Geri Dön
Kültür Sanatİşin zor kısmı bundan sonra başlıyordu

İşin zor kısmı bundan sonra başlıyordu

İşin zor kısmı bundan sonra başlıyordu

Arkeoloji alanlarının yüzeylerinde genellikle toprakta neyin gömülü olduğuna dair belirli izler bulunuyordu. Bu anlaşılması zor tepelerin ve tümseklerin manuel olarak haritasını çıkarmak için 1799 yılında icat edilen tarama çizgileri yöntemi ile uzun süre büyük uğraşlar verilmişti.

Günümüzde ise LIDAR denilen Türkçe açılımı Light Detection and Ranging Technology olan Işıkla Tespit ve Menzil Bulma Teknolojisi sayesinde çok kısa bir zaman içerisinde dünya yüzeyinin üç boyutlu ve oldukça detaylı haritaları elde edilebiliyordu.

Prensipte ofislerde kullanılan tarayıcı gibi çalışan, ancak bir uçak üzerinden kumanda edilen bu teknoloji ile zemin üzerinde lazer darbeleri kullanılarak yüzeyin uzaklığı anlaşılıyordu. Yüzeye gönderilen lazer ışınlarının gönderiliş zamanı ile nesneye çarpıp gelen yansımanın kaynağa ulaşma vakti arasındaki fark hesaplanarak uzaklık ölçülebiliyordu. LIDAR’ın avantajlarından biri de, onun bitki örtüsünün ötesine geçerek tropikal ormanlar ya da ağaçlık alanlar nedeniyle gizlenen arkeolojik alanları belirleyebilmesiydi.

***

David, facebook ve instagram kullanıyor mu diye bilgisayarımdan internete girdim. Facebook ve instagram hesapları bulunuyordu. Biraz karıştırdım ama eski fotoğraflara pek rastlayamadım. Facebook hesabında genellikle arkadaşlarıyla çekilmiş grup fotoğrafları ağırlıklı olarak yer alıyordu. Bodrum fotoğrafları da yoğunluktaydı. Birçok da antik eserlerin fotoğraflarını paylaşmıştı. Bunlar arasında Halikarnas Mozolesi de bulunuyordu. Fotoğraflar genellikle yakın tarihte çekilmişlerdi. Instagram’da ise sadece antik eserler ve Karya yoluna dair çeşitli fotoğraflar paylaşılmıştı. Eğer evde bulduğum zarftan çıkan fotoğraflardaki kişi David ise, geçmişte site kazısı görünümü vererek yaptıkları kaçak arkeolojik kazıda buldukları heykeller, kim bilir şimdi hangi koleksiyonerin koleksiyonunu süslüyordu. Pazartesi birçok soruya yanıt bulabilecek miydik? Bilemiyordum. David’in olduğunu kanıtlayan somut bir delili mutlaka bulmamız gerekiyordu. Soytarı Engin’in David’le birlikte çekilmiş fotoğrafı, beni öldürmek istemesi, Meryem Hanım’ın gördüğü adamın David olması, Ömer Akbaş’ın evinde bulunan fotoğraflar… Sanki bunların hepsi, katil olarak David’i işaret ediyordu.

Ama işin en zor kısmı bundan sonra başlıyordu. Her ne kadar bu işin içinde David varsa, bunu nasıl ispatlayacaktık? Şimdi asıl yanıtlanması gereken soru buydu.

Katil David ise, ya da öldürmek için bir kiralık adam bulmuşsa, bu cinayetleri işleme nedeni ne olabilirdi?

Bunun bir tek açıklaması olabilirdi. Bu cinayete kurban gidenler, ona şantaj yapmaya başlamış olabilirlerdi. Belki cevaplanması gereken sorular bizim Barbaros’un da katıldığı yeni kazıda olabilirdi. Belki bu müteahhitler, yeni kazıdan çıkacak olan maddi değeri yüksek antik eserlerden de paylarını istemişlerdi. “Eğer bize de pay vermezsen durumu bildirir, seni ihbar ederiz,”  demiş olabilirlerdi. Sonra David de onları tek tek öldürmüştü. Mandalinaları da şaşırtmaca olsun, hedef şaşırtsın diye ağızlarına sokup o notları yazmış olamaz mıydı? Ancak bu kurbanlar yaptıkları şantajla kendilerini de tehlikeye atmış olmazlar mıydı? Tabii geçmişte eğer bütün deliller ortadan kaldırıldıysa neden olmasındı. Yirmi yıldan fazla bir süre geçmişti ve zaman aşımı denen bir kavram vardı.

Sorular sorular…  Sorular birbirini kovalıyordu.

Bunları düşünürken dalmıştım. Rüyamda birisi içeri girmeye çalışıyor, kapıya hızlı hızlı vuruyordu. O kadar hızlı vuruyordu ki her vuruşunda ürperiyor, yerimden sıçrıyordum. Birden uyandım; kapı gerçekten vuruluyordu. Ama rüyamdaki gibi hızlı değil, çok daha yumuşak bir vuruştu bu. Telefona baktım saat gece onbire geliyordu. Birkaç tane de mesaj vardı. Mesajların hepsi Zühre’den geliyordu. “Geliyor musunuz?” diyordu. Kapı hala tıklıyordu. Hala uyku sersemliğim sürüyordu. Kapı gözetleme deliğinden baktım. Zühre’ydi. Yüzü utangaç bir çocuk gibi kızarmıştı.

***

“Zühre hayırdır, bir şey mi oldu?”

“Uyandırmadım umarım.”

“Biraz dalmıştım ama önemli değil.”

“Girebilir miyim?”

“Tabii buyur Zühre, affedersin sersemliğim devam ediyor hala.”

Zühre, elinde bir içki şişesiyle içeri süzüldü. Biraz sarhoş gibiydi. Ya da birazdan öteydi. Dilindeki peltekleşmeden anlaşılıyordu. “Niye gelmediniz? Mesajlarıma da cevap vermediniz,” dedi çapkın çapkın bakarak.

“Yorgundum, bilgisayara bakarken dalıp gitmişim. Sanırım aldığım ilaçların da etkisi var. Sabah da çok erken kalkmıştım biliyorsun.”

“Biz de öyle komiserim. Biz de erken kalktık.”

Zühre de bir haller vardı. Hayırdır inşallah!

“Nasıl geçti?”

“Ne?”

“Yemeğiniz.”

“Ha evet, çok güzeldi. Siz de gelseydiniz daha güzel olurdu. Size içki getirdim, içer miyiz?”

“Çok isterdim ama ilaç kullandığım için alkol almam doğru olmayabilir.”

“Haklısınız ben bunu düşünemedim. Çok özür dilerim.”

Zühre’nin yüzü düştü. Üzülmüştü.

“Ama sen istersen içebilirsin. Bir bardak getireyim sana.”

“Siz zahmet etmeyin, ben alırım zaten hemen şurada,” deyip bir sıçrayışta sehpanın üzerinde duran bardağı aldı. Şişe zaten yarıya kadar içilmiş görünüyordu. Mantarını çıkarıp bardağını doldurdu ve yarıya kadar içti.

“Bu kadar yalnızlık, sizi hiç rahatsız etmiyor mu?”

“Hangi anlamda?”

“Ne bileyim, uzun zamandır bir kadın yok hayatınızda, bu sizi strese sokmuyor mu Komiserim? Size yazık değil mi?”

Allah Allah neler oluyor böyle? Zühre pek iyi değil sanırım.

Zühre ağzındaki baklayı çıkarmıştı. Ama bu şekilde cüretkar konuşması sarhoşluktan ve yaşadığı travmanın etkisinden kaynaklanıyordu. Yoksa Zühre kontrollü bir kadındı ve normalde asla bu şekilde bir konuşma yapmazdı.

“Elbette soktuğu oluyor Zühre, ama iş beni oyalıyor. Belki henüz aradığım kadını bulamamış da olabilirim. Hala kaybettiğim o aşık olduğum kadının etkisinde de olabilirim, bilemiyorum.”

ARKASI YARIN...

 

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler