Geri Dön
Kültür SanatEskimeyen yazılar

Eskimeyen yazılar

Eskimeyen yazılar

Haldun Taner -  DEVEKUŞU’na mektuplar - 16 Aralık 1975

OYUN, HOBİ, OYUNCAK ÜZERİNE

10 Kasım gecesi televizyonda Atatürk’ün özel yaşamından görüntüler yansıttılar. Tanıklar dinlettiler. Öğrendik ki, Rahmetli boş vakitlerini çok renkli değerlendirirmiş. Eski hanendeleri çağırtırmış, elinde def, onlara Rumeli türküleri meşk edermiş. Bazen onlarla birlikte şarkı söylermiş. Carmen Silva valsi ile Viyana valsleri, Cumparsita ile figürlü tangolar yaparmış. Coşunca da herkesle birlikte Harmandalıya kalkarmış. Riyaseti Cumhur Orkestrası viyolonistlerini çağırtır Tosca’yı çaldırtırmış. Fehmi Ege, Atatürk’ün, Perapalasta bir balo halkına Mehtaplı Bir Gecede tangosunu koro halinde nasıl söyletip yönettiğini anlattı. Yine o gece, televizyonda konuşan yakınları kendisinin çok şakacı olduğunu, örneğin Nuri Conker’le ses yarışına çıkışını naklettiler. Filmlerden gördük anladık ki, küçük Ülkü ile saatlerce oyun oynarmış. Emirerlerini birbirleriyle güreştirir eğlenirmiş. Masasında profesörlere, dağ başlarında çobanlara takılırmış.

İş-dışı bir oyalantısı olmalı

Ne iyi. Günün gerilimini, yorgunluğunu gidermek için, demek ki, bir gevşeme, bir boşalma gereksinmesi duyarmış. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi, kendine göre bir de gönül eğlendirişi oluyor.

Rahmetli İnönü’nün hobbyleri biraz daha başka türlü idi. Bezik ve satranç. Gençliğinde at sporunu da severdi. Bir ara viyolonsel öğrenmeğe de başlamıştı. Einstein, hep biliyoruz, boş zamanlarında kafasını keman çalarak dinlendirirmiş.

Goethe, kukla oynatmayı çok severmiş. Ahmed Vefik Paşa, evinde Moliére’den pasajları aktör gibi oynarmış.

Eski Washington Büyükelçimiz Münür Bey, Büyükelçiliğin bir odasını kuyumculuk atelyesi  haline getirmişti

Sevgili Sabahattin Eyüboğlu boş zamanlarında her çeşit fırıldak yapardı. Başka bir tutkusu da Mavi Yolculuk’tu. Churchill resimle dinlenirdi. Ecevit şiirle dinleniyor.

Franklin Delano Roosevelt pul, Edouard Herriot müzik, Andre Maurois sanat tarihi, Adolf Hitler mimarlık ve şehircilik meraklısı idiler.

Memduh Şevket Esendal, koyu politika faaliyeti içinde boş saatlerini hikâye yazmaya ayırırdı. Politikacılığı su götürür belki ama, o asıl hobisi ile ölümsüzleşti.

Şimdiki politikacılarımız boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorlar, biliyorum. Belki Sayın Demirel tavla, Sayın Erbakan peçic severler. Sayın Türkeş kurşun askerlerle oynuyorlardır. Sayın Feyzioğlu da amatör şerbetçilik yapıyorlardır.

Kısacası, herkesin, iş-dışı bir oyalantısı, bir merakı, bir hobby’si olması gerekli.

Oyun sanatın kaynağı

Sinir doktorları bunu öğütüyorlar, Yeni kuşak ruhbilimciler hafiye Columbo gibi, oyalantıdan, hobby’den, insanın kişiliğini tanımlayan ipuçları yakalıyorlar. Oyun, oyalantı, çıkar dışı eylemler, bir sağlık işareti sayılıyor.

Oyun oynayamayan bir çocuk muhakkak hastadır. Tıpkı gülemeyen bir büyük gibi. Derhal tedavisi gerekir. Oynamak çoğu marazlarda tedavinin bir parçası oluyor.

