Geri Dön

"Arıyorum Hâlâ benim için bir corona günlüğü"

Türkiye'nin en önemli gitar virtüözlerinden biri olan Cenk Erdoğan, "corona günlüğüm" olarak nitelendirdiği yeni albümü "Arıyorum Hâlâ"yı dinleyiciyle buluşturdu. Yedinci stüdyo albümünü yayımlayan besteci ve müzisyenle hem pandemi sürecinde yaşadıklarını ve neler yaptığını hem de yeni albümünü konuştuk. Cenk Erdoğan'ın içe dönük bir yolculuk olarak tanımladığı bu süreçteki yeni üretimleri ve daha fazlası röportajımızda.

"Arıyorum Hâlâ benim için bir corona günlüğü"

İhsan Dindar- Milliyet.com.tr

 

Tüm dünya corona virüs salgını nedeniyle zor günler yaşıyor. Hatta bir süre tabiri caizse herkes kendisine evine kapadı. Bu dönemi müzik dışında nasıl geçirdiniz?

 Bu dönem benim için kendimi geliştirme süreci gibi oldu. Biz müzisyenlerin dilinde hep bir “kapanma” sözcüğü vardır. Şöyle bir köye gitsem de sadece sazımla bir kapansan çalışsam derdik sürekli. Al işte sana fırsat gibi oldu benim için. Bu dönemde müzik dışında merak ettiğim konuların başında gelen video düzenleme konusunda epey geliştirdim kendimi. Şu sıralar az da olsa konser çaldım ama arta kalan zamanlarda Osmanlı saray müziğini araştırmaya başladım. Özellikle bestekar padişahlar konusunu irdeliyorum. O dönem müziğinin bir büyüsü olduğunu düşünüyorum ve kendime neleri katabilirim o dönemden ona bakıyorum.

 

İşin müzik kısmına gelelim... Karantina süreçlerinin tarih boyunca yazarlara ve müzisyenlere üretim açısından olumlu sonuçları doğurduğunu görüyoruz. Siz de bu süreçte bir albüm ortaya çıkardınız ve "Arıyorum Hâlâ" adını taşıyan yedinci albümünüzü yayımladınız. Ayrıntılarını alabilir miyiz?

"Arıyorum Hâlâ benim için tam bir korona günlüğüdür. Bu süreçte insanoğlunun dünyaya ne kadar zarar verdiğini gözlerimizle gördük. Bilmek başka bir anlayış biçimi ama görmek çok sahici. Evimin önündeki parkta çiçeklerin hemen büyümesi, ağaç diplerinden mantarların üremesini gördüm. Bu çok hızlı oldu, sebebi ise bizlerin sokakta olmayışı yani doğayı serbest bırakmamızdı. Bu iyileşme sürecinin müzikle anlatmak istedim ve stüdyoma girip doğaçlamalar çaldım. Bu kayıtlar esnasında fark ettim ki beste yapmadan içimden geçeni çalmak bana büyük bir huzur veriyor. O zaman bunu bir albüme dönüştürmeye karar verdim. İlk defa bir albümümde yazılı notalar, besteler olmadan sadece minimalist fikirler ile kayda girdim ve kervan yolda düzülür misali albümü tamamladım. Arıyorum Hala bu halden ötürü tam bir günlüktür benim için.

Arıyorum Hâlâ benim için bir corona günlüğü

Bu zorunlu içe dönüşte ortaya çıkan eserlerinizi ne şekilde tanımlamayı tercih edersiniz? Bu sürecin sizde yarattığı hissiyat ne oldu?

Aslında aradığımız her cevap çok yakınımızda bizim. Senin derdin ne? Kendine bir sorsan sana diyecek çok sözü var bence. Biz şehirli insanlar hep bir yere yetişiyoruz. Ordan oraya bizi koşturan bir şehirde yaşıyorum ben. Eve kapanma sürecinde aslında hiçbir şeyin bizim hayatımızdan daha önemli olmadığını, evde de harika zamanlar geçirebileceğimi gördüm. Uzun bir turun ve yorgunluğun ardından telaş etmeden kahvaltılar yapmak. Sazımı zaman kısıtlaması olmadan çalışmak gibi aslında çok ihtiyacım olan şeyleri hatırladım. Sanırım Arıyorum Hala bütün bu sakinlik, dinginlik hissiyatları altında çıkageldi.

 

Yedinci albümünüzü yayımlamış olmanıza da ayrı bir parantez açmak istiyorum. Türkiye'de müzik dinleyicileri müzikte sözlü şarkı formunu daha çok benimsiyor gibi. Bilmiyorum buna katılır mısınız? Bu noktada yedi albüme ulaşmak, sözlü şarkı formunda dahi çok zorken en büyük motivasyonunuz ne oldu?

Size sonuna kadar katılıyorum bu konuda. Şarkı formu bence müziğin insanı en az düşünmeye iten halidir. Yani sözlerde adam kadına aşıksa siz zaten bunu sözden anlarsınız ve sözlere eşlik edersiniz. Bu sebepten şarkı formu çok önemli bir müzikal form olmakla beraber algılaması enstrümantal müziğe nazaran daha kolaydır. Benim gitar müziği yapmamdaki sebep ise herkesin benim müziğimde kendi hikayesini yazmasıdır. Birçok dinleyicim aynı parçaya farklı yorumlarda bulunuyor bu beni müthiş heyecanlandırıyor. Yedi albüme gelirsek de ben besteciyim. Benim için müzik yazmak artık bir huy ve alışkanlık. Enstrüman çalışırken etüd yapmak yerine müzik yazmaya çalışıyorum. İçimdeki ses Türk müziğinin modernden klasiğe kadar yeni müziklere ihtiyacı olduğunu fısıldıyor bana. Her alanda yeni müzikler üretip geleceğin klasiklerini üretmemiz gerektiğine inanıyorum. Bir yerden yenilenerek başlamazsak gelecek nesillere Anadolu ve Türk müziğini aktarmamız epey zor olacak diye düşünüyorum.

 

Albümün hazırlanmasında emeği geçen insanlara da değinmek isterim. Bu aşamada kimlerle çalıştınız? Kayıt aşaması ne kadar sürdü?

Albümü kendi stüdyomda 5 günde tamamladım. Her gün güzel bir çalışma programı ile başlayarak önce ısınma turları ve ardından kayıtlara başladım. Her ne kadar solo bir albüm olsa da bu albüme emek verenlerin başında kapak tasarımını yapan sevgili dostum Anıl Sam var. Kendisiyle 4 albümdür çalışıyoruz ve birbirimizin dilinden iyi anlıyoruz. Albümün mixleri bana ait masteringi ise yine eski dostum harika Flamenko gitaristi Doruk Okuyucu’ya ait. Albümdeki tek konuk sanatçı ise Yıldız isimli parçada bana sesiyle eşlik eden kızım Zeynep Erdoğan.

 

Yaptığınız film müziklerinizle de haklı bir üne sahipsiniz. Pandemi süreci her şeyi olduğu gibi film dünyasını da olumsuz etkiledi. İşin o kısmında herhangi bir çalışmanız var mı?

 Film müzikleri benim çok keyif aldığım alanlardan bir tanesi. Sahneleri müziklendirmek ve can vermek müthiş keyifli bir iş. Geçtiğimiz senelerde uzun süren Avrupa ve Amerika turlarına çıktım toplamda 80 konser verdim. Haliyle film işlerine biraz ara verdim maalesef. En son bestelediğim film Çağan Irmak’ın “Çocuklar Sana Emanet” isimli filmiydi. Soundtrack’i geçtiğimiz sene yayınlandı. Hemen öncesinde de Beyaz Balina isimli gişede varlık gösteremeyen ancak harika çekilmiş bir filme müzikler besteledim. Bu filmin müzikleri de yayınlandı. Aslında 7 albümüm var ancak soundtrackleri de sayarsak sanırım 10’u geçiyorum gibi. :)

Arıyorum Hâlâ benim için bir corona günlüğü

Pandemi elbette konserlere de büyük darbe vurdu. 14 Eylül'den itibaren açıkhava konseri de yapılamayacak. Bu süreç hakkında ne düşünüyorsunuz? Çok büyük bir sektörden bahsediyoruz…

 Dünyada sanat faliyetlerini durdurarak koronaya önlem alan tek ülke olduğumuzu düşünüyorum. Bu şekilde tek taraflı yasaklar ile bu illetten kurtulmamız mümkün değil. Bence tüm dünya bazında 3 hafta hayatı durdurup tamamen eve kapanmalı ve vakaları düşürmeliyiz. Hasta olan kişiler de evde karantina süreçlerini halledip dışarı öyle çıkmalı. Sanatsız bir hayat düşünülemez, bu nettir. Konserlerde sahnede görünen 5 kişinin oraya çıkması için arkada çalışan minimum insan sayısı 10’dur. Bu 10 kişinin ailelerini de hesaba katarsak maddi güçlük çeken kişi sayısı epey artar. Bir büfe tost satabiliyorsa, bankalarda fatura işlemleri yapılabiliyorsa müzik de çalınmalıdır. Esas konuya odaklanmak gerek bence. Biz bireysel olarak üstümüze düşeni yaparsak bu dönemi atlatırız, başka türlü önlemler almak bizi geriye itecektir diye düşünüyorum.

 

Son olarak geleceğe nasıl bakıyorsunuz? Hem bu pandemi özelinde hem de genel manada…

 Geleceği tam olarak göremiyorum. Bazı bulutlar arasından silüetler görüyorum. Bazı sesler duyuyorum ancak tam olarak bu işaretlere yürüyecek ışığı hissedemiyorum diyebilirim. Umutsuz algılanmasın bu söylediklerim. Ben size gerçekçi bir bakış açısından konuşuyorum. Şu anki dünya düzeninde devletlerin bitmeyen çıkar çatışmaları, ekonomik oyunlar ve yönlendirmeler bizi geleceğe değil de günü kurtarmaya zorluyor. Ülkemi çok seviyorum ben ve iyiliği için üstüme düşen görevi yerine getirmekle alakalı bir sıkıntım yok. Ben besteciyim, gitaristim. Bildiğim ve en iyi yaptığım şey bu. Eğer müziğimle bir nebze de olsa keyifli anlar yaratabiliyorsam ben görevimi yerine getirmiş sayabilirim. Eğer doktor olsaydım daha çok hastayı iyileştirmek, yazar olsam güzel kitaplar yayınlamak olurdu arzum. Ancak bir gitarist olarak kapladığım alanı sonuna kadar kullanıyorum. Şu an tek arzum artık hayatın normale dönmesi, ekonominin düzelmesi ve bu hastalığın aşısının bulunması. Belki bütün bunlar geçtiğinde bu soruyu bana bir daha sorarsınız o zaman size daha aydınlık bir cevap veririm. Bu da bu sohbetin hayali olsun. 

 

ihsan.dindar@milliyet.comt.r

 

 

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber