Geri Dön
Kültür SanatToplumun edebi aynaları

Toplumun edebi aynaları

Bir şeyi oluşturmak veya ortaya çıkarmak için emek harcamak anlamına gelen çalışmak kavramı, manasının büyüklüğü kadar ciddi bir etkiye sahiptir edebiyatta. Bireyin, toplumun, emek verilen her hakkın buluştuğu nice satırlar dökülmüştür yazarların kaleminden yıllar boyu.

Toplumun edebi aynaları

Sinem Çelebioğlu - Çok değil, bundan hemen hemen doksan yıl önce etkisi başlayan ve özellikle 1950’lerden sonra edebi metinlere yansıyan Toplumcu Gerçekçilik, karşıtlıkların ve çatışmaların gözler önüne serildiği bir yapı sunuyor bizlere. Emekçi sınıfın yaşamının gerçekçi panoramasını çizen ve Berna Moran’ın ifadesiyle düzeni sorgulayan yazarlar, tanık olduklarını net bir biçimde paylaşıyor eserlerinde. Böylelikle hafızlarımıza kazınan kahramanlarla tanışıyor, farkında olmamız gereken hakikatlerle yüzleşiyoruz.

Sabahattin Ali

“1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünü eşkıyalar bastılar ve bir karıkocayı öldürdüler.” Okuru bu çarpıcı giriş cümlesiyle karşılayan “Kuyucaklı Yusuf”, Sabahattin Ali’nin şiir ve hikâye ile başladığı edebiyat yolculuğundaki ilk romanıdır. İnci Enginün’ün belirttiği gibi yazar sanatı, “gaye değil, vasıta” olarak görmektedir ve ailesi katledilen Kuyucaklı Yusuf’un tüm olumsuzluklara rağmen dimdik ayakta durmasına özel, özgün, cesur bir örnektir. Sadece hayatta kalmak meselesi değil, naif bir aşkla da çevrelenen karakterin yaşadıkları, ezilen halkın aynası da olur. Hem de Sabahattin Ali’nin eşsiz anlatımı ile.

Orhan Kemal

Seçtiği konu, çevre ve karakterler olduğu kadar anlatım biçimiyle de okurların gönlünü fetheden Orhan Kemal, gerçekçi yazar kimliğiyle toplumda yaşananları çarpar yüzümüze. Otorite ile doğruluk arasında kalan ve her çabasında daha da karışan Murtaza’nın hikâyesini de hatırlarız, Çukurova ve emekçilerini anlattığı “Bereketli Topraklar Üzerinde”yi de. Komşu evlerde yaşayan İflahsızın Yusuf, Pehlivan Ali ve Köse Hasan’ın memleketleri Sivas’tan yola çıkarak Çukurova’ya gelmesiyle başlar tüm hikâye. Ve ilmek ilmek örer Orhan Kemal, şehir hayatının zorluklarını, fabrika düzenini, yaşama tutunma çabalarını, karakterlerin duygu geçişlerini, doğayı, çevreyi, toplumu…

Yaşar Kemal

Fethi Naci, “Türk köylüsünü olduğu gibi tanımak için elimizdeki tek kaynak, Yaşar Kemal’in romanlarıdır” demiştir. Eserlerinde Çukurova bölgesini, yozlaşmayı, soylu eşkıya kimliğini, doğayı titizlikle aktaran Yaşar Kemal’in belki de akla ilk gelen eseri, “İnce Memed”dir. Yazım süreci 32 yıla sığan bu dörtlü seri, Berna Moran’ın deyimiyle bir başkaldırı öyküsüdür. Romanın kahramanı, Abdi Ağa’nın zulmü karşısında köyünü terk etmek zorunda kalmıştır. Tüm ailesi de bu baskının altında ezilen İnce Memed, yolculuğu boyunca, zulmedenlerin karşısında, halkın da yanında duran efsanevi bir eşkıyaya dönüşür.

Suat Derviş

Romanlarındaki kadın bakış açısı ve kadın karakterlerin önemi net şekilde hissedilen Suat Derviş, birey ve toplum çatışması çerçevesinde pek çok örnek vermiştir. Toplumcu gerçekçilik akımının ilk temsilcilerinden olan ve roman anlayışında toplum ve gerçeklerini yansıtmayı benimseyen yazarın öne çıkan en çarpıcı eseri, “Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır” denebilir. Eser, 1930’lu yılların yoksulluğunu, bir fabrika çatısı altında buluşan ve haklarını arayan işçilerin sorunlarını dile getirir.

Talip Apaydın

“Köylümüzün yalnızlığını, umarsızlığını çocukluğumda bizzat kendim yaşadım” diyen ve kendi cümleleriyle savaş döneminin ardından topraksız, işsiz, ekmeksiz kalan bir köylünün oğlu olduğunu ifade eden Talip Apaydın, kaleme aldığı “Toz Duman İçinde / Vatan Dediler / Köylüler” adlı roman üçlemesinde, Anadolu insanının yaşamına ortak ediyor okurları. Makineli tarıma geçişteki sıkıntıları işlediği “Sarı Traktör”, köylerdeki su ve toprak kullanımıyla ilgili sorunları aktardığı “Yarbükü” adlı eserleri de zorlu koşulları bir bir gözler önüne seriyor.