Geri Dön

Gerçek Survivor müzik dünyasında yaşanıyor

Gerçek Survivor müzik dünyasında yaşanıyor
Kemal Küçük

Yazın rehaveti ile gevşeyen korkular, yeni sanat sezonuna girilirken acı gerçekle yüzleştirdi müzisyenleri: İşsizlik ve açlık. Çoğu onca yıllık eğitimlerini, müzikte zor kazandıkları kariyerlerini bir yana bırakıp, sekreterlik gibi işlere başvurmayı düşünüyor.

Ne güzel günlermiş onlar... Puslu anıların ardına saklanmış çok eski yıllardan değil, sekiz ay öncesinden bahsediyorum! CRR’de izlediğim son konserden sonra birden dünya durdu, günlük yaşamla birlikte müzik dünyası da karardı. Aylarca ne bir canlı konser dinleyebildik ne yeni bir kayıt girişimi duyduk. Stüdyoya girmek bile büyük riskti. Yazın rehaveti ile gevşeyen korkular, yeni sanat sezonuna girilirken acı gerçekle yüzleştirdi müzisyenleri: İşsizlik ve açlık. Hiç abartmıyorum, hem gece çalışan popüler müzik yapanlar hem de klasik müzik sektöründe bir orkestra, kurum ya da konservatuvarda kadrolu olmayan müzisyenler kiralarını dahi ödeyemiyor ve onca yıllık eğitimlerini, müzikte zor kazandıkları kariyerlerini bir yana bırakıp, sekreterlik gibi işlere başvurmayı düşünüyor. Ne yazık ki ülkemizde onlara yol gösterip çare bulacak bir kurum, dernek ya da güçlü sendika yok. Daha örgütlü görünen ABD’nin 1600 orkestrasındaki müzisyenlerin çoğu işten çıkarıldı. Beyzbol sahasında, bahçede, otoparkta konser vermek gibi iyi niyetli girişimler havaların soğumasıyla yerini tam bir belirsizliğe bıraktı. Amerikan Orkestralar Birliği Başkanı Simon Woods, “Ekonomik sıkıntıyla birlikte büyük bir duygusal baskı var” diyor.

Böyle bir karabasanda, klasik müziğin öncüsü olan Avrupa ve gelişmiş tüm dünya ülkelerinde şaşkınlık, yerini giderek çaresizliğe bırakıyor. İngiltere gibi klasik müzik piyasasının çok gelişkin olduğu bir ülkenin maliye bakanı Rishi Sunak, “Müzisyenler kendilerine başka iş kolları bulsunlar” derken, aslında 1980’lerden bu yana Thatcherizmin yok ettiği sosyal devlet anlayışından kopuşun, müzik kurumlarına yansıyan dağınıklığın, pandemi karşısındaki politik çaresizliğini ilan ediyordu. Günümüzün en önemli genç kemancılarından Nicola Benedetti ve Tasmin Litle önderliğinde 400 müzisyen, parlamento binası karşısında Holts’un Gezegenler eserinden Mars’ın kısa bir bölümünü çalarak bu durumu protesto ediyor, serbest çalışan müzisyenlere destek için saygı duruşu yapıyordu. Birleşik Krallık’ta 32 binden fazla sanatçıyı temsil eden Müzisyenler Birliği üyelerinin yüzde 72’sini serbest müzisyenler oluşturuyor ve bunlar işlerinin dörtte üçünü kaybetmiş durumdalar. Thatcherizm’den nasibini alan Avustralya’da da, mimarisiyle Sidney’in sembolü sayılan dünyanın en prestijli opera evlerinden Sidney Operası, gösterilerini durdurarak koro ve orkestra kadrosunu yüzde 25 azaltacağını belirterek, orkestra kadrosundaki keman ve nefesli sazlardan oluşan önemli sayıda müzisyeni işten çıkardı ve sanatsal anlamda “şaka gibi” bir açıklama yaptı: “Sidney ve Melbourne’deki geleneksel opera sezonu anlayışını terk ediyoruz. Daha fazla gelir getiren müzikal, film müzikleri üretimine gireceğiz ve açık hava etkinlikleri düzenleyeceğiz.” Aslında bu bir şaka değil, son yıllarda seyirci yitiren klasik sahne sanatlarındaki sıkıntının Kovid-19 ile bir felakete dönüşmesinin simgesi. Sidney Senfoni Orkestrası üyeleri ise işten çıkarılmak yerine ücretlerinde kesintiyi kabul etti. Pandeminin etkileri sekiz ay sonra dalga dalga yayılırken sanatçı ve izleyiciyi koruma kararlarında asıl bomba ABD’den geldi: En prestijli opera evlerinin başlarında gelen Metropoliten Operası geçen ay 2020-2021 sezon programını tamamen iptal etti ve çalışanlarını ücretsiz izne çıkardı. Operanın bulunduğu Lincoln Center’ın 1000 çalışanı nisan ayından beri zaten işsizdi. MET aslında bu yılbaşı perdesini açmayı planlasa da pandeminin yükselişi durumu değiştirdi. Mart ayından beri 150 milyon dolar kaybeden MET seyircinin yeniden salonları doldurmasına kadar dünyaca ünlü orkestra ve korosuna boşuna ücret ödemek istemiyor.

---

* Yazının tamamı Milliyet Sanat dergisinde.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber