Geri Dön
Kültür SanatMandalinaları yok edenlere savaş açtı

Mandalinaları yok edenlere savaş açtı

“Öyle bir niyetimiz yok. Bunlar prosedür gereği…”

Mandalinaları yok edenlere savaş açtı

 

“Peki tamam, sizi arar bilgi veririm. Bir kişi daha vardı ama onu ikna edemedik, esaslı adamdı o, ismini unuttum şimdi. Turunçgil Üreticileri Birliği Başkanı ile konuşun siz bir de. Kulağı kesiktir o itin, bilmediği bok yoktur; size bilgi verir; haydi yallah!”

“O esaslı adamdı dediğiniz ismi de hatırlayıp bildirirseniz sevinirim.”

“Sevinirmiş bana ne senin sevinmenden be aynasız! Senden hakikaten polis molis olmaz. Sen bir daha düşün.”

“Tamam, görüşmek üzere, teklifinizi de düşünürüm. İçkiyi de biraz azaltın, çevrecilere kötü örnek olursunuz yoksa…”

Kapıyı hızla suratımıza çarptıktan sonra içeriden gelen okkalı bir küfürü duydum. Keşke duymasaydım. “Adi, aşağılık herifler…” gibi iğrenç bir küfürdü. Bizim insanımızın küfür dağarcığına diyecek bir şey yoktu. Belki de bu ülkede en çok üretilen şey de bu yaratıcı, iğrenç küfürler olsa gerekti. Başka hiçbir ülkede bu kadar iğrenç çeşitliliği olan küfür duyamazdınız.

Gerçekten adam konuşma şekliyle bizi dövmekten beter etmiş, bir hayli hırpalamıştı. Polis olmasam ve Che şapkamı takmış olsaydım bu adamla sohbet etmekten bayağı zevk bile alabilirdim. Ancak polistim ve yanımdaki partnerime, “‘Bu adamı yine de araştıralım, takip edelim. Birisini gönder, ne olur olmaz takip etsin bu ayyaşı… Bir şey çıkacağını sanmıyorum ama yine de pek tekin gelmedi.”

“Komiserim adam pis bir herif ama söyledikleri…” dedi sustu Zühre, devamını getirmedi. Sanki adamın söylediklerine hak verir gibi bir hali vardı.

“Ne söyledi ki, bir şey söylemedi; ben bir şey mi atladım yoksa?”

“Aslında söylemedi. Sadece küfür etti; haklısınız.”

Şu birlik başkanı kimdi, onu bir görelim mi? Belki bir şeyler öğreniriz, bu pislik de onu adres gösterdi zaten, ofisleri yakında galiba…”

“Bakıyorum komiserim.”

***

Yarım saat aradıktan sonra Bodrum Turunçgil Üreticileri Birliği ofisini Türk Kuyusu Caddesi üzerinde bulduk. Küçük bir ofisti. Başkan Tuğrul Bayram, bizi güleryüzle karşıladı. Tombulca, kısa boylu, sempatik yüzlü biriydi. Ona geliş sebebimizi söyledik ve biraz önce Münir Sarıca ile yaptığımız görüşmeden de söz ettik. “Adam alkolik ve huysuz, oldukça da ağzı bozuk biri…” dedim.

“Siz onun kusuruna bakmayın, babası çok borçlanmıştı, mandalina bahçelerini satmak zorunda kaldı. Sonra da üzüntüden hastalandı ve öldü. Münir bu duruma çok üzüldü. İstanbul’a gitti. Orada bir fakülteye de gitti bildiğim kadarıyla. Ama ne okudu bilmiyorum. Sonra Bodrum’a geldi tekrar. Burada babasından kalma küçük bir daireye yerleşti. Böyle çevreci bir dernek kurup mandalinaları yok edenlere karşı aklınca savaş açtı falan filan. Don Kişot misali… Tutunamayanlardandır o da…”

“Tutunamayanlar…”

“Evet öyle, size nasıl yardımcı olabilirim? Ama önce bir şey alır mısınız?”

“Hiçbir şey almayalım teşekkür ederiz. Bu öldürülen müteahhitleri duydunuz mu?”

“Duydum duydum, acı bir şey. Üç müteahhit değil mi, yanlış hatırlamıyorsam?”

Başımı salladım.

“Müteahhitlere kızıyoruz ama asıl kızmamız gereken onlar değil ki… Münir de onlara çok kızar ama bence haksızlık ediliyor bu insanlara gibime geliyor. Bilmiyorum siz ne dersiniz?”

“Tabii her mesleğin içinde iyisi de var kötüsü de… Bir meslek grubunu toptan yargılamak olmaz. Sonuçta onlar da talebe göre insanların oturacağı, yaşayacağı evler inşa ediyorlar.”

“Haklısınız, aynen sizin gibi düşünüyorum.”

“Bu cinayetlerin, mandalinaları korumak isteyen birisi veya birilerince işlenmiş olduğu gibi bir teorimiz var. Siz de yıllarca bu işlerle uğraşan birisiniz. Sizin de bu konularda bilgi sahibi olduğunuzu öğrendik. Bir fikriniz var mı?”

“Valla ne diyeyim, söylediğiniz şeye bizim Münir ve ekibi uyuyor gibi…” dedi gülümseyerek Tuğrul Bey.

“Yani olabilir diyorsunuz, şüphelenmek gerekir mi?”

“Münir saldırgandır, ağzı bozuktur, düşündüğünü hemen söyler, lafını da esirgemez ama ben onun ve arkadaşlarının böyle cinayetler işleyeceğine pek ihtimal vermiyorum yine de…”

“Hiç vukuatları oldu mu? Gerçi biz araştırdık ama izinsiz birkaç gösteri dışında pek ciddi bir vukuatları, yani yasa dışı işleri olmamış.”

***

“Vukuatları var mı bilmiyorum. Bakın Bodrum’un en önemli geçim kaynağı olan Bodrum mandalinası, turizmin ön plana çıkması ile birlikte 80’li yıllarda gözardı edildi. İşgücü turizme kayınca, bahçelere pek bakılmadı, ürünler ağaçlarda kaldı. Zamanla da birçok meyve, özellikle mandalina bahçesi, yerini turizm alanlarına bıraktı. Biz de birlik olarak bu yok olmaya yüz tutan narenciye bahçelerinin korunması, verimliliğinin arttırılması, üreticilerin gelir seviyelerinin yükseltilmesi, dolayısıyla da yarımadanın yeşil örtüsünün korunmasına katkı sağlamayı hedefledik.”

“Peki, koruyabiliyor musunuz bari başkanım?” diye sordum. Ofisin girişindeki vitrinde Bodrum mandalinası reçeli, marmelatı, gazozu gibi ürünler görmüştüm.

“Geçen yıllar içinde birçok ilki birlikte başardık. Gazozumuz her yerde büyük ilgi görüyor. Paketleme makinesi aldık. Rusya’ya ve birçok ülkeye Bodrum mandalinası ihraç ediyoruz. Lokumu, reçeli, marmelatı da piyasada satılan ürünlerimiz. Bunlara yeni ürünler ilave etmeyi düşünüyoruz. Saf mandalina suyu, kabuklarından yağ elde edeceğimiz makineler alıyoruz. Bununla birlikte tarım faaliyetlerine ağırlık veriyoruz. Narenciyeye sahip çıkmak, ona hak ettiği değeri kazandırmak istiyoruz. Gelecek nesillere yeşil bahçeler ve övünebilecekleri değerler bırakmak asıl hedefimiz.”

“Çok güzel hedefleriniz var, umarım bunları gerçekleştirirsiniz.”

ARKASI YARIN...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler