Geri Dön
GündemGelip horoz kesiyorlardı, sırrı çözüldü! 'Yaren Dede' meğer…

Gelip horoz kesiyorlardı, sırrı çözüldü! 'Yaren Dede' meğer…

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi tarafından sürdürülen Aizanoi Antik Kenti kazı çalışmalarında, halk arasında 'Yaren Dede' adıyla bilinen yerin bir mezar olmadığı ortaya çıktı. Prof. Dr. Gökhan Coşkun bunun bir ilk olmadığını söylerken, Prof. Dr. Muharrem Kaya ise bu duruma İstanbul’da da sayısız kez rastladıklarını söyleyerek, türbe ya da yatır olarak bilinen bölgelerin geçmişindeki gizemi anlattı.

Fazilet Şenol / Milliyet.com.tr - Kütahya Dumlupınar Üniversitesi tarafından sürdürülen kazı çalışmalarında, antik kentin en önemli alanlarından olan 'Agora'nın giriş kapısı ve mermer tabanı ortaya çıkartıldı. Yapılan çalışmalar sırasında eskiden asfalt yol kenarında kalan mermer sütunun etrafı kazılınca, 'Yaren Dede' olarak bilinen yerin bir mezar olmadığı anlaşıldı.

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gökhan Coşkun, "Bölge sakinlerinin yaşlılarından öğrendiğimize göre, bir zamanlar bu sütunun bulunduğu alan, bir tür adak adama alanı gibi kullanılmış ve genellikle sütunun dibinde horoz adağı gibi küçük adak törenleri gerçekleştiriliyormuş" dedi. Prof. Dr. Coşkun, günümüzde bölge sakinlerinin bu tür bir uygulamayı gerçekleştirmediklerini ve hatta birçoğunun bundan haberinin bile olmadığının altını çizdi.

YAREN DEDE EFSANESİ

Hikayeye göre, Kütahya Güzelbahçe’de yaşayan ve semercilik yapan Yaren Dede, halk tarafından sevilen dindar bir adam olmasına rağmen cuma namazı için camiye gitmez. Camiye gelmemesinin nedenini merak eden cami imamı haber yollayarak, cuma namazlarına gelmesini söyler. Yaren Dede, gelen haberciye cuma namazlarını Kabe'de kıldığını, eğer Kabe’de kılmaz da camiye gelirse öleceğini, çünkü cuma namazını Kabe’de kılması konusunda söz verdiğini ve bu yüzden gelemeyeceğini söyler. Buna inanmayan cami imamı, Yaren Dede’yi cuma namazına getirmek için dönemin kolluk kuvvetlerini gönderir. Jandarmalar namazdan sonra imamın yanına gelir ve cuma namazını Yaren Dede ile beraber Kabe'de kıldıklarını ve onun muhterem bir kişi olduğunu söylerler. İmam buna çok sinirlenir. Böyle bir şeyin olamayacağını söyleyen imam, bir başka cuma günü daha fazla jandarmayla Yaren Dede’yi camiye getirtir. Cuma namazı için secdeye duran Yaren Dede namaz bitiminde secde ettiği yerde ölür.

BOKSÖR VE AİLESİNİN MEZARI ÇIKTI

Türkiye'de 'Yaren Dede' gibi örnek verilebilecek çok sayıda yer olduğunu, türbe olarak adlandırılan birçok yapının aslında Bizans ya da daha eski dönemlere ait mezar yapıları olabildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Coşkun, "2018’de bir haber yapılmıştı. Marmaris Turgut Mahallesi'nde günümüzden 40 yıl öncesine kadar köylülerin türbe diye ziyaret ederek adaklar adadığı yapının, yapılan çalışmalar sonucunda M.Ö. 3'üncü yüzyılda yaşamış Diagoras isimli bir boksör ve ailesinin mezarı olduğu tespit edilmişti" diyerek duruma örnek verdi.

Bunun dışında Göbeklitepe kazılmadan önce de tepenin tam üstünde bir dilek ağacının olduğunu söyleyen Coşkun, "Göbeklitepe’nin keşfinden önce yöre halkının bu ağacın kutsal olduğuna inanarak yıllarca dilekler dileyip adaklar adadığı bilinir. Ancak yapılan çalışmalar sonunda altından neler çıktığını artık hepimiz biliyoruz" diye konuştu.

Gelip horoz kesiyorlardı, sırrı çözüldü Yaren Dede meğer…

KORUDUKLARINA İNANIYORLAR

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Muharrem Kaya da insanların 'Yaren Dede' gibi türbelere üstün niteliklere sahip insanların mezarları olarak baktığını söyledi. Prof. Dr. Kaya’ya göre halk, eski Türk inançlarıyla bağlantılı olarak onların ruhlarının hâlâ kendi toplumlarını koruduklarına inanıyor.

Prof. Dr. Muharrem Kaya yaşadığı 16. yüzyılda mezar ziyaretlerini şirk koşmak olarak yorumlayan İzmir Ödemiş'in Birgi Köyü'ndeki İmam Birgivi Mehmet Efendi’nin mezarını örnek göstererek, "Şimdi gelin görün; ev, araba, çocuk isteklerinin ifade edildiği bir ziyaret yeri haline geldi. Hatta Osmanlı padişahlarında Avcı lakaplı IV. Mehmet’in Edirne’deyken, Allah’tan değil de orada yatan şahıstan medet umulduğunu görerek bir türbenin ziyaret edilmesini yasakladığıyla ilgili tarihi kaynaklarda bilgilere rastlıyoruz. Bunlar hep Türk halk inançlarında önemli bir yeri olan, ata ruhlarının yaşayan insanlara yardım edeceğiyle ilgili köklü inançtan kaynaklanıyor" dedi.

YÛŞA TÜRBESİ ASLINDA...

Benzer şekilde bir Bizans komutanının mezarının da daha sonra Yûşa peygamberin 5 metrelik makamı olarak karşımıza çıktığını söyleyen Prof. Dr. Muharrem Kaya, "Beykoz’daki bu bölge aslında eskiden beri Boğaz’ın trafiğinin gözetlendiği bir noktadır. Aynı şekilde Beşiktaş’ta ve Üsküdar’da da ziyaret yerleri bulunur. Bunlar Boğaz’ın koruyan evliyaların makamları olarak kabul edilir" detayını paylaştı.

Sadece İstanbul'da değil, Anadolu'nun pek çok yerinde benzer örneklerle karşılaşmak mümkün. Prof. Dr. Kaya, Ayvalık’taki Şeytan Sofrası’nın, Çanakkale-Balıkesir sınırındaki Kazdağları’nın zirvesinin antik dönemde bir tapınak alanı olduğunu arkeolojik araştırmalar sonucunda öğrendiğimizi belirtti. Buralarda Paganlık, Hıristiyanlık, İslamiyet gibi dinlerin de binlerce yıllık katmanlar olarak karşımıza çıktığını da ekledi. 

Gelip horoz kesiyorlardı, sırrı çözüldü Yaren Dede meğer…

ANA TANRIÇA KÜLTÜ BÖYLE GEÇİŞ YAPIYOR

"Toprağa bağlı yaşam tarzından kaynaklanan Ana Tanrıça kültü, Anadolu’nun en eski uygarlıklarında görülüyor diyen Prof. Dr. Muharrem Kaya, insanların temel değerlerinin değişerek, yeniden yorumlanarak varlığını sürdüğünü söyledi. Bu gibi durumlara Nevruz’u, Hıdrellez’i hatta sünnet törenlerini bile dahil edebileceğimizi de iletti.