Bir şeylerle oynayamayan, oyalanamayanlar, muhayyilelerini iş-dışı, çıkar-dışı alanlarda işletmesini beceremeyenlerden, ben şahsen çok korkarım. Bunlar duygusuz birer robotmuşlar gibime gelir. Mesleklerinde değerli olsalar bile, onlara bir bilgisayara bakar gibi bakarım. Kötü koşullandırmanın ürünü olan bu ruh yetimlerinin iç ısısı olmaz. Gözleri parıldamaz. Daha ileri giderek diyeceğim ki, bunlardan sevecenlik (şefkat) özgecilik (Altruisme) beklenemez. Oynamayı bilmeyenler, beceremeyenler kendi varlıklarını tam bulamıyorlar, (Tüm diri) bir insan olamıyorlar. Yarı diri, yari ölü olarak yaşıyorlar.

(Tüm diri yaşamak) kavramı gibi, (Homo Ludens = Oynayan İnsan) kavramı da oldukça yeni bir kavram olmakla birlikte oyunun, oyalantının insan beyninin en verimli sporu, en köklü eğiticisi olduğu kanısı, i,ki bin yıl kadar eski. Tatminini kendinde bulan, başka bir çıkar aramayan bu faaliyet, bütün düşünürlerin kafasını yormuş durmuş. Schiller, (Estetik ve Eğitim Üzerine Mektuplar) adlı yapıtında oyunu sanatın kaynağı olarak gösterir. İnsanın, oynadığı ölçüde insanlığa yaklaştığını savunur. Sanatın danstan dansın da oyundan çıktığını Schiller’den pek önce savunanlar çıkmıştır.

Belki ruhları arınırdı

Geçende çok yorgun bir günümde Belediye Sarayındaki bir oyuncak sergisine gittim. Türk-Alman Kültür Merkezinin düzenlediği bu sergide her yaşta çocuklar için yeni oyuncaklar sergileniyordu. Çocuğun oynayarak eğlenmesi, yaratıcılık gücünü, hayal gücünü artırması, her alandaki gelişmesini sağlamak için, uzmanlar ruhbilimin verilerinden, yüzyıllar boyu tecrübelerinden yararlanarak yeni birtakım oyuncaklar öneriyorlardı. Pitoresk avcısı, gözü yaşlı Piyer Loti’yi rikkate getiren, bizim gibi kuşakları da çocukluk çağrışımına itip duygulandıran Eyüp oyuncaklarından çok farklı şeylerdi bunlar. Yeni matematiğe hazırlayıcı, olasılık oyunlarından tutun, beceri ve buluş isteyen oylumlu oyuncaklara, tokmaklara, mekanolara, kız çocukların vazgeçilmez bebek ve evcilik oyuncaklarına, klâsik kuklalara, minik dokuma tezgahlarına, tahta evlere kadar her çeşit oyuncak yeni bir çağın görüşü ve verilen ile rötuş edilip yahut yeniden bulunup çocukların ve büyüklerin önüne çıkarılmıştı. Hepsinde de özellikle istenmiş bir sadeliğe gidildiği görülüyordu. Ayrıntılı oyuncakların çocuğun fantezisine, muhayyilesine fazla alan bırakmadığı düşünülerek adeta Japon oyuncaklarının üslubuna yaklaşan bir yakınlığı gidilmişti.

Oyun salonunda yere serilen kalın bir halının üzerinde bir sürü çocuk önlerine serilen oyuncakları kapmış, açık gözlerle görülen bir rüyaya kendi hayal ve yaratıcı dünyalarına dalmışlardı. Uzun uzun onları seyrettim.

Bu halleriyle, çocuktan bile güzeldi hepsi. Yaratıcı insancıkların pırıl pırıl gözleri ile oynuyorlardı.

Ne olurdu, üçkâğıtçılık ustası bazı politikacılarımız, Ali Cengiz oyunu uzmanı bazı iş adamlarımız, madik atma canlısı bazı bilim adamlarımız, sanat adamlarımız birbirlerine oyun etmekten baş alıp biraz da kendi başlarına oynamayı becerselerdi. Oyunun sağlıklı havasında belki ruhlarını arıtırlardı.

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler