Geri Dön
Kültür SanatSite yapılmadan önce burada kaçak kazı yapılmış

Site yapılmadan önce burada kaçak kazı yapılmış

Site yapılmadan önce burada kaçak kazı yapılmış

Sonra bir lokantaya gidip döner siparişi verdik. Yemekte ikisine de içerde bulduklarımı anlattım ve düşüncelerimi paylaştım. Yemekten sonra kahvelerimizi de içtik. Ali arayıp Savcı ile Adli Tabip’in ayrıldığı, cesetlerin ambülansa konulduğu haberini verdi. Ben de Bodrum’daki otele gitmeye karar vermiştim. Omuzum şiddetli bir şekilde ağrımaya başlamıştı. Bugün yeterince kendimi yormuştum. Dinlenmeye fırsat bulamamıştım. Oysa bu kadar ayakta durmak ve stres yaşamak pek iyi gelmiyordu. İlaçlarımı Allahtan yanımda getirmiştim. Zühre ile Seza olay yerine döneceklerdi. Seza aracına gitti. Zühre ise yanıma gelerek bu akşam Seza ile birlikte yemek yiyeceklerini, istersem benim de katılabileceğimi söyledi. Kendimi iyi hissedersem gelirim demiştim ama hiç sanmıyordum. Yorgunluktan ve ağrıdan ölüyordum.

Amiri arayıp durum hakkında bilgi verdim. Bulgularımı da paylaştım. Sevindi ve bulguların çok önemli olduğunu söyledi. “İyice dinlen, kendini çok yorma,” diye de tavsiyede bulundu babacan bir tavırla… Amirin gözüne girmiştim ve onun has adamı olma yolunda ilerliyordum. Bu düşünce beni güldürdü. Tabii gözden düşmek, her zaman olduğu gibi küçük bir hataya bakardı. O zaman da sizi anında satarlardı. Şefkatli kollar, bir anda dayakçı kollara dönüşüverirdi.

İlaçlarımı almış otel odasında dinlenmeye çekilmiştim. Omzumun şiddetli ağrısı ilacın etkisiyle biraz azalır gibi olmuştu. Penceremden marinayı, Bodrum Kalesi’ni tüm ihtişamıyla görebiliyordum. Bodrum koyu, marina ve teknelerle öyle dolmuştu ki, mavi görünmez olmuştu. Böyle giderse denizi görmek de yakın gelecekte pek mümkün olmayacaktı. Belki de denizi görebilmek için insanlar para ödemek zorunda bile kalacaktı. Abartılı olabilirdi ama gidişat o yöndeydi.

Sürgün olarak gelen Cevat Şakir Kabaağaçlı, namı diğer Halikarnas Balıkçısı’nın meşhur ettiği, daha sonra entelektüel ve aydın takımının kitaplar yazdığı, çılgınca eğlendiği, barlarında memleketi kurtardığı, koylarında güneşin altında bronzlaştığı, mavi denizlerinde doyasıya yüzdüğü, kendilerince bir anlamda kurtarılmış bölge ilan ettiği, İstanbul’dan kaçıp nefes aldığı ve sonunda dünya turizmine açtığı güzelim doğa harikası Bodrum yarımadası, şimdilerde ucuz magazin starlarının, ahlaksız ve her türlü değeri hiçe sayan rantçıların, beton araçlarıyla boş arsa kapmaya çalışan aç gözlü müteahhitlerin, sonradan görme zenginlerin, parasız üçüncü sınıf turistlerin cirit attığı bir yer haline gelmişti. Bodrum da yakın gelecekte İstanbul gibi betona teslim olacak gibi görünüyordu. Aslında olmuştu da. Gidişat o yöndeydi. Zaten buraya artık herkes küçük İstanbul demeye başlamıştı bile. Umarım İstanbul ve Marmara kıyılarının yok edilmesi gibi Ege’nin bu güzelim kıyıları da yok edilmezdi. Duyarlı insanlar çoğalır da, bu güzelim beldeler yok olmaktan kurtarılabilirdi. Umut her zaman vardı.

Bir iki gün toplanan delillerin sonuçları beklenecekti ama benim beklemeye niyetim yoktu. Öncelikle Güzide’yi arayıp Sadık Girit’in sattığı bahçenin tam yerini belediye kayıtlarından bulmasını istemiştim. Bu birçok şeyi aydınlatacak gibime geliyordu. Eğer yanılmıyorsam site yapılmadan önce burada kaçak kazı yapılmış gibi bir durum söz konusuydu. Eldeki fotoğraflar ve radar görüntüleri bu tezimi doğruluyordu. Burada yapılan kaçak kazıda da hiç kuşkusuz paha biçilmez değerli bir hazine bulunmuşa benziyordu. Eğer bu arazi Sadık Girit’e ait çıkarsa burası sanki özellikle o amaç için satın alınmış, sonra da iş bitince çaktırmadan siteye dönüştürülmüş olabilirdi. Belki D dedikleri kişi de David’di. Meryem Hanım, David’i Şevki Kartal’ın odasında gördüğünü söylemişti. Şevki Kartal da David odasındayken kaçakçılıktan söz etmişti.

Bütün bu cinayetlerin ardında geçmişte yaşanan eski kaçak kazı olayı ve çıkarılan hazine yatıyor olabilirdi. Muhtemelen bu eski bir hesaplaşmaydı. Belki David katilin ta kendisiydi. Sedat Girit ile David Snyder, şu anda şüpheli listemin başındaki iki kişiyi oluşturuyordu. Önemli olan Sedat Girit’i bulmak ve David’e de itiraf ettirmekti. Ancak eldeki delillerle David’i suçlamak ne kadar yeterli olurdu; o konuda emin değildim. Fotoğraflarda elinde heykeli tutan kişinin David olduğunu anlamak da kolay değildi. Bir kere David’in şu anki halinden çok gençti ve fotoğraf biraz fluydu, yüzü de net görünmüyordu.

Bunları düşünürken akşam oluvermişti. Yataktan kıpırdamaya hiç niyetim yoktu. Otelin resepsiyonunu arayıp odama ızgara köfte ve salata siparişi verdim. Seza ile Zühre’nin yemeğine katılacak halim hiç yoktu. Kendimi iyi hissedersem belki küçük bir içki içmek için uğrayabilirim diye düşünmüştüm ama yorgunluktan gözlerim kapanıyordu. Cinayet yüzünden çok da erken uyandırılmış ve kalkmak zorunda kalmıştım. Televizyonda haberleri izlemeye koyuldum. Bodrum’daki cinayeti veriyordu. “Bodrum’da beşinci cinayet de işlendi,” diyordu haberleri sunan spiker. “Bu cinayetlerle birlikte Bodrum’da müteahhit cinayetlerine bir yenisi daha eklendi,” diye devam ediyor ve öldürülenlerin kimlikleri ayrıntılı olarak veriliyordu. Cinayete kurban giden müteahhitlerin fotoğrafları ekranı kaplıyordu. “Bir doğa ve turizm harikası Bodrum’da bu cinayetlerin faillerinin yakalanması için çalışmaların sürdürüldüğünü” belirterek, habere noktayı koymuştu spiker. Kapı çalınmış yemek siparişim gelmişti. Yemeğimi yerken Güzide aradı. Araplar Sokak’taki bahçenin eskiden Sadık Girit’e ait olduğunu söyledi. Evet, tahminlerim doğru çıkmıştı. Bu sevindirici bir haberdi. Olay yavaş yavaş çözülüyor gibiydi. Ama yap bozun daha birleştirilecek çok parçası vardı. Dizüstü bilgisayarımı açıp internete girdim. Uçaktan anlayabildiğim kadarıyla radarla yeraltı görüntüleri saptanmıştı.

ARKASI YARIN...

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler