Geri Dön

‘Kaderimin bu şehirle birleştiğini hissettim’

Eylül ayında açılacak Park Hyatt İstanbul otelinin Genel Müdürlüğü’ne Tibet doğumlu Tashi Takang atandı.“Kaderimde İstanbul’da çalışmak varmış” diyen Takang’a göre İstanbul sadece güzel değil, büyülü bir şehir

‘Kaderimin bu şehirle birleştiğini hissettim’

Tashi Takang, eylül ayında tarihi Maçka Palas binasında faaliyete başlayacak Park Hyatt İstanbul otelinin yeni Genel Müdürü. Göreve başlayalı henüz bir ay oldu, klasik tabirle Türkiye’de çiçeği burnunda bir yönetici. 12 yıl önce çalışmaya başladığı Hyatt’ın birçok ülkesindeki zincir otellerinde yöneticilik yapan Takang, Tibet doğumlu. 20 yaşında turizm otelcilik okumaya gittiği İsviçre’de kariyer basamaklarını tırmanmak hiç de kolay olmamış onun için. Diline, kültürüne yabancı olduğu bu ülkede ayakta kalabilmek ve istediklerine ulaşabilmek için bulaşıkçılık dâhil pek çok işte çalışmış. Kolay olmasa da istediklerine ulaştığını söyleyen Takang, “İstanbul’a ayak bastığımda kaderimin bu şehirle birleştiğini hissettim” diyor. Takang, Türklerle Tibetlilerin birçok yönden birbirlerine benzediğini de düşünüyor.

Üniversite eğitiminizi Hindistan’da ekonomi ve politika üzerine almanıza rağmen turizm sektörüne yönelmişsiniz. Neden?

Küçük yaşlardayken Tibet’ten ayrılıp Hindistan’a yerleştik. Hindistan hükümeti her yıl başarılı 10 öğrenciye üniversite bursu veriyordu. Ben de bursu kazandım ve Yeni Delhi Üniversite’sinde Ekonomi ve Politika Bölümü’nde okumaya hak kazandım. Geniş iş imkânı sunan bir alan değildi açıkçası. Bu turizme geçmemde itici bir güç oldu. Ama asıl neden yemek yapmayı çok sevmemdi. Annemi yemek yaparken izlemek ve yemek yapmak çok etkileyici gelirdi bana.

Siz de okul bitince aşçılığı öğrenmek ve kariyer yapmak için İsviçre’ye gitmeye karar verdiniz, öyle mi?

Otelcilik ve aşçılık alanında Hindistan’da eğitim olanakları kısıtlıydı. İsviçre’de ise bu alanda dünyaca ünlü okullar vardı. İsviçre Tibetlileri çalışmak için ülkesine kabul ediyordu. O dönem yaklaşık bin kişi İsviçre’ye gitmişti ve 200 Tibetliyi daha çağırıyorlardı ülkelerine. Ben de başvurdum, İsviçre hükümeti çalışma izni verdiği kişilerin yanında bir kişiyi daha getirme zorunluluğu koymuştu. Ağabeyimle beraber İsviçre serüvenimiz başladı. Aşçılık eğitimi almak istiyordum ama okullar çok pahalıydı, hem de dillerini bilmiyordum.

Peki, nasıl aştınız bu sorunu?

Tüm sorunları halledebileceğime o kadar inanıyordum ki, hiçbir şey engel değildi gözümde. Henüz 20 yaşındaydım, ailem ve arkadaşlarım İsviçre’de kalacağıma pek ihtimal vermiyordu. Önce tüm otelcilik okullarına başvurdum, uzun bekleme listeleri çıkardılar önüme. Ben de bu süre içerisinde hem para kazanmak hem de dil öğrenmek için çalışmaya karar verdim. Bir otel deneyiminin okul için de avantajlı olduğunu düşünerek Movenpick Otel’de, işe bulaşıkhanede başladım. 4 ay bulaşıkçılık yaptım, daha sonra bir üst kademeye terfi ettim.

20 yaşında dilini, kültürünü bilmediğiniz bir ülkede tek başına ayakta kalmaya çalışmak çok zor olmalı. Hiç korkmadınız mı?

Çok korkmadım açıkçası, dil bilmiyordum, başka bir ülkedeydim ama ne yapmak istediğimi biliyordum ve sadece buna odaklandım. Dürüst ve çalışkansanız işler lehinize gelişmeye başlıyor; emeklerinizin bir şekilde geri dönüşünü alıyorsunuz. Sonra okula kaydoldum ve İsviçre’de gerçek anlamda kariyerim başladı.

Hyatt Regency otelde 12 yıldır çalışıyorsunuz, neredeyse tüm kariyeriniz boyunca aynı şirkette çalışmanız istikrarlı biri olduğunuzu mu gösteriyor?

Hyatt bünyesine girmeden önce küçük bir otelde müdür yardımcılığı yapıyordum. Pek mutlu sayılmazdım, çünkü kendim için 3 sene sonrasını öngöremiyordum. ‘Ne yapacağım?’ diye düşündüğümde önümde hep belirsizlik vardı. Bu nedenle Hyatt grubuna katılmaya karar verdim. Hem imkânlar hem de iyi bir kariyer sunan mutlu olduğum bir kurum Hyatt.   

Hyattt Regency’nin pek çok ülkedeki otellerinde çalıştınız. Gittiğiniz ülkelerde uyum sorununu aşmayı nasıl başardınız?

Bire bir zorlandığım bir ülke olmadı hiç. Zaten çalışacağım ülkelerin kültürlerine, insanlarının yaşayışlarına ilişkin bir araştırma yapıyorum, o nedenle beklenmedik bir durumla karşılaşmıyorum. Sadece Japonya’da beni Japon sanıp Japonca konuşanlar oluyordu. Her seferinde Japon olmadığımı anlatmaktan yorulmuştum.

Daha önce Türkiye’ye gelmiş miydiniz?

‘Kaderimin bu şehirle birleştiğini hissettim’
Birkaç kez kısa iş seyahatleri yapmıştım o kadar. Burada kime ‘Tibet doğumluyum’ desem, herkes çok sıcak yaklaşıp atalarının Tibet’te de yaşadığından bahsediyor.

Türkiye’ye gelmeden önce burası hakkında ne biliyordunuz?

Derin bir bilgim yoktu aslına bakarsanız, ama Türkiye’ye gelmeye karar verdiğimde yakından takip etmeye başladım. Yeni hükümeti, politik ve sosyal hayatı basından sıkça takip ettim. Bunun dışında Atatürk’ü biliyorum. 

Burada çalışmaya nasıl karar verdiniz?

Hyatt İnternational’dan teklif geldi. İstanbul’da çok keyifli bir iş görüşmesi gerçekleştirdik. Zaten İstanbul’a ayak bastığım an ‘benim kaderim burayla birleşti’ dedim. İstanbul’da çalışmak çok keyifli olacak benim için. Zaten ilk Hyatt Regency’e başvuru yaptığım yıl bana hangi ülkelerde çalışmak istediğime ilişkin bir form doldurtmuşlardı. İlk tercihlerimden biri Türkiye olmuştu. Kaderimde İstanbul’da çalışmak varmış. Sadece güzel değil, büyülü bir şehir İstanbul.

Sizi ne büyüledi İstanbul’da?

Birçok kültürün izleri var bu şehirde. Metropol bir şehir, aynı zamanda tarih kokuyor. Bilmiyorum, sanırım bu atmosferi anlatmak pek mümkün değil. 

Peki, Türk kültürü hakkında ne düşünüyorsunuz? Tibet’le benzer taraflar var mı?

Çok benzer yanlarımız var. Aile kültürümüz benziyor bir kere. Tibet’te de Türkiye’de olduğu gibi aile bağları çok güçlüdür. Bunun dışında misafirperverlik yönümüz benziyor. Biz de misafirler için elimizde o an ne varsa sereriz masaya, Türkler gibi yemesi için ısrarcı oluruz. Batı’da genelde bu şekilde değil, ikram duygusu pek gelişmemiş. Türkiye’de bir yere gittiğinizde hesabı ödemek için insanlar birbirleriyle yarışıyor, Tibet’te de böyledir. Ama Batı’da Alman usulü; herkes kendi hesabını kendi öder. Hatta İsviçre’ye ilk gittiğimde onların bu huyu beni çok şaşırtmıştı. Yemek kültürleri birbirlerine çok benzemiyor. Türkiye tarım ürünleri açısından zengin bir ülke. Tibet’te o kadar yüksekte çok fazla bir şey yetiştirmek mümkün değil. Burada kebap çeşitlerini çok seviyorum. Ayrıca künefe ve helvayı çok seviyorum.

Bir gün tekrar Tibet’te yaşar mısınız?

Tibet benim memleketim. Bir gün dönüp orada yaşamayı düşünebilirim.

Tibet’in zihinsel isteğe odaklanan felsefesinin sizin hayatınıza yansımaları oldu mu?

Tibet düşünceye odaklanmış bir felsefeye sahip. Bu felsefeye göre her şeyin bir nedeni ve sonucu vardır, düşünce yoluyla pek çok şeyi yapabilirsiniz. Ben de böyle düşünüyorum, aslında her şey çok basit; olayları karmaşık hale getiren insanlar. Önemli olan ne istediğiniz, eğer isteklerinizi kendinize yarattığınız alan içerisinde yapabiliyorsanız mutlu olursunuz. ‘Ne istiyorsunuz, bunun için ne yapıyorsunuz ve nasıl sonuçlar alıyorsunuz?’, tüm bunlar kişin kendi elinde. Bu felsefeyi izlediğim için işler daha kolay oldu benim için.

‘Kaderimin bu şehirle birleştiğini hissettim’
İş dışında zamanınızı nasıl geçiriyorsunuz?

Aslında seyahat ederdim çok sık, gezmeyi çok severim. Ama son dönemlerde iş dolayısıyla buna pek zaman ayıramıyorum. Çalışmadığım zamanları aileme ayırmaya çalışıyorum. Bazen yemek yapıyorum, bu bana zevk veriyor.
Hiçbir şey düşünemeden sadece eğlenmeye odaklanıyorum. Ama otellerde kaldığım zaman biraz zor olabiliyorum. Bu bir otelci hastalığı sanırım; servisinden yemeğine kadar çok detaycı davranıp eleştiriler yapabiliyorum. Bu nedenle arkadaşlarım benimle tatil yapmayı tercih etmez. Ama bu tavrımı değiştirmeye çalışıyorum.

‘Türkiye turizmi yüksek bir potansiyele sahip’

Park Hyatt İstanbul eylülde açılıyor. Bu otelin turizme kattıkları ne olacak?

Maçka Palas 1922’de kurulmuş; İtalyan Konsolosluğu, sonra bir apartman, sonra da banka olarak kullanılmış. Binanın geçmişini, yaşanmışlığını yok etmeden turistler için hoş bir yaşam alanı oluşturmaya çalışıyoruz. 90 odalı bir otel olacak,  içinde Türk hamamı, SPA hizmeti verecek. Zaten odalar çok geniş ve ferah, konuklara evlerindeymiş hissini yaşatacak. Türkiye turizmi 4 mevsime yayılan yüksek bir potansiyele sahip. İstanbul yeni açılacak otellerle beraber ayrı bir destinasyon olacak.

‘Komedi filmlerini severim’

Okumaktan sıkılmadığınız bir kitap var mı?

Ben biyografi okumayı seviyorum. Güney Afrika Cumhuriyeti Eski Başkanı Nelson Mandela’nın biyografisi beni çok etkilemişti.

Ne tür filmler izlersiniz?

Genelde komedi filmlerini hoşuma gidiyor ama İskoçya’nın Son Kralı filmini çok sevdim.

En sevdiğiniz yemek?

Çin yemeklerini severim ayrıca şu an kebap yemek bana zevk veriyor.

Deve şakası arkadaşının aklını başından aldıBirleşik Arap Emirlikleri'nde aç kalan develer yoldan geçen araçları durdurdu. Araçta bulunanlar ise develere ekmek verdi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber