Geri Dön

‘Göç eş zamanlı bir yok oluştur’

Yazar Deniz Kurbanzade’nin babaannesinin geçmişini kaleme aldığı “Leanora: Bitmeyen Göç” adlı kitabında, babaannenin 1917 Rus ihtilali sonrasında Yalta’dan Tiflis’e, Bakü’ye ve Tebriz üzerinden İstanbul’a uzanan maceralı yolculuğu anlatılıyor

‘Göç eş zamanlı bir yok oluştur’
Gizem Çetimen

Deniz Kurbanzade’nin dördüncü romanı “Leanora: Bitmeyen Göç”, Büyükada Yayıncılık tarafından okurlarıyla buluştu. 10 yıllık araştırmanın sonucunda kitabını kaleme alan Kurbanzade, Rus Çarı II. Nİkolay’a yakın bir aileye mensup babaannesinin, o zamanki ismiyle Leanora’nın 1917 Rus ihtilali sonrasında Yalta’dan Tiflis’e, Bakü’ye ve Tebriz üzerinden İstanbul’a uzanan yolculuğunu kaleme almış. Kurbanzade’yle kitabı üzerine konuştuk.

Leanora’nın hikâyesine nasıl ulaştınız?

Leanora aslında Rus asıllı aristokrat bir aileden gelen babaannem Lütfiye Güler. En büyük amcam, yazar olduğum için bir gün bunları bilmek, yazmak isterim diye hayatının son yıllarında bana ailemiz hakkında birçok e-posta gönderdi. Ayrıca, babaannem çok güçlü bir karakterdi. Onunla Suadiye’de birçok anım var. İlerlemiş yaşına rağmen mart ayında bizlerle beraber denizde yüzerdi. Bizlere Rusça torun anlamına gelen ‘nuku’ diye hitap ederdi. Ben onun nukusu, o da benim babuşkam’dı (büyükanne). Evine her gittiğimde büyülü bir diyarda geziyor gibi olurdum.

‘Babaanneme âşık olmuş’

Dedeniz ve büyükannenizin tanışma hikayesini biliyor musunuz?

Rus ihtilali sırasında babaannem, arabacısının eşiyle Gürcistan’a Tiflis’e kaçmış. Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’na Rusya’dan sağladığı mühimmat ile destek olan dedem Hacıeminzade Mustafa Güler, kendisinden 40 yaş kadar küçük babaanneme âşık olmuş. Tiflis’te evlenmişler.

Kitabınız aynı zamanda bir göç romanı.

Evet, anavatanı olan Rusya’dan kaçmak zorunda kalan Leanora; Tiflis’e, oradan da dedemle Bakü’ye, Tebriz’e ve sonunda İstanbul’a gelmiş. Göç eş zamanlı bir yok oluş ve yeniden var olma esasında… Leanora’dan Lalezar’a olan yolculuk sadece ülke toprakları üzerinde değil, babaannemin yüreğinde de yaşanıyor. Geçmişinden söz etmeyi hiç sevmezdi.

Kitabınız 10 yıllık bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkmış. Bu araştırma sürecini anlatabilir misiniz?

Kızım ve torunlarımla beraber birkaç kez babaannemin göç yolunu tekrarladık. Hatta torunumla, romandaki sahneyi tekrar yaşadık. Tzarskoye Selo’daki yazlık sarayın ihtişamlı balo salonunda büyük torunum Hazar ile defalarca vals yaptım. Çoğunlukla gerçeklere dayanan kitabımın sayfalarında ayrıca aile arşivimizden fotoğraflar da görmek mümkün.

‘Kitaplarımın merkezinde Suadiye var’

Suadiye Oteli’nin sizin için önemi nedir?

Mustafa Güler, Mustafa Kemal Atatürk’ün desteği ile 1928 yılında Suadiye Oteli ve gazinosunu kurmuştu. Mustafa Kemal Atatürk, dedemle beraber İran Şahi I. Rıza Pehlevi gibi önemli konuklarını burada ağırlamış. Dedemi ve tesisi ziyaret edip balolara katılmış. Benim için Suadiye Oteli demek, İstanbul’un çağdaşlaşmasında önemli bir basamak demek. Ben burada büyüdüm… Esasında benim tüm kitaplarımın merkezinde Suadiye var….

Kitaplarınızda ailenizin geçmişini anlatıyorsunuz. Çoğu insan geçmişi hakkında bu kadar şey bilmezken bunu bir şans olarak görüyor musunuz?

Tabii ki bir şans. Biraz da bir roman diğerini getirdi. İlk romanım “Geçmiş Suadiye’de Aşktı”da eşimle tanışma hikayemizi ve evliliğimizi anlattım. Bunu ilk defa burada söylüyorum. İkinci romanım “Minu: Aşk Bir Sürgün”ü yazarken de Suadiye’de büyüyüp Avustralya’ya giden büyük amcamın hayatını aktardım. II. Dünya Savaşı döneminde Almanya’da tahsil gören babam ve amcam çok zorlu mücadeleler sonunda yurda döndüler. Zannediyorum ki büyüklerim göçüp gittikten sonra, kalemimle yaşadıkları tarihi dönemleri okurlarımla paylaşmak istedim.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber