Geri Dön
Kültür SanatGöçmenin bavulunun ayak sesleri

Göçmenin bavulunun ayak sesleri

"Öteki Hikâyeler" sergisi giderek daha yakından tanık olduğumuz göç ve mültecilik kavramlarını odağına alıyor. Göçmenlerin içinde her daim duydukları bavulun tekerlek sesleri bu kez eserlerden yankılanıyor

Göçmenin bavulunun ayak sesleri

Seyhan Akıncı - Çocuklara zor yerden sormayı maharet sayar ve "Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?" diye yapıştırır sonra da onun ikisine suçlu gözlerle bakıp seçimini açıklamasını bekler ve büyük karar açıklandıktan sonra komiklikler, espiriler havada uçuşur. Bu sorunun bir başka versiyonunu tüm çocukluğum boyunca "Türkiye'yi mi daha çok seviyorsun yoksa burayı mı?" şeklinde işiterek büyümüş bir göçmen çocuk olarak göç ve mültecilik kavramlarını deşen "Öteki Hikâyeler" sergisini merak etmemin haber değeri yok elbette. Zira biz göçmenler içimizde bir bavulun tekerlek seslerini duyarız her daim. O diğer "Nerelisin?" klasik sorusuna da “İstanbulluyum” diyemem o sebepten. “Göçmenim” diye yanıtlarken bazen henüz üç yaşında Yugoslavya'daki evimizi terk ederken oyuncaklarımı komşu çocuklara bıraktığım sahne gözümün ve gönlümün önünden hızlıca geçer. "Öteki Hikâyeler"i içimde sürüklediğim o bavulla gezdim. İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul kampüsündeki Enerji Müzesi'nde açılan ve BİLGİ Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin organize ettiği ve Denizhan Özer’in küratörlüğünde düzenlenen "Öteki Hikâyeler" sergisi, Koridoor Contemporary Art Programs, ArtHereIstanbul, Sanat Seninle Derneği, Göç Araştırmaları Derneği, Hayata Destek Derneği, İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi, Sığınmacı ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği ve BİLGİ Avrupa Birliği Enstitüsü iş birliğiyle hayata geçti. 16 Aralık Perşembe günü açılışı gerçekleşen sergi 7 Şubat'a kadar görülebilecek. Yaklaşık iki ay boyunca sergi alanında çeşitli performanslar da gerçekleşecek.

"Ekmek parası”

Sergide 12 farklı ülkeden 50 sanatçının farklı disiplinlerde ürettiği 100'e yakın eseri yer alıyor. Serginin küratörü Denizhan Özer de yıllar önce İngiltere'ye göç etmiş bir isim. Keza Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nden Dr. Öğr. Üyesi ve serginin sorumlusu Gülay Uğur Göksel de yaklaşık 10 yıl boyunca yurt dışında yaşamış ve ötekilik üzerine deneyimleri olan bir isim.  Ötekilik duygusunu yaşamış biri olan serginin küratörü Denizhan Özer, “Tüm ötekileştirmeleri gündeme getiren öteki dediklerimizin yanında yer alan ve aynı zamanda bize de bir gün öteki olabilirsin mesajını veren bir sergi. Sergide resimden fotoğrafa, heykelden dijital manipülasyona, baskı resimden interaktif işlere farklı disiplinlerde birçok eser var. Sergi Deniz Pireci'nin "Ekmek Parası" eseriyle başlıyor çünkü çoğunlukla insanlar ekmek parası için göç ediyor. Savaş varsa yine ekmek derdi var. Ekonomik sorun varsa ekmek derdi var. Hemen yanında parçalanmış Halep kenti ortasında kaçan bir insan görüyoruz. Sanatçılar duyguda birleşiyor. Buradaki serginin duygusu çok önemli" diyor.

Serginin kitabı hazırlanıyor

“Öteki Hikâyeler” sergisinin sorumlusu Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Dr. Öğr. Üyesi Gülay Uğur Göksel, “Türkiye’de göçmenlere yardım eden üç büyük dernek bu sergiye sponsor oldu. Serginin akademik ayağı içinde Göç Araştırmaları Derneği bize destek oluyor. Ve bir sergi kitabı çıkaracağız. Göç alanında Türkiye’de çalışan akademisyenler bu sergiyi gelip gezecekler. Sanatçılarla tanışacaklar. Sergi kitabında sadece resimler değil yıllarını göç araştırmalarına vermiş akademisyenlerin yazıları olacak. Kitabı şubat ayına hazırlamaya çalışıyoruz. Serginin online web sayfası da olacak ocak ayında çalışmaya başlıyoruz” diyor.

Çerkes göçünü anlatan enstalasyon

Özer, “Sergi teklifi geldiğinde çok heyecanlandım çünkü ben de 1987’den beri İngiltere’de yaşayan bir ötekiyim. Şu an, oranın vatandaşlığını aldım, Labor Parti’nin üyesiyim, göçmenlerle çalıştım ama bu teklif geldiğinde ‘87’ye gittim ve yaşadıklarım aklıma geldi. Oradaki en büyük sorunun duygu olduğunu gördüm. İngiltere'de yaşarken Türkiye'den gelecek bir arkadaşım sorardı "Ne getirelim" diye simit derdim. Ve her öteki aslında kendi coğrafyasına olan bağlılığından bir türlü kurtulamıyor. Fiziken İngiltere'deyim ama ruhum, duygularım Türkiye'deydi.  Serginin ana fikrinde, sanatçıların ortak düşünce sisteminde duygu var. Burada yaşayan, buralı olan sanatçılardan göç konusunu irdeleyenlerden yapıt aldık. Buraya göç eden sanatçılar ne verirse versin dedik. Buradaki yaşamın onlardaki etkisini görmek istedik. Sergide eseri olan Serina H. Tara, “Ben Çerkes”im dedi ve o duyguyu taşımak istedi. Serina’nın eserinde Çerkes göçü sırasında Karadeniz’in kuzeyinden Anadolu’ya gelen insanların denizde yok oluşunu görüyoruz. Aynı zamanda bir enstalasyon yapıtı döner platformda bir resim var, Karadeniz’in durmayan dalgalarını motorla dönen yapıt üzerinde görüyoruz” diyor.