Geri Dön

Bir nefes gibi tınlayan trio

Önder Focan, basçı Enver Muhamedi ve davulcu Burak Cihangirli ile konserlerde çaldıkları parçalardan oluşan bir repertuvarı kaydettiği trio albümü “Nubook”u Milliyet Sanat’ın aralık sayısında anlatıyor

Bir nefes gibi  tınlayan trio
ERAY AYTİMUR

Önder Focan son dönemde yaptığı çalışmalarda çoğunlukla besteci ve müzik direktörü olarak daha aktif olup “Beneath The Stars”dan (Yıldızların Altında) bu yana olan albümlerinde gitarist yanını çok fazla ortaya koymadı.

Son yıllarda bir grup sedasını yakaladığı basçı Enver Muhamedi ve davulcu Burak Cihangirli ile konserlerde çaldıkları parçalardan oluşan bir repertuvarı kaydedip bir trio albümü yapmak istemeleriyle ortaya çıkan “Nubook” ise Focan’ın gitaristliğinin altını tekrar ve rengârenk çiziyor. George Gershwin parçası “Our Love Is Here To Stay” ve Bosnalı gitarist Muris Varajic’in nefis bestesi “Silent Inner Cry” dışındaki tüm besteler tabii yine Önder Focan imzalı.

Her şeyin çok acayip olduğu bir döneme denk gelen “Nubook” dolayısıyla Önder Focan’la hem albümü hem de yıllardır yöneticiliğini yaptığı Nardis Jazz Club’tan hareketle pandemi döneminin yarattığı sektörel travmayı konuştuk.

“Songbook” ve “Funkbook” gibi isimleriyle müsemma projelerin ardından “Nubook” konseptini nasıl tanımlıyorsunuz?

“Songbook” benim yazdığım parçaların vokalist ile yorumu, “Funkbook” ise funk jazz bestelerimin veya funk-jazz janrasına göre düzenlediğim bestelerimin enerjik bir grup ile seslendirme projeleri oldu. Bu iki albüm de gitarist Önder Focan’dan çok besteci ve aranjör Önder Focan albümleri oldular. Her gitarist gibi bas ve davul eşlikli bir trioda gitarın melodileri çaldığı ve liderlik ettiği bir formatı da her zaman çok sevdim. Üç yıl öncesinden başlayarak Enver Muhamedi ve Burak Cihangirli ile parça ve düzenlemelerde çok emin, birbirine yapışarak çalan, birbirini çok iyi tanıyan bir trio oluşturduk. “Nu Book” bu son dönemin yeni oluşumun bir projesi ve trio sound’unu ve özellikle bu trio çaldığımız parçalardan oluşan repertuvarımızın kayıt edilmiş ve albüm haline gelmiş şekli.

Gitar, bas, davul trio formatında Enver Muhammedi ve Burak Cihangirli ile çok uzun zamandır tıkır tıkır işleyen bir sinerjiniz var. Bu üçlü özelinden hareketle kurduğunuz ekiplerde hem müzikalite hem grup disiplini açısından öncelikleriniz neler oluyor?

Bu üçlünün uzun süre birlikte çalmanın getirdiği birliktelik, sıkılık ve kendine güvenden oluşan bir enerjinin olması ve trio’nun tek bir enstrüman gibi birlikte dinamikleri ve müzikal fikirler çalması. Ana amaç birbirini dinleyen ve birbirini çok iyi tanıyan, tek bir nefes gibi tınlayan bir trio’nun oluşması.

Tıpkı bugüne kadarki albümlerinizde olduğu gibi, “Nubook”ta da gündelik hayata dair detayları çok yalın ve samimice anlatıyorsunuz. Galata’dan Finlandiya’ya kadar, bu albümün hikâyesinin başladığı ve sürdüğü yerler ile yayıldığı zaman dilimi nedir?

Hem beste hem de diğer parçalar son yıllarda özellikle trio bu ile çalmaya başladığımız son üç yılın ürünleri. Ancak eski olup da daha önce pek çalmadığım ama bu trio ile çalmaya başlayıp tekrar hayata geçirdiğimiz parçalar da var, “Galata 8” ve “Annem” gibi.

‘Bir sıfırdan büyüktür’

Bir müzisyen ve caz kulüp sahibi olarak pandemi sürecine ilişkin düşünce ve beklentileriniz neler?

Maalesef müzik sektörü pandemiden en çok darbeyi yiyen sektör. Müzisyenler eğer eğitmenlik veya bir devlet orkestrası üyesi olarak sabit bir gelirleri yoksa çok ama çok zor durumdalar. Süreç uzadıkça problem ve zorluklar daha da büyüyor. Caz müzisyenliği zaten öyleydi ama müzisyenlik son yıllarda tamamen canlı performanslarla gelir elde edebiliyor. Kapanma, izolasyon ve sosyal mesafe salgından korunma için olmazsa olmaz ama müzisyen gelirleri ya çok azalıyor çoğu zaman da hiç olmuyor. Online dinleti, eğitim vb şeyler müzisyeni sadece gündemde tutuyor ama hemen hemen hiç gelir getirmiyor. 

Müzik mekânı olarak sosyal mesafe kuralları ve ayakta dinleyici alamadığımız için kapasite üçte bire düşmüş durumda. İnsanların tedirginliği ve doğal olarak dışarıya çıkmak istememesinden dolayı bu kapasiteye bile çoğu zaman ulaşamıyoruz. Ödememiz gereken kira ve personel maaşları var. Kapalı olmak maksimum zarar demek, ‘bir sıfırdan büyüktür’ mantığıyla zararı minimize etmeye çalışıp ‘kefen paramızdan’ yiyoruz. Mühendis olmamın getirdiği temkinli olma ve hesap bilme sayesinde zararı minimuma indirgeyerek bu günlerin geçmesini beklemekten başka çaremiz yok. Mekâna ve müzisyene bir devlet desteğinin olmadığını ve zaten böyle bir şeyi beklemenin saflık olduğunu da biliyorum. Beklentim sadece pandeminin bir an önce sona erip hayatın dünyada normal seyrine dönmesi.

Söyleşinin tamamını Milliyet Sanat Dergisi’nin Aralık sayısında okuyabilirsiniz.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber