Geri Dön
Kültür SanatOğuz Atay’ın ‘kayıp günlüğü’nün sırrı ortaya çıktı

Oğuz Atay’ın ‘kayıp günlüğü’nün sırrı ortaya çıktı

Yazar Sefa Kaplan’ın Oğuz Atay ile ilgili ikinci araştırma kitabı “Oğuz Atay Sözlüğü”, geçen ay Holden Yayınları tarafından yayımlandı.

Oğuz Atay’ın ‘kayıp günlüğü’nün sırrı ortaya çıktı

Kaplan’ın kitabının ardından pek çok köşe yazarı, Oğuz Atay’ın ölümünün ardından kaybolan ve 1984 yılında Milliyet’te yazı dizisi olarak paylaşılan günce üzerine yazılar yazmaya başladı. Son olarak T24’ün konuk yazarı Ayça Atikoğlu, günlüğü alan kişinin ismini vermese de Milliyet’te yayımlanma hikâyesini dünkü köşe yazısında okurla paylaştı.

Esas kahraman

Atikoğlu, olayın esas kahramanının isminin açıklanmasına ‘aldırmayan’ Ziya Derlen olduğunu belirtti. Derlen, ‘kayıp günce’ olayının perde arkasını Atikoğlu’na e-posta yoluyla anlatmıştı. Derlen, e-postasında hikâyeyi şu cümlelerle anlatıyor: “Pakize Barışta o sıralar Etiler civarında yönetmen sevgilisiyle yaşıyordu. M.B. adlı arkadaşım da o eve girip çıkıyordu. M. ile Boğaziçi’nden arkadaştık. 1983 sonuydu, bir gün Atay’dan bahsederken ‘Biliyor musun Atay’ın günlüğü Etiler’de balkonda bir büronun çekmecesinde duruyor’ dedi. Bir günlüğü olduğunu kimse bilmiyordu. Pakize’den falan bahsettikten sonra ‘Getir de okuyayım’ dedim ama içimden de herhalde kadın vermez diye düşündüm. Birkaç gün sonra M. elinde bir defter ile çıkageldi. Nefis bir el yazısı vardı Atay’ın ve çok az ‘Rature’ vardı. Her neyse, ilk iş o sıralar yeni bir teknoloji olan fotokopi yaptırıldı. Aradan aylar geçti. M. ile bir türlü karşılaşamadığım için defter de geri verilememişti, evde duruyordu. Ben o günlerde Milliyet’in üst katında ‘Kültür Mirası’ ekinde, Enis Batur’un yönettiği sekreteryada çalışıyordum. Ömer Madra, projesinden söz etti: Yayımlanmamış eserlerinden alıntı yapılarak çağdaş edebiyatçılar hakkında bir yazı dizisi... On beş dakika kadar vicdan muhasebesi yaptıktan sonra ‘Ne olacaksa olsun!’ diyerek Ömer’e ve Enis’e ‘Size bir şey söyleyeceğim ama bana inanmayacaksınız’ dedim. Olayı kısaca anlattım, defterlerde Atay’ın ‘Work in progress’ sürecini, ‘Oyunlarla Yaşayanlar’, ‘Tehlikeli Oyunlar’ gibi işlerinin nasıl oluştuğunu bir izlence gibi okuduğumu anlattım. Ertesi gün defteri ikisine teslim ettim. Ömer de Enis de tek bir kelime etmeden dakikalarca karıştırdılar sayfaları. Ben ve arkadaşlarım bütün gece oturup bunun muhasebesini yaptık. Başıma neler gelebileceğini, hele M’yi nasıl zor bir durumda bırakacağımı, güvenini yitireceğimi biliyordum. Ama söz konusu olan bir balkonda çürümeye terk edilmiş bir büronun çekmecesinde duran ve Türkçe edebiyatta çok özel bir yere sahip olan birinin el yazmasıydı. Her şeyi göze almak gerekirdi. M’ye haber vermeyecektik. Zira, ne diyebilirdim ki?”

Ayça Atikoğlu, yazısını bitirirken M’nin isminin kendisinde gizli olduğunu belirtti. Son olarak ise hakikatin bilinme hakkının var olduğunu söyleyerek “İsterse adını seve seve vermek isterim” diye sözlerine ekledi.

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler