Geri Dön
Kültür SanatSait Faik yeniden!

Sait Faik yeniden!

Sait Faik yeniden!

Sait Faik yeniden

Ocak 2020’nin son haftası Mehmet Rifat’ın yeni yapıtıyla baş başa geçti: “Sait Faik’i Yorumlayanlar / Eleştirinin Eleştirisi” ( Yapı Kredi Yayınları ). Değerli Mehmet Rifat şöyle açıklıyor: “Kitaba, inceleme nesnesi olarak Sait Faik’in kuşağından ya da Sait Faik’i izleyen kuşaktan edebiyatçıların 1936-1999 arası yorumları ele alındı. 1936, Nâzım Hikmet’in Sait Faik’in ilk kitabı ‘Semaver’e ilişkin yazısının yayın tarihi; 1999 ise bu konudaki ilk yazısını 1954’te, yazarın ölümünden dört gün sonra yayımlanan Mehmet Fuat’ın Sait Faik’e ilişkin değerlendirmelerin son yılı.”

Nâzım Hikmet’le Memet Fuat’ın yanı sıra Vedat Günyol, Yaşar Nabi, Nurullah Ataç, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sabri Esat Siyavuşgil, Mehmet Kaplan, Fethi Naci bu incelenin kapsamında. O günlerin havasını soluyorsunuz. Hatta Mehmet Rifat yer yer kişisel anılarını da kaleme getirmiş; sözgelimi Sabri Esat bölümü: “1965’ten itibaren okumaya başladığım şiirleri, çevirileri, yazılarındaki parıltılı üslubuyla Sabri Esat Siyavuşgil o tarihten bu yana vazgeçemediğim bir şair, çevirmen, yazar oldu benim için.”

‘Havada Bulut’ üzerine

Geçen yıl, eşsiz Fikret Ürgüp’ün dergilerde kalmış Sait Faik yazıları çok gecikerek kitaplaştı: “Cevapsız Kalan Telgraf” (Everest Yayınları) . Bu yazılar zorunlulukla Mehmet Rifat’ın incelemesi dışında. Öte yandan, bu yazılar, Sait Faik’i duyumsamak ve alılmamak konusunda bence birer doruk… Eleştirilerin eleştirisini gerçekleştiren Mehmet Rifat, bir yandan da Sait Faik’in birçok önemli öyküsünü anıyor; bugünün okurunun önünü açıyor.

Köpekli adam kimdi? Mehmet Rifat’ın göndermeleriyle olsa gerek, yıllar sonra yeniden “Havada Bulut”u okumak ihtiyacı duydum. 1951 tarihli “Havada Bulut” benim için yenilikçi romanımızın en güzel örneklerinden biridir; üstelik bence ilk örneklerinden. Sait Faik’in romancılığı uzun yıllar nedense kabul görmedi. Hem “Birtakım İnsanlar” hem “Kayıp Aranıyor” handiyse başarısız sayılmış. “Havada Bulut”u roman sayan yok…

20’nci YY’da roman sanatının açılımlarından, girişimlerinden, itirazlarından ve özgürlük arayışından galiba uzak durmuşuz.  O arada “Havada Bulut” roman mı, karar verilememiş. Uzunöykü diyenler var. Eserdeki öykülerin ‘birbirine zayıf ilintilerle’ bağlandığını ileri sürenler var. “Havada Bulut” bence görkemli bir roman; dahası, ‘yazmak sanatı’ üzerine derinlemesine düşünülmüş bir roman. 1946’da Büyük Doğu dergisinde ‘roman’ sözcüğü eklenerek tefrika edilmiş. (İlk ismi, özgün ismi “Kovada Bulut”muş. Kovayı havaya çeviren, anıların tanıklığı, Necip Fazıl’mış.)

“Havada Bulut”ta yazılanlar, anlatılanlar uçsuz bucaksız kalp ağrılarıdır. Köpekli adamın tam açıklanmayan ama hep sezdirilen yalnızlığına, 1940’lar İstanbul’undan Rum kızı Yorgiya karışacaktır. Köpekli adam, Yorgiya’ya bir gecede âşık olur. Yavaşça ada silinmekte, büyük kentte bir semt, herhalde Beyoğlu, ortaya çıkmaktadır. Geçişler öylesine sislidir ki, mekân duygusunu neredeyse kaybederiz.

Sonra başka kişiler, Beyoğlu’nda başka mekânlar, başka yaşantılar: Yorgiya’yla buluşulmuş evde, cümbüş çalan şarkıcı İstepan, evin sahibi karidesçi Kaço, karısı Sofiya, karidesçinin üç yıllık oğlu. Ve o, alışılmışın dışındaki ev. Bunlar hepsi bulanık bir hatırlayışta belirir. Sait Faik, “Bu yazılar bir hatırlamanın verdiği şeyler olduğu, insicam vermeye çalışmadan, aklıma ne gelirse yazdığım için” diye yazmış. Oysa asla aldanmamak gerekiyor: “Havada Bulut”ta bütün ayrıntılar, her şey, kişiler, odalar, kiliseler, düşler, sokaklar, meyhaneler, kahveler, ‘harp zamanı’, ‘zelzele’, hasta gökyüzünde bulutlar romanı bütünler, “Havada Bulut”u eşsiz, yepyeni bir romana götürür.