Geri Dön

Sığır derisine sığan hisar

26 Mart 1452’de İstanbul’un fethinde önemli bir rol oynayacak olan Rumeli Hisarı’nın yapımına başlandı. 1783’te Fransa Kralı’nın onayıyla yayımlanan kitapta, Rumeli Hisarı’nın inşaatıyla ilgili ilginç bilgilere yer veriliyor...

Sığır derisine sığan hisar
AYDIN HASAN

Bulunduğu yerin güzelliğinden dolayı Güzelce Hisar da denilen Anadolu Hisarı, Göksu Deresi’nin İstanbul Boğazı’na döküldüğü yerde yapıldı. Yapıldığında yıl 1395 idi ve Osmanıl tahtında Yıldırım Beyazıt oturuyordu. Cenevizliler, Bizans ile işbirliği içinde Karadeniz’de koloni kurmuşlardı. Karadeniz’den İstanbul’a ve ordan Akdeniz’e uzanan ticaret rotası üzerinde Boğaz’ın en dar yerine kurulan bu hisar, askeri açıdan önemliydi.

Sığır derisine sığan hisar

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethi hazırlıklarına başladığında yaptığı ilk işlerden biri, Anadolu Hisarı’nın tam karşı noktasındaki sırtlara Rumeli Hisarı adını alacak yeni bir hisar inşa ettirmek oldu. Historia Üniversitesi’nin Tarih Kurumu tarafından kaleme alınanan ve içinde Osmanlı İmparatorluğu tarihine geniş yer verilen kitap, 1783 yılında Paris’te Fransa Kralı’nın onayıyla yayınlandı. Çalışmanın Osmanlı tarihini içeren 19. cildi, Şiar Yalçın tarafından Türkçeye çevrildi. Bu kitapta, Rumeli Hisarı konusunda şu ifadeler yer alıyor:

Bir avuç toprak

“Ertesi yıl, Sultan büyük toplar döktürdü her taraftan askerler topladı ve İstanbul’a doğru yürümeye başladı. Bizans İmpratoru bu kadar büyük bir tehlikenin adım adım yaklaşması karşısında Mehmet’e elçiler göndererek barış için adeta yalvardı, istediği şartları kabul etmeye hazır olduğunu bildirdi. Sultan, elçilere şöyle cevap verdi:

Efendiniz İmparatoru bu yalvar yakar durumda görmekten içim sızlıyor ve kendisinden barışı esirgemeye vicdanım razı olmuyor. İmparatordan tazminat olarak tek isteğim Boğaziçi kıyısında ve Avrupa yakasında olsa olsa bir sığır derisi genişliğinde bir avuç topraktır. Rumlar bu önemsiz isteğini yerine getirdiler ve sultan ordusunu geri çekti. Sultan daha sonra elçilere bir kaya parçası göstererek, bunun kendisine verilmesini istedi ve hemen orada sığır derisini çok ince şeritler halinde kestirp bunlarla boğazın tepesinde çevresi beş yüz adım tutan bir alanı kuşattırdı. Kırk gün içinde buraya bir hisar inşa ettirdi. Hisarın etrafına her biri

Mehmet adındaki harflerden birini temsil edecek beş yüksek kule diktirdi. Kısa bir süre sonra da tam karşısına Anadolu kıyısında bir hisar daha yaptırdı. İki hisara da gerekli bütün toplar ve cephane ile birlikte iki güçlü garnizon yerleştirdi ve kalelerin muhafızlarına her gün Karadeniz’den İstanbul’a malzeme ve yiyecek getiren gemilerin geçmesine izin vermemelerini emretti. Sonra Edirne’ye döndü. Nihayet saltanatının üçüncü ve Hicret’in 857. yılında Mehmet büyük tasarısını açıkladı, kalabalık bir ordunun başında İstanbul üzerine yürüdü ve şehri kuşattı.

(...) Kışın başında egemenliği altındaki bütün eyaletlerde tellallar çağırttırarak Boğaziçi’nde İstanbul’a hakim bir tepede hisar inşa etmek üzere bin işçinin ilkbaharda hazır bulunmaları emrini verdi. Mehmet’in ilkbaharda çok sayıda işçi toplamış olduğunu gören İmparator, tutulacak en doğru yolun Edirne’ye elçiler göndererek Orhan’ın tahsisatının artırılmasını hatta sürdürülmesini değil sadece böyle bir hisar yaptırmaktan vazgeçmesini dilemek olduğuna karar verdi. Hatta Padişahın bu isteğini yerine getirmesi halinde kendisine haraç ödemeyi bile teklif etti. İmparator, Boğaz’ın doğu kıyısına bir hisar yaptırılmasına büyük babası Mehmet’in ısrarlı istekleri üzerine izin verilmiş olduğunu, fakat onun ecdadının zaten uzun süreden beri o havaliye hakim olduğunu, oysa şimdi birincisinin karşısında Avrupa kıyısında bir ikinci hisar inşa etme niyetinin İstanbul’u aç ve ticaretinden yoksun bırakmaktan başka bir amaca yönelik olamayacağını anlatmaya çalıştı.

İki metre çukur açıyordu

(...) Mehmet hareketini haklı gösterebilecek özürler aramak şöyle dursun, Konstantinos’a savaş ilan etti. Bu sırada Rumeli Hisarı tamamlanmıştı. Mehmet kaleye içlerinden bazıları altı yüz librelik gülleler atabilen toplar yerleştirdi. Yeni hisarın komutanlığını Firuz Ağa’ya verdi ve emrine dört yüz kişi vererek  geçecek her gemiden haraç almasını ve haraç ödemeyi reddedenlere ateş edilmesini buyurdu. Daha sonra adamlarıyla Edirne’ye döndü. Mehmet henüz kalenin inşasıyla meşgul bulunduğu sırada bir top dökümcüsü Sultana hizmetlerini arzetmeye geldi. Adam Macaristan’dan ayrılmış ve önce İstanbul’a gelmişti.  Urban, Mehmet’e muazzam bir taş gülleyi bin mil uzağa atan top döktü. Gürültüsü on mil uzaktan duyulabiliyor ve gülle düştüğü yerde iki metre derinliğinde bir çukur açıyordu.

Kartaca efsanesi

Kitapta, Fatih’in eski Yunan ve Roma komutanlarının eylemlerini anlatan kitapları okumaktan hoşlandığı hatırlatılarak ‘sığır derisi’ taktiğine ilişkin şu ifadelere yer veriliyor: “Mehmet’in Kartaca Kralçesi Elissa ve Dido’dan esinlendiği anlaşılmaktadır. Efsaneye göre babasının ölümü üzerine Sur Kraliçesi olan Dido, tahtı zorla ele geçiren kardeşinin elinden kaçarak Afrika kıyısına ulaşmış, burada yerlilerden bir öküz derisinin kaplayabileceği kadar toprak istemiş ve deriyi çok ince şeritler halinde keserek  Kard Hatas “Yeni Şehir” (Kartaca) adını verdiği şehri çevreleyecek uzunlukta bir sırım elde etmiştir.”

İki kıta birleşti

Sığır derisine sığan hisar

26 Mart 1973’te inşaatı devam eden Boğaz Köprüsü’nün 57 ünitesinin de yerine konulmasıyla şehrin Avrupa ve Asya yakaları birbirine bağlanırken, iki kıta da ilk kez birleşti.

Yapımını İngiliz ve Alman firmalarının üstlendiği Boğaziçi Köprüsü’nün inşasına, Şubat

1970’de Beylerbeyi ayak sahasında yapılan törenle başlandı. Köprü, 29 Ekim 1973’de dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından açıldı. Kuleler arası uzunluğu bin 74 metre olan 6 şeritli köprünün inşası sırasında, 63 bin metreküp kazı yapılırken 71 bin metreküp beton, 4 bin ton betonarme çeliği, 17 bin ton yapı çeliği, 6 bin ton kablo çeliği kullanıldı. Yaklaşık 3 yıl 8 ayda tamamlanan Boğaziçi Köprüsü, 23 milyon 213 bin 666 dolara mal oldu. İlk yılında günde ortalama 24 bin araca hizmet veren köprü, 15 yıl boyunca İstanbul’un iki yakası arasında kara ulaşımını sağlayan tek bağlantı yolu olma görevini sürdürdü. Köprü bu görevi, 1988’den itibaren Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, 26 Ağustos 2016’dan itibaren de Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile paylaşmaya başladı.

Türkiye’nin ilk kadın bakanı

Sığır derisine sığan hisar

Türkan Akyol, 12 Ekim 1928’de İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini subay olan babasının görevi nedeniyle Anadolu’nun çeşitli okullarında yapan Akyol, İstanbul’da Erenköy Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdi. Buradan 1953’te mezun olan Akyol, 1970’de de profesör oldu. Fransa ve Hollanda’da kısa dönem burslu olarak çalışan Akyol, 1959’dan 1962’ye kadar New York’taki Albert Einstein Tıp Fakültesi’nde solunum fizyolojisi ile ilgilendi. Türkiye’nin veremle savaşında, göğüs hastalıkları alanında fakültesinde uzun yıllar görev yapan Akyol, on binlerce doktor ve uzman hekimin yetişmesi için çalıştı. Prof. Dr. Akyol, 26 Mart 1971’de Türkiye’nin ilk kadın bakanı olarak kabineye girdi. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı olarak görevlendirilen Akyol, 13 Aralık 1971’de istifa etti. 1980’de Ankara Üniversitesi’nin ilk kadın rektörü olarak seçilen ve atanan Akyol, 1982’de YÖK Kanunu’na karşı çıkması nedeniyle görevinden ayrıldı. Öğretim üyeliğine dönen Akyol, 1983’te Prof. Dr. Erdal İnönü’nün davetiyle Sosyal Demokrasi Partisi’nin kurucuları arasına katıldı. 1987 seçimlerinde İzmir Milletvekili seçildi. İnönü’nün Başbakan Yardımcısı olduğu Demirel hükümetinde 1992’de Kadın İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı olarak dışardan atanan Akyol, 25 Haziran 1993 - 27 Temmuz 1994 tarihlerinde 50. hükümette de görevini sürdürdü.

Akyol, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Onursal Üyeliği ve Sosyalist Enternasyonal Kadınları Şube Başkan Yardımcısı görevlerinde de bulundu. 1955’te evlendiği Prof. Dr. Turhan Akyol ile 62 yıl boyunca yaşamı paylaşan Akyol, 2 çocuk sahibiydi. Akyol, 7 Eylül 2017’de 89 yaşında Ankara’da hayata gözlerini yumdu.

Maske kavgası sosyal mesafe dinlemedi, sandalyeler havada uçuştu...Antalya’da bir fırın işletmecisi maske takması yönünde uyardığı kişiler tarafından saldırıya uğradı ve bacağından bıçaklandı. Sosyal mesafenin hiçe sayıldığı anlarda şüphelilerin ellerinde sopalarla işletmeye gelmeleri ve kavga etmeleri güvenlik kamerasına yansıdı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber