Geri Dön
Kültür SanatSansürün belgeli tarihi

Sansürün belgeli tarihi

Doç. Dr. Ali Karadoğan ve Prof. Dr. Semire Ruken Öztürk’ün iki yıl süren çalışmasıyla ortaya çıkan üç ciltlik “Türkiye'de Sinema Sansürünün Tarihi”, 1988’e kadar sinemamızda uygulanmış sansür gerekçelerini detaylıca ortaya koyuyor.

Sansürün belgeli tarihi

MÜJDE IŞIL - Her coğrafyada ve her devirde tartışıladurdu sanat ve sansür… Sanatçı, fikrini özgürce ifade etmek için uğraştı; karar vericiler de uygun görmedikleri fikirleri ifade ettirmemekle… Üç ciltlik “Türkiye'de Sinema Sansürünün Tarihi” sinemamızın yarım yüzyılı aşkın döneminde sansür mekanizmasının nasıl işlediğini, hangi filmin hangi gerekçelerle sansüre tabi tutulduğunu anlatması açısından arşivlik bir eser. Telif Hakları Genel Müdürlüğü web sitesinden ücretsiz olarak erişime açılan eseri, iki yıl boyunca bu projeye odaklanan Doç. Dr. Ali Karadoğan ve Prof. Dr. Semire Ruken Öztürk ile konuştuk.

Üç ciltlik bu hacimli eseri hazırlama fikri nasıl ortaya çıktı ve nasıl bir ekip çalışması izlediniz?

Doç. Dr. Ali Karadoğan: Tamamen Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nün iradesiyle gerçekleşti. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanlığı’na başvurarak bu konuda çalışabilecek öğretim üyeleri olup olmadığını öğrenmek istemişler, dekanlığın da sinema anabilim dalı öğretim üyeleri olarak bizimle temasa geçmesiyle çalışmaya dâhil olduk. Genel Müdürlük kendi arşivlerinde bulunan ve dijital hâle de getirilmiş olan 11 bin dosyadan oluşan arşivin bir tasnifinin yapılmasını istiyordu, hangi dönemde hangi gerekçelerle sansürün işlediğinin, tematik olarak ortaya konmasını istiyorlardı. 96 defterden 92’si senaryo ve film sansürüyle ilgiliydi. 

Prof. Dr. S. Ruken Öztürk: Bize 22 öğrenci destek verdi. Bu üç ciltlik çalışma Türkiye’deki bütün sansür kararlarını içeriyor. Sadece 1947 yılından başlayıp 1988 yılına kadar tutulan ve elimizde bulunan defterlerde yer alan filmlere ilişkin kararlar yer alıyor. Defterlerde yaklaşık 7210 şartlı kabul ya da ret kararı almış filme ait 26.270 kararı gözden geçirdik ve tasnif ettik. 

Eser 1932-1988 yılları arasını kapsıyor. 1988’den sonra sansür kararları tutulmamış mı?

Ali K.: Bakanlıktaki defterlerin ilki 1947 yılında tutulmuş ama başka belgelerden aslında 1932’den beri tutulduğuna dair kanıtlar var. Fakat o defterler kayıp. Belki arada olmayan başka defterler de olabilir ki vardır mutlaka. Son defter de 1988 yılını kapsıyordu. 1988 sonrasından günümüze kadar sansürü takip etmek için o dönemde neler olduğuna dair kaynaklara, internetten pek çok bilgiye ulaşmak mümkün. Umarız başka araştırmacılar da 88 sonrası için çalışmalar yaparlar.

Mesela 1950’lerdeki sansür gerekçeleri ile 80’ler arasında nasıl farklar var?

Ali K.: Her dönemde ortak olan konular görebiliriz: 1950’lerde de 1980’lerde de komünizm korkusu gibi, millî duygular gibi, genel ahlak başlığı altında her tür çıplaklık, sevişme sahnesi gibi ama belki 1970’lerin sonu 1980’lerin başıyla birlikte pornografik imgelerin daha çok dolaşıma girmesi bu yönde kararları da öne çıkarıyor. 1950-1960’larda daha ayrıntılı ve çeşitli kararlar var, trafik kurallarıyla ilgili bile söyleyecekleri var sansür kurullarının, eşcinsellik hakkında da 50’lerde 60’larda daha az görünürlük varken 80’lere Bülent Ersoy’un damga vurduğunu görüyoruz, 80’lerde belki sansürün kapsamı daralıyor gibi görülebilir ama şiddeti artıyor ya da aynı şekilde devam ediyor. Birçok şey de değişmiyor. “Yılanların Öcü” de “Susuz Yaz” da farklı yıllarda, dönemlerde farklı yönetmenler tarafından çekiliyor ama her seferinde sansürün ana malzemesi oluyor.

Tüm bu süreçte en sık kullanılan gerekçeler hangileri?

Ruken Ö.: En çok genel ahlak üzerine, umumi terbiye de diyebiliriz eski deyimle, cinsellik ve toplumsal cinsiyet üzerine, müstehcenlik ve kadın bedeni üzerine sansür örneklerini görüyoruz. Temel sorun siyaset (komünizm korkusu, ideoloji, Kürtler, devletin eleştirilmesi vs), güvenlik olduğu kadar aslında daha da çok ahlak ve cinsellik diyebiliriz özetle.

Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’deki sansür mekanizmasını ayrıştıran veya ortak kılan özellikler neler?

Ruken Ö.: Geçmişte Hollywood’u düşündüğümüzde Hays kodu ya da Hays ofis denilen kurallar, yasalar, örneğin çıplaklığın, sevişme sahnelerinin, eşcinselliğin, ırklar arası cinsel ilişkilerin yasaklandığı, bu tür görüntülere izin verilmediğini biliyoruz. Örneğin Rainer Werner Fassbinder’in “Querelle” filmi eşcinsel ilişkiler ve cinsellik barındırdığı için ABD ve Avrupa ülkelerinde rahatsız edici bulunmuş ve yasaklanmıştır. Stanley Kubrick’in “Otomatik Portakal” filmi ise İngiltere’de sansür kurulunun bazı sahnelerin kesilmesi isteğine karşı Kubrick’in karşı çıkması sonucu uzun yıllar İngiltere’de gösterilemedi. Ama modern dünyayla birlikte kimi ülkeler daha erken, biz görece daha geç, yaş sınırı ile ilgili genel bir değerlendirmeye, düzenlemeye geçtik. Artık bütünüyle yasaklamak yerine yaş sınırı koyarak filmlerin gösterilmesi temel bakış açısı gibi. Ancak hâlâ, özellikle siyaset ve ideolojik konular, cinsellik, eşcinsellik gibi konular söz konusu olduğunda filmlerin bütünüyle yasaklanması gündeme geliyor. 

Sansürün belgeli tarihi

Doç. Dr. Ali Karadoğan ve Prof. Dr. Semire Ruken Öztürk 7210 şartlı kabul ya da ret kararı almış filme ait 26.270 kararı gözden geçirip tasnif ettiklerini söylüyorlar. Yusra Batıhan

“Kararlar hem şaşırtıcı hem değil”

Sansür uygulamaları arasında en çok şaşırdığınız hangisi oldu?

Ruken Ö.: Binlerce karar içinde o kadar zor ki bu sorunun yanıtı. Bir otelde yabancı filmcilere ait bir hesap pusulası üzerinde orak çekiç işaretinin bulunmasından ve bunun bir sorun hâline getirilmesinden tutun da filmde Bülent Ersoy’un cinsiyetinin tartışıldığı kararlara, Zülfü Livaneli’nin “sözsüz müziğinin” çıkarılma isteğinden “madam, matmazel, bey, efendi, beyefendi” gibi kelimelerin çıkarılmasına kadar birçok örnek bulunabilir. Aslında kitapta hangi sayfayı açsanız okurun şaşıracağı ya da belki tersine ironik olacak ama hiç de şaşırmayacağı kararlar var.