Geri Dön

Aruoba’ya veda

Yazar, şair, akademisyen, çevirmen ve felsefeci Oruç Aruoba dün 72 yaşında hayata veda etti. 1980’li yıllarda Milliyet gazetesinin Yazı İşleri’nde çalışan Aruoba, Wittegenstein’ın eserlerini Türkçeye ilk çeviren isimdi

Aruoba’ya veda
Gülden Öktem

Akademisyen kimliği, çevirileri, felsefeyle şiiri harmanladığı eserleriyle Türkçe şiirin hem biçim hem de içerik olarak en özgün kalemlerinden Oruç Aruoba, dün 72 yaşında hayata veda etti.

Oruç Aruoba şair, yazar ve gazeteci Muazzez Kaptanoğlu ile orduda görev yapan İsmail Fahir Aruoba’nın üç oğlundan biri olarak 1948 yılında Kocaeli’nde dünyaya geldi. Cumhuriyet, Gençlik, Ulus, Bugün, Zafer ve Hakimiyet’in aralarında olduğu gazetelerde çalışan, Ankara Radyosu’nda “Kadın ve Ahlak” isimli bir program yapan, Türkiye Kadınlar Konseyi’nin kurucu üyeliğini üstlenen ve uzun süre, bir başına Türk Kadını isimli dergiyi çıkaran annesi Muazzez Kaptanoğlu, belki de oğlunun en büyük rol modellerinden biriydi.

Almanya ve Yeni Zelanda dönemi

Baba İsmail Fahir Aruoba’nın mesleği nedeniyle aile, Kocaeli’nden Ankara’ya taşındı. Oruç Aruoba da ortaokula TED Ankara Koleji’nde başladı ve henüz  ortaokul yıllarındayken yazılar kaleme aldı. Liseyi de TED’de okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’ne girdi. Burada hem lisansını hem de yüksek lisans eğitimini tamamladı. Hacettepe Üniversitesi’nde 1972 ve 83 yılları arasında öğretim üyesi olarak çalıştı ve bir taraftan da üniversitenin Felsefe Bölümü’nde Hume, Kant ve Wittegenstein üzerine yazdığı tezle doktorasını tamamladı. Bu yıllarda yazar olma yolundaki ilk adımlarını atmaya başladı. 1976 yılında Almanya’daki Tübingen Üniversitesi’nde seminerler verdi ve çeşitli felsefecilerden de eğitim aldı. Almanya’dan döndükten kısa bir süre sonra Yeni Zelanda’daki Victoria Üniversitesi tarafından konuk öğretim üyesi olarak davet alan Aruoba, burada da bir yıl kadar akademik çalışmalarını sürdürdü.

Dergiler ve gazeteler

Türkiye’ye döndükten sonra 1983 yılına dek akademik hayatına devam eden ancak ülkedeki siyasi gelişmelerden dolayı YÖK’ü protesto ederek üniversiteden ayrılan Aruoba, bu süreçte İstanbul’a yerleşme kararı aldı. İstanbul’da bir taraftan yazar ve çevirmen olarak çalışmalarına devam eden Aruoba’nın bu dönemdeki en önemli çevirileri arasında David Hume, Immanuel Kant, Ludwig Wittgenstein, Rainer Maria Rilke, Hans von Hentig ve Paul Celan’ın aralarında olduğu felsefeci ve şairlerin kitapları bulunuyordu. Ludwig Wittgenstein’ın eserlerini Türkçeye ilk Aruoba çevirdi. Bir süre sonra Oluşum, Arayış, Mor Köpük, Defter, Varlık ve Gösteri’nin aralarında olduğu dergilerde yazıları yayımlanan Aruoba, 1980’li yıllarda Milliyet gazetesinin Yazı İşleri’nde çalıştı. 1990 yılında ilk kitabı  “tümceler” ve ikinci kitabı “de ki işte”yi yayımladı. “tümceler”deki noktalama işaretlerini yoğun bir biçimde kullanması edebiyat çevrelerinin dikkatinden kaçmadı. “de ki işte” ve 1992 senesinde çıkardığı “yürüme” kitapları “tümceler”le beraber “Yürüme Üçlüsü” olarak anıldı. Bu üçleme, Auruoba’nın felsefe ile şiiri harmanladığı eserleri olarak da nitelendirildi.

Yazıyla geçen yıllar

1993 senesinde yalnızlık, aşk ve ilişkilere dair şiirlerini bir araya getirdiği “hani”yi yayımladı. Sırasıyla 1995’te “uzak” ve 1997’de “yakın” kitapları Metis Kitap tarafından okurla buluşturdu. Bu kitaplardan sonra şiirlerine yeni bir biçim verdi ve “ne ki hiç” adıyla haikularını 1997’de Varlık Yayınları tarafından çıkardı. Bir yıl sonra ise “ile”yi Metis Yayınları tarafından okuruyla buluşturdu. Aynı yıl, filozofların yaşantılarına dair Açık Radyo’da “Filozof Dedikoduları” isimli bir program yaptı. İstanbul’daki tempodan yorulan Aruoba, 90’lı yılların sonunda İzmir’e yerleşme kararı aldı ve buradaki yılları hep yazıyla geçti. Bu süreçte, “Çengelköy Defterleri” (2001), “Zilif” (2002), “Doğançay’ın Çınarları” (2004), “benlik” (2005), “sayıklamalar” (2005), “Geç Gelen Ağıtlar” (2005), “kesik esin/tiler” (2005), “ol/an” (2005) ve son olarak “Meşe Fısıltıları” (2007) kitaplarını yazdı. 2013 senesinde Milliyet gazetesinin “Düşünenlerin Düşüncesi” köşesinde torunu ile yaşadıklarını anlattığı ve anadili sorguladığı “Anadilde yaşanan yanılgılar üzerine” isimli bir makale kaleme aldı. Geçen yıl Bursa’daki Nilüfer Belediyesi’nin yaptığı “Şairin Şiir Evreni” etkinliğinde bir konuşma gerçekleştirdi. Buradaki sözleri ise, onun şiire bakışını özetler nitelikteydi: “Okuyan aslında kendisinden okuyordur. Benim yazdığımı herkes yazabilir. Ama okuyan, kendi içindeki bir şeyi okuyordur.” Onun deyişiyle söylemek gerekirse, belki onun yazdığını herkes yazabilir, ama herkesin onun gibi yazamayacağı çok net... “de ki işte”de dediği gibi: “Kişi, ölümden sonra geri kalandır. / Kişi, ölümün yok edemediğidir. / Kişi, ölümden sonra da yaşayandır...” İşte bu son dizedeki ‘kişi’ Oruç Aruoba’dır.

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber