Geri Dön
Milliyet ExecutiveBaşarının yolu Z’leri anlamak

Başarının yolu Z’leri anlamak

Başarının yolu Z’leri anlamak

SERVET YILDIRIM

Cüzdanla değil, vicdanla alıyor

Z kuşağının özelliği alışverişi sadece cüzdanları ile değil aynı zamanda vicdanları ile yapmaları. Onlar alım gücünü oluşturduklarında sürdürülebilir markaları tercih edecekler; hatta sürdürülebilir ürünler için daha fazla ödemeyi göze alacaklar. Çevreye duyarlılar. Değerleri var ve aldıkları markaların ve çalıştıkları şirketlerin de benzer değerlerinin olmasını istiyorlar. Marka sadakatleri X’ler ya da Y’ler gibi değil. Protesto kültürüne açıklar. Bir markayı ya da ayrımcı bir uygulamayı protesto etmek için teknolojinin de yardımıyla hızla bir araya gelebiliyorlar. Yıllarca kullandıkları bir markayı hoşlanmadıkları bir “çağrışım” olması halinde hemen silebiliyorlar. Çevre ve iklim konusunda sadece kaygılı ve duyarlı değiller, aynı zamanda tutkulular.

Halen hayatta olan 6 kuşak var. 1925 ve 1945 arasında doğanlara sessiz kuşak deniyor. Savaşlarla ve krizlerle geçen bir dönemin çocukları onlar. 1946’dan 1964’e kadar olan dönemde doğanlar ise “Baby Boomer” ya da Türkçe çevirisi ile “Bebek Patlaması” kuşağı. 2. Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlayan büyük toparlanma döneminde doğanlar bunlar. Ardından 1965’ten itibaren X kuşağı hayata gelmeye başlamış. Bu kuşağa bazıları kayıp nesil adını taksa da ben ”özel nesil” demeyi tercih ediyorum çünkü okuyup meslek sahibi oldular ve hem anne - babalarına, hem de çocuklarına baktılar; hâlâ bakıyorlar. Bu kuşak kendi kendine yetmeyi bilen kuşaktır. 1980’den sonra ise Y kuşağı geldi; “Milenyumlar” olarak da bilinirler. Şüpheci ve sorgulayıcı bir kuşak onlar. X’lere göre dijital yetenekleri daha fazla. İnternetin doğuşuna tanık oldular.

Nüfusun 3’te biri Z

1996 ve 2010 arası doğanlara ise Z kuşağı deniliyor ve şu anda şirketlerin, siyasetçilerin ve otoritelerin en önemli meselesi neredeyse nüfusun 3’te 1’ini oluşturan bu kuşağı anlamak ve taleplerine cevap vermek. Çünkü çok yakında ana karar ve alım gücünü onlar oluşturacak. Z’leri anlamayan şirketler çok zorlanacak, onları çözemeyen siyasetçiler çok üzülecekler. Benim yaşıtlarım ilk cep telefonunu ellerine aldıklarında 29-30 yaşlarındaydı. Şehirlerarası arama yapmak için telefon kulübelerinin önünde saatlerce beklerdik. Z’ler ise internet ve mobil teknoloji ile büyüyen ilk jenerasyon. Z kuşağının en büyük özelliği dijital bakış açıları. Bu kuşak dijitalleşmenin ve teknolojinin içinde doğdu, büyüdü.

Ana dilleri dijital

“Dijital” onların ana dili; cep telefonları ise el-ayak gibi. Önceki kuşaklar gibi bilgiyi kütüphane raflarında ya da kalın ansiklopedilerde aramak zorunda kalmadılar. Bir “mouse” hareketi ile saniyeler içinde bilgiye ulaşabiliyorlar. Sosyal medyada zaman harcamıyorlar, orada yaşıyorlar. Satınalma kararlarını alırken dijital kanalları yaygın kullanıyorlar.

“1996 ve 2010 arası doğanlara Z kuşağı deniliyor. Z’lere mal ve hizmet satmak; onlara kariyer fırsatı sunmak özel çaba istiyor...”

Kariyer fırsatı sunmak çaba istiyor...

Z’ler farklılıklara hoşgörülü ve kapsayıcı. Irksal, dinsel ve cinsel bazlı ayrımlar onlara diğer kuşaklara olduğundan daha uzak. Bu kuşak çalıştığı şirketin sağladığı maaş ve yan hakların yanı sıra değerlerine de bakıyor. Gençler markaları yarattığı çevresel ve sosyal değerle ölçüyor; sorumlu davranmayanları satın almayarak cezalandırdıkları gibi çevresel ve sosyal riskleri göz ardı eden şirketlerde çalışmak istemiyor. Şirketlerin ve markaların ardında “amaç” arıyorlar. Sorunlarını yöneticileri ile şeffaflıkla konuşup, taleplerini açık sözlülükle dile getirebiliyorlar. Eğer kafalarına yatmazsa hemen ayrılıp başka bir işe yönelebiliyorlar. Önceki kuşaklarda olduğu bir kuruluşta işe başlayıp orada yıllarca çalışmak ve hatta oradan emekli olmak bunların kitabında yazmıyor. Kariyer peşindeyken sınır tanımıyorlar, dünyanın bir ucundaki iş imkanının peşine düşebiliyorlar. Kısacası Z’lere mal ve hizmet satmak; onlara kariyer fırsatı sunmak özel çaba istiyor; alışılmış standart yaklaşımlar başarılı olmuyor. Şirketler bu doğrultuda amaçlarını ve değerlerini gözden geçirmeliler; yeniden tanımlamalılar. Çalışanlarını, yani insanı ön plana koyup onlara yatırım yapmalılar. Süratli olmalılar çünkü anlaşılması gereken daha sırada 2010 yılından sonra doğan “Alpha”lar var. Öyle bir kuşak ki bu Alphalar, öncekilerden çok ama çok farklılar. Z’yi anlayamayan Alpha’ları hiç anlayamayacak...