha çok heyecanlandırıyor.

‘Gazetecilik olayların içinde olmak demektir’

‘Okur da yazar da artıyor’

Türkiye’de polisiye romana ilgiyi nasıl buluyorsunuz?

Her geçen gün daha da arttığını söyleyebilirim. Yeni yazarlar piyasaya giriyor. Tabii okurlar da artıyor buna parelel olarak. Yayınevlerinin, özellikle yerli polisiye yazarlara kapılarını daha fazla açması gerek. Kültür Bakanlığı’nın ve medyanın da desteği şart. Bugün dünyada, Kuzey ülkeleri ve Amerika, polisiye edebiyatta ön plandaysa bunda hükümetlerin ve medyanın büyük payı var.