'İÇSEL TAMİR MEKANİZMALARINI UYANDIRIYORLAR'

Bu gibi türbelere giden insanların ilaçla tedavi yerine bir anlamda telkinle vücudun içsel tamir mekanizması uyandırdıklarını söyleyen Prof. Dr. Muharrem Kaya, "Artık 'Bu mübarek insanlara dua ettim, kanlı, kansız kurban verdim, onlardan dua aldım, ağzı dualı bu mübarek insanlar beni okudu' diyerek beynin iyileşeceği yolunda vücuda mesaj göndermesini, lenf bezlerini uyarmasını sağlıyorlar ve böylelikle vücut kendi kendini iyileştirme yoluna giriyor. Hasta birisini ziyaret ettiğimizde sürekli ona, 'Moralini sağlam tut' dememizin sebebi de bu aslında" diye konuştu.

Gelip horoz kesiyorlardı, sırrı çözüldü Yaren Dede meğer…

'TAŞ KÜLTÜ ATA KÜLTÜ İLE BİRLEŞİYOR'

"Haberde o taşın bir mezar taşı olduğu ve orada yatan Yaren Dede'den çocuğu olmayanların çocuk dilediği anlaşılıyor. Yani sadece taş yok orada, bir yatır da var. Taş kültü ile ata kültü birleşmiş oluyor. Taş da ermiş de Türk halk inanışlarında kutsaldır" diyen Prof. Dr. Kaya sözlerine şöyle devam etti: "Taş güçlü oluşu, çürümemesi, yok olmaması sebebiyle insanların bin yıllar öncesinden ilgisini çekmiş. Bir de taşlardan silah, alet edevat yapınca da o da kutsallaştırılıyor."

KÖPEĞİ ÖLDÜRÜP ETİNİ DAĞITIYORLAR ÇÜNKÜ...

Kaya, "Yörenin insanları orada yatan bir ermişin olduğuna inanıp adını da Yaren Dede koymuş. Bu, Türk halk inanışlarının en temel özelliklerinden birisidir. Ölüler kültü dünyanın her yerinde görülüyor. Hatta bir belgeselde Orta Afrika’da köylüler, köyün en sadık köpeğini seçip öldürüyorlar, sonra etini pişirip bütün köylüye dağıtıyorlardı. Burada amaç ölen köpeğin ruhunun sadık olmasından dolayı etini yiyen herkese ruhu geçtiği için bütün köylüyü kötü ruhlardan korumasını sağlamak" diye konuştu.

Gelip horoz kesiyorlardı, sırrı çözüldü Yaren Dede meğer…

'BU İNANIŞ İSLAMİYET'E UYGUN DEĞİL'

Bu koruma inanışının insanlar için de geçerli olduğunu, ölen şahıs güçlü bir asker, iyi bir yönetici veya alim biriyse, onun ruhunun kendi toplumunu korumaya devam edeceğini inandıklarını söyleyen Prof. Dr. Kaya, bu inanışın Türklerin sonradan kabul ettikleri İslamiyet'e uygun olmadığını belirtti. "Bu sefer de hile-i şeriyye olarak orada yatan şahsın, Allah’ın sevgili bir kulu olması ve onun aracılığıyla, onun yüzü suyu hürmetine isteklerinin, dileklerinin, dualarının Allah’a ulaştırılacağına inanılması karşımıza çıkıyor" diyen Kaya, halbuki Ortodoks İslamiyet inanışında, Araplarda ve Acemlerde mezar yerinin belli olmadığı, ölenin ruhunun gideceği yere gittiği ve dünyada ruhunun olmadığına inanıldığını ekledi. Kaya, "Ancak bizim gibi heterodoks İslam anlayışına sahip toplumlarda ata kültü, evliya, ermiş kültü olarak İslamî bir kisveyle varlığını sürdürüyor" dedi.

'KENTİ ANLAMAK İÇİN ÖNEMLİ'

Prof. Dr. Gökhan Coşkun, "Agora (Forum) bir Antik Yunan ve Roma kentinde toplumsal yaşamın merkezini oluşturan en önemli kamusal alanlardır. Agora kazıları aracılığıyla söz konusu kentin ticari, dini, siyasi, sosyal faaliyetlerini anlamamızı mümkün kılan çok önemli veriler elde ederiz" diyerek agoradan tapınağa giriş kapısı (propylon) ve mermer zemininin bulunmasının önemine dikkat çekti.

Kentlerin, önemli yapıların veya kutsal alanların girişlerinde yer alabilen anıtsal giriş yapıları 'propylon'lar, yapı komplekslerini birleştirici bir işleve de sahipler. Coşkun, Aizanoi Antik Kenti'nin propylon yapısının da Agora’dan Zeus Tapınağı’na geçişi sağlayan anıtsal bir yapı olması açısından önem taşıdığının altını çizdi.

Gelip horoz kesiyorlardı, sırrı çözüldü Yaren Dede meğer…

GEDİZ DEPREMİYLE ORTAYA ÇIKTI

Aizanoi Antik Kenti’nin tahminen henüz sadece yüzde 20’sinin gün yüzüne çıkarıldığını Prof. Dr. Gökhan Coşkun, "Tiyatro-Stadion kompleksinde kazı çalışmaları devam ediyor. Hamam-Palestra kompleksi önceki yıllarda kazılmış fakat yapının yaklaşık yarısı ortaya çıkarılabildi. Üzerinde Zeus Tapınağı'nın bulunduğu höyük ise bu kentin Roma döneminden önceki yüzyıllarına ait bilgileri bünyesinde saklıyor. Höyükte yapılacak kazılar ile Aizanoi’un erken dönemlerine ait daha kapsamlı ve daha detaylı veriler elde etmek mümkün olacak. 1970 yılındaki Gediz depremiyle tespit edilen ve kazısı yapılarak gün yüzüne çıkarılan yuvarlak planlı yapı günümüzde Macellum/Borsa olarak anılıyor" dedi.

'KYBELE'YE AİT KUTSAL ALAN VAR'

Prof. Dr. Coşkun, antik kentte şimdiye kadar hiç ön plana çıkmamış Roma dönemine ait bir baraj yapısı bulunduğunu ve burada da kazı ve restorasyon çalışmaları planlanması gerektiğine dikkat çekti. "Diğer yandan Anadolu’nun Ana Tanrıçası olarak bilinen Kybele’ye ait bir kutsal alan da bulunuyor" diyen Coşkun, antik metinlerde Meter Steunene olarak anılan Ana Tanrıça'ya ait kutsal alanının çevresinde yapılacak çalışmalarla yeni verilerin ortaya çıkmasını beklediklerini de belirtti.

"Kuşkusuz Aizanoi’da yaşamış olan halkın ne tür yapılarda yaşadığını keşfetmek, kenti anlamamız açısından çok önemli veriler sunacak" ifadelerini kullanan Prof. Dr. Coşkun, propylon yapısının kalıntılarını ve agora ile bağlantısını ortaya çıkarmış olmalarının çok heyecan verici olduğuna dikkat çekti. Coşkun, "Bunun dışında basına yansıyan ve kaliteli işçilikleriyle dikkat çeken Hygeia heykeli, Herakles gövdesi, Dionysos ve Aphrodite başları da kentte şimdiye kadar tespit edilmiş ender buluntular arasında olmaları bakımından oldukça heyecan verici" dedi.

'ÖZEL MÜLK KONUMUNDA OLMASI ENGELLİYOR'

"Oldukça geniş bir alana yayılan antik kent içerisinde bulunan çoğu arazi özel mülk konumunda" diyen Prof. Dr. Gökhan Coşkun sözlerini şöyle noktaladı: "Bu durum arkeolojik kazı yapılması açısından engel teşkil ediyor. Bölgede kamulaştırılan alanların sayısı artırılırsa hem arkeolojik kazı yapılacak alan genişlemiş olur hem de korumaya alınarak definecilik faaliyetlerinin de önüne geçilmiş olur. Arkeolojik kazı yapılacak alanların artması demek belki de hiç öngöremediğimiz yeni keşiflerin yapılması anlamına gelebilir."