Geri Dön
Kültür SanatFaytonuyla ağıp gitti

Faytonuyla ağıp gitti

Faytonuyla ağıp gitti

Faytonuyla ağıp gitti



Faytonuyla ağıp gitti
Televizyonda verilen ölüm haberinde Ece Ayhan’ın kitapları sayılırken "Bakışsız Bir Kara Kedi" denildi. "Bakışsız Bir Kedi Kara" besbelli düzeltilmişti.
"İyi ki, şiirleri okunmadı," diye düşündüm. Onlar kimbilir nasıl bir "redaksiyonödan geçerdi.
Ece Ayhan’ın bence en önemli özelliği, yazdığı şiiri dosta düşmana kabul ettirebilmesiydi. Edip Cansever’i bile İkinci Yeni diye küçümseyip yazdıklarını anlamsız kaçışlar diye niteleyenler, Ece Ayhan’ın çok daha özel, çok daha kişisel şiirlerine bir şey diyemiyorlardı. Ayrı bir yeri, ayrı bir konumu vardı Ece’nin.
Bu ayrı konum, sanırım "Devlet ve Tabiatöla başlayan, "toplumcu sanat" türünde değerlendirilen şiirlerinden kaynaklandı.
Mehmet Fuat, "Önemli olan (...) şairin toplum sorunlarıyla ilgilenip ilgilenmediği..." diyor. "Okuru etkileme bakımından değeri olmayabilir. Örnekse Ece Ayhan’ın "Devlet ve Tabiatötaki şiirleri... Onlar bence toplumun sorunlarına değinen şiirin başyapıtlarıdır."
Gerçekten de Ece Ayhan şiirinin okuru "toplumcu" açıdan etkileyip etkilemediği tartışılabilir.
Hiç etkilenmeyenler bile onun "sanatçı" yanını yadsıyamadılar. Çünkü "toplumcu şiiröde pek sık rastlamadığımız bir duygu, üstelik son derece yoğun kişisel ipuçları, kendi özel "jargon"unu taşıyan bir duygu akıyordu yazdıklarında.
"Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarıyla / Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır / Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek."
Bunları okuyup "işin içinden çıkamayanlar" ise, Ece Ayhan’a "İkinci Yeni Keşişi" yaftasını asıp rahatladı.
Gönen’de kaymakamlık yaptığı günlerden bu yana dostumdu Ece. Sağlığını çok ama çok uzun yıllar önce yitirmişti. Enis Batur’un, son dönemlerinde ise özellikle Namık Kuyumcu’nun, İzmir’de elinden tutanların ilgisi olmasaydı bu kadar bile yaşayamayacaktı belki.
İki ay kadar önce hastanede ziyaret etmiştik onu. Süreyya (Berfe), Neslihan, ben... Namık götürmüştü bizi. Sona yaklaştığını görmüş ama bunu dillendirmeye cesaret edememiştik. Sadece Süreyya yazdı Milliyet Sanat Dergisi’nde. Sanırım yazısını Ece’nin okumayacağını biliyordu.
Ece "intihar karası bir faytonu - atlarıyla birlikte" daha fazla bekletmeyi içine sindiremedi.

Bakışsız Bir Kedi Kara
Gelir bir dalgın cambaz. Geç saatlerin denizinden. Üfler lambayı. Uzanır ağladığım yanıma. Danyal yalvaç için. Aşağıda bir kör kadın. Hısım. Sayıklar bir dilde bilmediğim. Göğsünde ağır bir kelebek. İçinde kırık çekmeceler. İçer içki Üzünç Teyze tavanarasında. İşler gergef. İnsancıl okullardan kovgun. Geçer sokaktan bakışsız bir Kedi Kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. Kanatları sığmamış. Bağırır Eskici Dede. Bir korsan gemisi! girmiş körfeze.

Meçhul Öğrenci Anıtı
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür
Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
- Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
- Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine! dir
Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım
O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler
Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.