Geri Dön
Kültür SanatKatil arka caddede izini kaybettirmişti

Katil arka caddede izini kaybettirmişti

Katil arka caddede izini kaybettirmişti

"Hayır komiserim. Bildiğim kadarıyla mandalinalarla bir işi yoktu. Yalnız bildiğim burası daha önce mandalina bahçesiydi. Orhan Bey bütün ağaçları kesmiş ama her villanın arka bahçesinde kimilerinin de ön bahçesinde ikişer mandalina ağacı var."

“Yani on altı adet. Daha önce çok muydu?”

“Oooo çoktu tabii komise’im. Yüzlerce ağaç varmış burada. Burayı yapan işçilerden duymuştum. İki yüz, belki daha fazla, silme ağaçmış burası…”

“Peki mandalina ile uğraşan bir yakını bir arkadaşı var mı, mandalina ticareti yapan?”

“Ben bilmiyorum efendim, hiç duymadım. Onu Orhan Bey’in sahibi olduğu inşaat şirketindeki en yakın adamı Abidin Bey bilir. Abidin Acar. O Orhan Bey’in sağ kolu gibidir.”

Abidin Bey’i not ettim.

“Bu sitede Orhan Bey’in düşmanı biri var mıydı? Kavga ettiği, tartıştığı bir kimse?”

Mustafa düşündü ve birden gözleri parladı; nihayet bir yanıt bulmanın sevinciyle.

“Bir iki defa dört numarada oturan emekli paşayla aidat yüzünden tartışmışlardı. Hatta neredeyse yumruk yumruğa gelmişlerdi.”

“Neden tartıştılar? Aidatı çok mu buluyordu paşa?”

“Evet.”

“Çok mu sence?”

“Valla komiserim çok desem yalan olur. Havuz bakımı, bahçe bakımı, spor sahaları bakımı, aydınlatma… Küçük bir site tabii, ev sayısı az, o yüzden çok geliyor olabilir insanlara…”

“Sen ne maaş alıyorsun peki?”

“Asgari ücret komiserim, ne olacak?”

“Kapıcı?”

“O da öyle ama o başka sitelere de bakıyor. Zaten sabahları servis yapıp gidiyor.”

“Adı ne?”

“Recep.”

“O yok mu bugün?”

“Valla benden sonra gelir o. Gelmiştir. Çağırayım mı?”

“Gerek yok şimdilik. Sen başka sitelere bakmıyor musun?”

“Burası yetiyor, bütün zamanımı alıyor.”

“Her gün mü geliyorsun?”

“Her gün. Sadece bahçe işi değil ki komiserim, havuzun bakımı, elektrik, tamiratlar, hepsine ben bakıyorum.”

“Peki başka kavga ettiği kimse yok mu, diğerleri aidata karşı çıkmıyor mu?”

“Diğerlerinin sesi çıkmıyor. Sadece paşa biraz fazla buluyor.”

“Güvenlik neden yok sitede biliyor musun?”

“Orhan Bey önce koyacaktı, hatta bir şirketle de anlaşmıştı. Hem güvenlik elemanı olacaktı, hem de kamera sistemi. Ama sonra bilmiyorum olmadı, anlaşamadılar. Şirket yüksek bir para istemiş. Orhan Bey de burada oturanlara iletmiş ama bu parayı çok fazla bulmuşlar. Hatta paşa araştırıyordu sanıyorum, bulmuştu da bir şirket, ama sonra ne oldu bilmiyorum.”

***

Bahçıvan gerekli bilgileri fazlasıyla vermişti. Saf biriydi ama gevezelik de yerindeydi.

“Tamam anladım, sen şimdi ifade için karakola git.”

“Jandarma karakoluna mı gideceğim?”

“Evet.”

“Benim yardımcım Zühre’yi bul, o sana söylesin, tamam mı?”

“Tamam komiserim.”

Zühre’yi arayıp, “Paşanın evine gittin mi?” diye sordum. “Henüz değil komiserim.”

“Tamam oraya gittiğinde bana da haber ver, birlikte gidelim.”

Odadan çıkınca sitedeki derin sessizliğin devam ettiğini gözlemledim. Orhan Aksoy’un ölü bulunduğu yere doğru yürürken, sanki pencerelerin ardından gözetleniyorum hissine kapıldım. Olay yerini inceledim. Cesedin bulunduğu yer, villalara biraz uzak mesafede, tenis ve basketbol sahalarının orada yolun biraz daha çam ağaçlarıyla kaplı yerine denk geliyordu. Limon çamları sitelerden bu kısmın görüşünü kısmen kapıyordu. Muhtemelen katil Orhan’ı öldürdükten sonra sitenin alçak duvarından arka caddeye atlayarak izini kaybettirmişti. Zaten iki taraf da yola çıkıyordu. Çevrede kamera falan da pek görünmüyordu. Ama yine de araştırılması gerekiyordu. Benim gözümden kaçmış olabilirdi. Bu caddede evlerde oturanlara da sormak gerekiyordu.

Zühre beni arıyordu. Telefonu açtım, “Sizi bekliyorum komiserim, neredesiniz?” diye sordu. “Geliyorum.”

Ama önce arabama uğrayıp termostan kendime özel olarak hazırladığım kahvemden içmem gerekiyordu. Kahve odaklanmamı sağlıyordu.

Paşa, geniş villada eşiyle birlikte oturuyordu. Tuğgenerallikten emekli olmuştu Tahsin Korucu. Bu bölgede kızıyla damadının da bir evi olduğu için torun hasreti çekmemek için burayı seçmişti. Sorularımızı bir asker gibi kısa ve öz yanıtlıyordu.

*** 

“Evet Orhan ile atışırdık zaman zaman. Aidatı yüksek buluyordum. Bir iki kez oldu bu tartışmalar. Aidat dediğim gibi yüksekti ve bazı eksiklikler vardı. Örneğin güvenlik yoktu. Sonunda ihmalinin cezasını kendi çekti; al başına geleni, canından oldu.”

“Bunlar sadece sözlü atışmalar mıydı?”

“Tabii canım, kanlı bıçaklı değildik herhalde. Bu tür tartışmalar her sitede olur, siz de bilirsiniz.”

“Haklısınız.”

Tahsin Korucu, ellili yaşlarının sonunda oldukça dinç görünümlü atletik vücutlu biriydi. Griye çalan kısa kesilmiş saçları ve traşlı yüzüyle emekli bir asker olduğu izlenimini hemen veriyordu. Karısı Serpil Hanım ise şaşkın ve sessiz polislerle kocasının konuşmasını izliyordu. “Ne alırsınız?” diyerek birden ayağa kalkıp sordu.

“Teşekkürler almayalım hanımefendi, çok teşekkür ederiz.” deyince de sanki canına minnetmiş gibi, “Peki o zaman!” deyip hemen yerine oturuverdi. Kocası sert bir ifadeyle yan gözle karısına baktı. Ama bir şey söylemedi. Bu bakış, “Sormakta geç kaldın ve niye ısrar etmedin?” bakışıydı. Sonra bana döndü ve alıngan bir tavırla sordu.

“Bakın, neden soruyorsunuz bana bunları? Benim öldürdüğümü mü…” diyerek cümlesini tamamlamadan durdu ve yüzümüze baktı. Sonra da başını iki yana sallayarak kahkahayı bastı paşa. Adam bir tür sinir krizi geçiriyordu sanki.

ARKASI YARIN...

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler