Geri Dön
Gündem‘Marmara atık çukuru değil’

‘Marmara atık çukuru değil’

Müsilajı ‘Ağıt mı Umut mu?’ isimli kitabında tüm yönleriyle ele alan Prof. Dr. Sarı, “40 yıldır Marmara’yı atık çukuru yaptık. Aslında müsilajla Marmara bize; ‘Sizinle bu şartlarda birlikte yaşama şansımız kalmadı’ mesajını verdi” dedi.

‘Marmara atık çukuru değil’

Gökhan Karakaş -  Marmara Denizi’nde geçtiğimiz yaz ortaya çıkan sarı felaket müsilaj Prof. Dr. Mustafa Sarı tarafından her yönüyle ele alındı. Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, Türkiye İş Bankası yayınlarından çıkan ‘Ağıt mı Umut mu?’ isimli kitabında müsilajın denizle kurduğumuz yanlış ilişkinin sonucu ortaya çıktığını vurguladı.

Prof. Dr. Sarı, “Müsilajın oluşmasında 3 ana faktör var. Küresel iklim değişimine bağlı deniz yüzeyi sıcaklıklarında artış. (Marmara 2021 yılında 40 yıllık ortalama sıcaklıktan 2 derece daha sıcaktı). İkincisi Marmara’nın Karadeniz ve Akdeniz arasında bir geçiş denizi özelliğiyle ikili akıntı sistemi. (Yüzeyde az tuzlu Karadeniz suyu, dipte ise çok tuzlu Akdeniz kökenli sular). İki farklı yoğunluktaki suyu bir geçiş tabakası birbirinden ayırıyor ve bu yapı dikey karışımları azaltarak Marmara’ya kararlı, durağan bir nitelik kazandırıyor. Üçüncü tetikleyici ise 40 yıldır boca ettiğimiz evsel, endüstriyel, tarımsal ve diğer atıklar. Marmara çevresinde yaşayan 25 milyon insanın atığı, Türkiye’nin yarısına hizmet sunan endüstrinin atıkları doğru düzgün arıtılmadan gönderiliyor. Tam 40 yıldır Marmara’yı bir atık çukuru olarak kullanıyoruz. Bu üçlü tetikleyici o korkunç manzaraları yarattı” dedi. Prof. Dr. Sarı, tespitlerini şöyle sıraladı:

‘DENİZE YARDIM ETMELİYİZ’

“Marmara denizi ‘Sizinle bu şartlarda birlikte yaşama şansımız kalmadı’ dedi bize. Yüzeyi köpükler şeklinde kapladığında farkına vardık. Bir müddet ölü taklidi yapsak da kendiliğinden geçmeyeceğini anlayıp müsilajla mücadele için Marmara Denizi Eylem Planı’nı yapıp, uygulamaya geçmeye çalıştık. Marmara denizine yardım ederek onun yaşam bütünlüğünü sürdürmesine katkı sağlamamız lazım. Öz denetimli, sibernetik sistemlere ömür biçemezsiniz. Sistem sürekli yeni koşullara göre, yeni dengeler oluşturmaya çalışır. Yani Marmara’dan umut kesmemeliyiz. Tedbirleri ciddiyetle alıp, uygularsak Marmara’nın müsilaj öncesi şartlara dönmesi imkansız değil. Bu yüzden kitabımın adını ‘Ağıt mı Umut mu’ koydum. Deniz ekosistemi büyük yıkımla karşılaştı ama deniz direniyor. Ağıt yakıp kötümserlikle oturmak yerine, umutla direnen denize yardım etmemiz gerektiğine vurgu yapmak istiyorum. Deniz direniyor, bizim ona destek olmamız lazım.

‘DERİN DEŞARJLA KİRLETTİK’

Marmara Denizi yapısı gereği çok kırılgan ve hassas bir ekosistem. Yüzeyden Karadeniz kökenli sular güneye doğru akarken, Akdeniz kökenli tuzlu sular dipte, ters istikamette kuzeye doğru gider. Yerel yöneticiler 80’li yıllarda bunu öğrendiklerinde arıtma tesisi kurmak yerine, topladıkları evsel ve endüstriyel atıkları ön arıtmadan geçirdikten sonra güçlü pompalarla basmışlar denizin derinliklerine. Kulağa hoş gelen bir isim de bulunmuş: Derin Deşarj Sistemi. Yanlışlığını söyleyen akademisyenleri ise kimse duymamış. Yani kirlilik yükü katlanarak artmış Marmara’da. Kirlilik yükü denizin askıdaki katı yükünü artırmış, yani suyu daha bulanıklaştırmış. Kirlilik zaten vardı ve denizin yapısı zaten müsilaj için uygundu. İklim değişimine bağlı deniz suyu sıcaklıklarındaki anormal artış felaket boyutunda müsilaj oluşumunu tetiklemiş oldu.

Görmediğimiz zaman müsilaj bitti sanıyoruz. Oysa tam tersine, yüzeyde gördüğümüz köpük kıvamındaki müsilaj toplam müsilajın binde biri değil. Büyük kısmı deniz dibine çöküyor müsilajın. Deniz dibi dediğimiz yer çamur, kum, çakıl, taştan ibaret değil sadece. Mercanların, süngerlerin, midyelerin, istiridyelerin, karideslerin, yengeçlerin, balıkların yani binlerce canlının yaşam alanı. Dibe çöken müsilaj bu canlı organizmaların bir kısmını öldürdü bazılarına zarar verdi. Kıyıdaki sünger topluluklarının tamamına yakınını öldürdü. Yumuşak mercanlar ciddi zarar gördü. Deniz çayırlarının bir kısmı tahrip oldu. Üreme sezonunda olan balık türlerinin yumurta ve larvalarını öldürdü. Önümüzdeki yıllarda bu zararları denizde gözle görür hale geleceğiz ne yazık ki.”

‘Marmara atık çukuru değil’

MÜSİLAJDAN NASIL KURTULACAĞIZ?

Yeni bir atık yönetim politikasına ihtiyacımız olduğunu belirten Prof. Dr. Sarı, “Denizle olan mevcut ilişki şeklimizi değiştirmemiz gerekiyor. 22 maddelik Marmara Denizi Eylem Planı ile adım attık. İyi başladık, kötü gidiyoruz. Hızlanmak için müsilajın yeniden denizin yüzeyini kaplamasını beklememeliyiz. İleri biyolojik arıtmaya geçmeliyiz. Buradan çıkan su, çoğu zaman bulanık değil, berrak. Denize boca ettiğimiz atık suları ileri arıtmadan sonra atık barajlarında biriktirip, tarımda, sanayide kullanabiliriz. Marmara çevresindeki bütün atıkların 3 yılda ileri biyolojik arıtmadan geçirilmesi zorunluluk oldu. Ama denizin 3 yılı yok. Bireysel katkılarla denize yardım etmemiz lazım. Lavabodan dökülen 1 litre atık yağ bin ton deniz suyunu kirletiyor. Evde kullanılan temizlik maddelerinde yüksek oranda fosforlu bileşikler var. Bunların kullanımı yarı yarıya azalttığımızda denize giden atık yükünü azaltırız.”

‘Marmara atık çukuru değil’