Geri Dön
Kültür SanatKafamdaki ‘Komşular’la hesaplaştım

Kafamdaki ‘Komşular’la hesaplaştım

Ödüllü yönetmen Orhan Eskiköy’ün ilk kitabı “Komşular” kentten kırsala uzanan insan manzaraları… Eskiköy, “Çocukluğumdan beri kafamda benimle yaşayan insanlar vardı. Bu öykülerde onların hepsiyle vedalaştım ve hesaplaştım” diyor

Kafamdaki ‘Komşular’la hesaplaştım

Seray Şahinler - İlk filmi “İki Dil Bir Bavul” ile ses getiren “Babamın Sesi” ve “Taş” filmleriyle bağımsız sinemanın kulak kabartılan isimlerinden Orhan Eskiköy bu kez yazar olarak karşımızda. Uzun zamandır film yapmayan ve sinemadan ayrı kaldığı süreyi yazarak değerlendiren Eskiköy’ün on beş öyküden oluşan ilk kitabı “Komşular” yayımlandı. Gözlem gücü yüksek, detayları ilmek ilmek işlenen “Komşular”da, şehirde, köyde ve kenar mahallelerde değişen komşuluk ilişkileri üzerinden farklı yaş ve cinsiyetteki insanların hikâyeleri anlatılıyor. Nebula Kitap’tan çıkan “Komşular”ı Orhan Eskiköy’den dinledik…

En başa dönelim, siz aynı zamanda bir senaryo yazarısınız. Yazma eylemi sizde hep vardı fakat öykülerin serüveni nasıl başladı?

Senaryo yazmadan önce öykü yazmayı deniyordum. Öğrencilik hayatımdan başlayan bir şey. O zaman yazdıklarım da hep bir köşede duruyordu. Yazar olmaya karar vermediğim için bunlar bitmemiş öykülerdi. Sonra senaryo yazarken yazmayı çok sevdiğimi fark ettim. Film çekmekten daha çok yazmaktan zevk aldığımı hissediyordum. İnsan bir şeylerden zevk almak için yaşıyor. Film yapmadığım, işsiz kaldığım zamanda bu öyküleri toparlamaya karar verdim.

Senaryodan filizlendi yani her şey…

Yaratıcı bir süreç içerisinde yaşarsa insan, zihin buna alışıyor. Devam etmek istiyorsunuz. “Taş”tan sonra işlerim bozulmuştu. Ortağımla da ayrıldık. Kendimi iyi hissetmek için bir şeyler yapmalıydım.

Öykülerinizin bir rejisi var bence. Her biri ayrı sinematografik tatlar barındırıyor. Sinemanın etkileşimi mi bu, ne dersiniz?

Kaçınılmaz herhalde… Öykünün kendisini, içindeki detayları sinemaya çok benzetiyorum. Bir arkadaşım da söylemişti, “Film gibi yazmışsın” diye. Herkes camı açar dışarıdakilere bakar. Avrupa’da gezerken dikkat etmiştim, kimse perdesini kapatmıyor. Bizde ise tam aksi, perdenin ucu açık dahi kalsa oraya bakma ihtiyacı duyulur. İçeride saklı, kimsenin görmesini istemediğimiz bir hikâyemiz varmış gibi davranıyoruz. Bu çocukluğumdan beri kafama takılan bir şeydi. Annem de içeri girer girmez perdeleri kapatırdı. Ben ise pencereden bakmaya her zaman bayılırım. Gördüğüm düşlerin ve karşı pencerelerdeki insanların serüveni bu kitap. Çocukluğumdan beri pencereden görmek istediğim insanların öykülerini yazmaya çalıştım. 

Yazarın heybesinde yaşadıkları vardır. Sizin hayatınızdan neler taşıyor “Komşular”?

Çocukluğumdan beri kafamda benimle yaşayan insanlar vardı. Bir anda hatırlayıp, “Acaba bu kadın ne yapıyor, bu arkadaşım vardı, nerede şimdi” gibi hep aklıma gelirlerdi. Neden hatırladığımı bilmiyorum. Bir ortak geçmişimiz var ve bende iz bırakmışlar. Kafamdan asla çıkmıyorlardı. Yazarak onları aklımdan çıkarttığımı düşünüyorum. Başka şeylere yer açmak için onları yolculadım, diyeyim. Büyük hesaplar yaparak yazmıyorum. O notları yazarken yaşıyorum. Bende iz bırakmış insanlar, hayvanlar, mekânlar vardı. Hepsinden kurtuldum.

‘Bu film görülmeyebilirdi’

“İki Dil Bir Bavul” ilk filminizdi, büyük sükse yaptı. Hâlâ çok konuşulur o film. Bekliyor muydunuz bunu?

Biliyor musunuz o film hiç ortaya çıkmayabilirdi… Biz filmi yaptık, İstanbul Film Festivali’nde gösterildi. Sonra hakkında hiç konuşulmadı. Her şeyimizi ortaya koymuştuk. “Olmadı, yapamadık herhalde” dedim. Sekiz ay sonra Türkiye’de açılım süreci başladı ve film gündeme geldi. “Bu hikâye bu filmle anlaşılabilir” diye işaret edilmeye başlandı. Altına bir ateş yakıldı. Talihli bir şeydi tabii, hiç fark edilmeyebilirdi de. Süreç öyle ilerledi.

 

 

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler