Geri Dön

'Sağlam tohumlar atmaya çalışıyoruz'

Afyonkarahisar Caz Müzik Festivali ve Afyonkarahisar Klasik Müzik Festivali bu ay içinde sanatseverlerle buluşuyor. Festivallerin genel sanat yönetmeni Hüseyin Başkadem’le bu köklü iki festivali konuştuk.

'Sağlam tohumlar atmaya çalışıyoruz'
Nil Kural / İSTANBUL

 

Bu yıl 20. yılını kutlayan Afyonkarahisar Caz Müzik Festivali ve 19. kez düzenlenecek Afyonkarahisar Klasik Müzik Festivali’nin genel sanat yönetmenliğini üstlenen Hüseyin Başkadem, bu iki etkinlikle yüzbinlerce çocuğa ve takipçiye ulaşan köklü festivallerin kurucusu. 23-25 Kasım’da klasik müzik; 28-30 Kasım’da ise caz festivalinin öncesinde Başkadem’le festivallerin doğuşunu, Afyonkarahisar’a katkılarını ve bu yılın programını konuştuk.

- Festivalleri düzenleme fikri nasıl doğdu?

Afyon’luyum ve Afyon’da çok özel öğretmenlerin elinde büyüdüm. Afyon’un geçmişini çok iyi biliyorum ve yok olduğunu görmek beni kahretti. İstanbul’a İstanbul Teknik Üniversite’nin konservatuvarına geldiğimde Tülin Yakarçelik’ten Osman Kut Dinçer’e çok değerli öğretmenlerden eğitim gördüm.

Vatan sevgisini de öğrendik. Vatana sahip çıkmak bilim ve sanatla oluyor. Ben Afyon’a dönünce, Afyon’un temel probleminin kültür sanat olduğunu fark ettim. Afyon’un 1980 sonrası yozlaştığını kendi çocukluğumda da görünce meselenin temeline inmek istedim, en yüksek sanatı içeren klasik müzik ve eğlence dünyası içinde de cazı Afyon’a kazandırmaya çalıştım.

‘Rüyam gerçekleşti’

- Bu 20 yılda neler değişti?

Afyon turizm şehri olmaya çalışan bir şehirdi ve bu festivalin sayesinde gündeme geldi; gastronomi şehri oldu, potansiyeli irdelenmeye başlandı. Bir hedefim Afyon’u bir Avrupa şehriyle bir araya getirmekti, kültürel anlamda, o rüya da gerçekleşti. 2006 yılında Prag’a davet edildik Afyon Caz Festivali olarak. Konserler verildi. 15 yıldır aksamadan Afyon’a Çek müzisyenler geliyor.

Bireysel olarak, ülkeme almış olduğum eğitimi kültürel olarak ucuzlamadan sunmak istedim, bunu da başardım. Sanatın tüm disiplinlerini içine alan bir kurgu yaratmaya çalıştık. Afyon’da birçok projenin yeniden başlamasına da yerel olarak katkı sağladı ve Anadolu’ya bakışı değiştirdi. “Anadolu’da İstanbul’da olan her şey olabilirmiş. Anadolu insanı kapalı bir insan değilmiş” fikrini getirdi.

- Bu yıl gerçekleşecek caz ve klasik müzik festivallerinde takipçileri neler bekliyor?

Bu senenin en önemli özelliği 20. yıl olması, yani sürdürülebilirlik. UNESCO logo kullanma hakkını verdi. O logoyu kullanabilmek, prestijli ve önemli bir festival demektir. UNESCO, dünyanın dikkatini çekmek istedi, bu çok kıymetli. Birçok önemli konuk geliyor festivale. Aralarında Prof. Dr. Hüsamettin Koçan, Ahmet Ümit ve Yekta Kopan da var. Konserler de birbirinden değerli ama Jülide Yalçın’ın konseri kimsenin kaçırmaması gereken bir konser. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Baş Kemancısı olan Yalçın, çok önemli bir kemancı. Çağatay Akyol Arp Resitali, klasik gitarda Ricardo

Moyano ile Tachuri Konseri’ni de söyleyebilirim. Bu yıl, konukları Afyon’a davet ettik, konserlerin çekimlerini yaptık, herkes pandemiye rağmen Afyon’a geldi. Konserleri tarih olarak duyurmadık, şimdi NG Afyon ve Afyon Klasik Müzik ve Caz Derneği’nin web siteleri, ayrıca instragram ve twitter hesapları üzerinden yayınlanacak. Bütün Afyon ve Türkiye’de izleyip, “Biz neler yapıyoruz” diye görmek isteyenler için bir fırsat. Afyon gelecekte ne olur bilmiyorum ama biz çok sağlam ve iyi tohumlar atmaya çalışıyoruz. Umarım bir gün gerçek anlamında fidan ve ağaç olur.

‘20 yılda 400 bin çocuğa ulaştık’

-  Bu festivallerle büyüyen bir nesil var ve çocuklara ulaşmak sizin için önemli. Bu açıdan değerlendirebilir misiniz festivalleri?

Bu çocuklar caz ve klasik müzik festivali olan bir şehirde büyüyorlar, bugün New York’a da gitseler, özgüvenleri olacak ve bu çok önemli bir şey. Artık günümüzde entelektüel olmanın kriterleri hızlı bir şekilde değişiyor ama sanat hiçbir zaman bu kriterlerin içinden yok olmuyor. 7 bine yakın insan klasik ve caz festivali için Afyon’a geldi. 20 yılda 400-500 konser gerçekleştirdik. Tüm bu konserler ücretsiz yapıldı.

Bütün bunların ötesinde günde 10 sınıfa ulaşmaya çalışıyorduk, kabaca hesapladığımda 400 bin çocuğa ulaştık. Aralarında Hüsamettin Koçan’dan Ahmet Ümit’e İnci Aral’dan Yalvaç Ural’a uzanan isimleri dinlediler. Sanat olmadan hayatın olmayacağını çocuklara hissettirdiğimizi düşünüyorum. Bugün dünya insanı olabilmenin tek yolu sanattan geçiyor bence. Sanatın türleri arasında en sihirli olanı da müzik.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber