Geri Dön

Adnan Saygun Türk sanat müziği düşmanı mıydı?

Adnan Saygun Türk sanat müziği düşmanı mıydı?

Cumhu- riyet’in, doğası gereği toplumsal açıdan en güç dönüşüm- lerinden biri olan müzik reformunun temellerinin atıldığı, politikasının belirlendiği, müziksel açıdan önemli teknik sorunların tartışılması gereken bir dönemde (1934-36), düşünsel olarak kendini iyi yetiştirmiş bir müzik adamının Ankara’dan ve karar mekanizmalarından dışlanması, Türk müzik reformu için önemli bir boşluk yaratmıştı. Üstelik, çoksesli müzik yazımında Türk halk müziğinin temel alınacağının kesinleştiği resmî görüşe karşın, etnomüzikoloji konusunda Ankara’daki kadrolar içinde en bilgili ve meraklı bir besteci olan Saygun’un, bu ortamdan uzaklaştırılması çağdaş müziğimizin geleceğini etkilemişti. (Bu sürecin detaylı öyküsünü meraklısı Adnan Saygun kitabımda okuyabilir.) Bu etki, bugün birbiri ardına açılan konservatuvarlarımızdaki eğitimin ve yetiştirilen müzisyenlerin bakış açısını belirledi.

Ahmed Adnan Saygun’un Ankara’dan uzaklaştırılması sırasında kurulan Ankara Devlet Konservatuvarı, 1924 yılında kurulan Musıki Muallim Mektebi ile başlatılan bir sürecin sonucuydu. Özellikle 1930’dan itibaren, Batı normlarında da kendini kabul ettirecek Çağdaş Türk Müziği’ni yaratmada kullanılacak yol ve hedefler konusu yoğun fikir tartışmalarına sahne olmuştu. Çoğunluğu müzikçi olmayan sanat, edebiyat ve düşünce insanlarından, hem Batı hem de geleneksel makam müziğini bilen az sayıdaki otoritenin de içinde bulunduğu bu öneri ve tartışmalar, öncelikle “milli” olanın tespiti üzerinde odaklanıyordu. Çağdaş bir ulus devlet yaratmanın kültürel reformlarından teknik olarak en zor ve kavram olarak da en soyutu olan müzik konusunda yapılacak tercih, aslında Batı ülkelerindeki ulus devletlerin hepsinin müzikte geçirdiği bir süreçti.

‘Entelijansiya’ konusu

Atatürk’ün 1 Kasım 1934’te yaptığı Meclis’i açış konuşmasında müzik konusundaki sözleri ile ilkeleri netleşen reformun teknik ve teorik çalışmaları bürokratlara ve uzmanlara bırakılıyordu. Bu ekip, 1935’te Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir araya gelen, Alman kültürüne yakın isimlerdi. Hepsi Almanya ve Avusturya’da okumuş, iyi Almanca bilen, ortalama Avrupa sanat ve kültürüne yakın, pedagoji, sosyoloji ve psikoloji alanlarında diğer asker kökenli bürokratlardan daha bilgiliydi. İşin zor tarafı, diğer sanatlardan çok daha fazla teknik bilgiyle üretilip uygulanabilen müzik konusunda, o günün bürokratik kadrolarının girişimlerini denetleyip, tartışabilecek bir müzik “entelijansiyası”nın olmayışıydı.

Zamansız mektup

Atatürk’ün Ziya Gökalp’ten etkilenen ve Meclis konuşmasının ilk bölümünde yer alan, “Türk tarihini, doğru temeller üstüne kurmak, öz Türk diline, değeri olan genişliği vermektir” sözlerinin devamı olan müzik hedefi, Anadolu müziğini, Anadolu halkının kültür birikiminin asli unsuru olan bin yıllık Türk halk müziği kökenlerini işaret ediyordu.

Ancak Saygun’un “ulusal müziğe bakışındaki” kapsayıcı anlayış, özgür bir besteci olarak Osmanlı makam müziğini de bir renk unsuru olarak kapsıyordu. Saygun’un 1931’de “ulusal müziğin” sadece Anadolu köylü müziğinin çokseslendirilmesi üzerine kurulabileceği, Avrupa’ya öğrenime gönderilen genç bestecilerden de, sadece bu yönde besteler vererek hızlı bir değişimi gerçekleştirmelerini isteyen hâkim görüşe itirazı vardı! 8 Aralık 1931’de İstanbul’da yazdığı bu konudaki düşüncelerini, Atatürk’ün arayışlarında kesin olarak Anadolu’yu işaret ettiği günlerde, Nisan 1934’te Musıki Muallim Mektebi Mecmuası’nda yayımlayacaktı. Dergideki bu yazı, politik olarak zamansızdı! Çünkü Saygun, iki ay sonra Özsoy sayesinde Atatürk’le tanışacak ve o yaz Çankaya’daki sık ziyaretlerinde Atatürk’ün oluşmaya başlayan düşüncelerini yakından anlayıp, kendi fikirlerini de bu yönde revize edecekti.

Yazının tamamı Milliyet Sanat dergisinde.

Martıların kavgasına karga müdahalesiKadıköy’de kavga eden iki martı ilginç görüntüler oluşturdu. Martıların kavgasını, karga ayırdı. O anlar ise görenleri gülümsetti.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber