Geri Dön
SiyasetKürsüye Oktay Vural çıktı

Kürsüye Oktay Vural çıktı

Kızılcahamam kampı ve Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin rahatsızlığı nedeniyle iki haftadır grup toplantısı yapmayan MHP’de bu haftaki grup toplantısında Grup Başkanvekili Oktay Vural kürsüye çıktı.

Kürsüye Oktay Vural çıktı

Mecliste Salı günleri düzenlenen grup toplantılarını iki haftadır yapmayan MHP’de bu hafta grup toplantısı yapma kararı alınmış, Devlet Bahçeli, rahatsızlığı nedeniyle yerine Grup Başkanvekili Oktay Vural’ın konuşmasını istemişti.

Grup Başkanvekili Erkan Akçay başkanlığında açılan grup toplantısına MHP’li vekillerin yanı sıra partililer de katıldı. Akçay, Genel Başkan Bahçeli’nin başarılı bir ameliyat geçirdiği belirterek, sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi. Akçay, daha sonra konuşmasını yapmak üzere kürsüye Grup Başkanvekili Oktay Vural’ı çağırdı. Böylece 1997'den bu yana ilk defa MHP'nin grup toplantısında Bahçeli'nin yerine kürsüye Oktay Vural çıktı.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, "Terörle mücadeleyi bir aç parantez kapa parantez olarak ele almak aymazlıktır. Terörle mücadele anlık değildir. Parantez içine alınamaz. Terörle mücadele PKK terör örgütü bertaraf edilinceye kadar devam etmeli" dedi.

Toplantının Bahçeli'nin talimatıyla düzenlendiğini belirten Vural, Genel Başkanlarının istirahatinin devam ettiğini, kısa zaman içerisinde aralarına katılacağını söyledi.

Bahçeli'ye şifa dileyen Vural, sağlık dileklerini paylaşan parti temsilcilerine, devlet ricaline ve toplumun diğer kesimlerine teşekkür etti.

Vural, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'a ve eski milletvekili Kamer Genç'e vefatlarından dolayı Allah'tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diledi.

MHP Grup Başkanvekili Vural, bu yıl 17 polis, 4 asker ve bir korucunun, 22 Temmuz 2015'ten bugüne kadar ise 135 asker, 105 polis ve 5 korucunun şehit olduğuna dikkati çekerek, "Terör örgütüne karşı güvenlik güçlerimizin yürüttüğü mücadele muhakkak başarıya ulaşacak ve bölücü terör örgütü bertaraf edilecektir. Buna inancımız tamdır. Yeter ki yine gaflete düşülmesin, yeter ki devleti yönetenler yine uyumasın. Yılların ihmal ve tavizleri milletimize pahalıya malolmuştur" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Kayseri Ticaret Odasında terör örgütüyle ilgili söylediği bazı ifadeleri anımsatan Vural, Erdoğan'ın "akrep kurbağa hikayesi"ni anlatarak "Akrebin yapısı bu, eninde sonunda zehrini akıtır" dediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu tespitlere gelmiş olmasından memnuniyet duyduklarını belirten Vural, şunları söyledi:

"Keşke Sayın Cumhurbaşkanı 7 Haziran’a kadar ısrarla terör örgütünün gerçek yüzünü görmeyenleri, terör örgütüne karşı kimin tavır koymadığını da belirterek iğneyi kimlere batırmamız gerektiğini de açık yüreklilikle paylaşsaydı. Şüphesiz Sayın Cumhurbaşkanının çözüm ve açılım sürecinin maliyetinin geldiği bu safhayı değerlendirirken yeniden aynı gaflete, sözde açılım ve çözüm süreci bataklığına saplanmamamız gerektiği dersini de çıkarmış olduğunu düşünmek isteriz.

Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Kayseri Ticaret Odasındaki esnafımızın, muhtarlarımızın, aziz milletimizin tamamının terörle mücadele iradesi tamdır. Bundan şüphemiz yoktur. Ancak bu iradeyi kaybettiğimiz yer Kayseri değildir. Bu iradenin kaybedildiği yer Habur’dur, Oslo’dur, 1 Ağustos 2009’da başlatılan açılım sürecidir, İmralı’dır, Dolmabahçe’dir. Keşke akrep kurbağa hikayesi, terör akrebinin gün gelip el sıkıştıklarının elini sokacağı, Oslo'da, İmralı’da hatırlansaydı. Vatandaşımız akrebin elini soktuğunu biliyor da bu akrebi kim korudu, kim kolladı? Bunları da hatırlamak gerekmez mi? Oslo'da, İmralı'da, Dolmabahçe'de PKK'nın yol haritasını milletimize baldıran zehiri olarak içiren kimdi? Bu akrebin milletimizi zehirlemesine yol açan kimlerdi?"

Vural, Türkiye'nin bu süreç içerisinde vahim hatalar yaptığını savunarak, hataların bir bir ortaya çıktığını ifade etti. Vural, İmralı tutanaklarının Avrupa basımının yayılandığını ifade ederek, bu tutanaklara göre, hükümet adına konuşan Kamu Güvenliği Müsteşarının konuşmalarının PKK ile mücadele edenin AK Parti hükümeti değil, güvenlik bürokrasisi olduğunu gösterdiğini iddia etti.

Oktay Vural, "Bir yandan hendekleri kapatmakla PKK ile mücadele ettiklerini söyleyenlerin, öbür yanda teröristbaşıyla İmralı’da demokratik özerkliği, kamu güvenliğini, yerel özerkliği, Kürt reformasyonunu kamu güvenliği müsteşarlığı vesilesiyle pazarlık konusu yaptıkları ortaya çıkmıştır" diye konuştu.

2010'da PKK ile görüşmediklerini söyleyenlerin kokusunun 2012'de çıktığını belirten Vural, "Akdoğan hem 'görüşme yok' diyor, hem de 'yürekleri varsa Öcalan’ın onlara dair sözlerini de anlatsınlar' diyerek sirkatin söylüyor. Şıracının şahidi bozacı. Bu ülke bir Başbakan yardımcısının teröristbaşını şahit gösterdiği günleri de görmüş oldu böylece. Çözüm ortakları HDP ve AKP teröristbaşına birbirlerini gammazlayacak kadar, birbirlerinin dedikodusunu yapacak kadar vıcık vıcık, kirli, pis bir ilişki içindeler" iddiasında bulundu.

"AKP ile CHP arasında adeta bir bayrak yarışı vardır"

Vural, çok kritik bir süreçten geçildiğine vurgu yaparak, şu görüşleri savundu:

"Daha önce AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı PKK’nın siyasi uzantılarının kongresinde PKK marşıyla ayağa kalkmıştı, teröristler için saygı duruşunda bulunmuştu. Önceki gün de PKK'nın siyasi uzantısı partinin kongresinde Ana muhalefet partisinin Genel Başkan Yardımcısı PKK marşı eşliğinde saygı duruşunda bulunur vaziyettedir. Ülkenin geldiği durum budur. İktidarı da Ana muhalefeti de teröristlere saygı duruşunda bulunmaktan utanmamaktadırlar. AKP ile CHP arasında adeta bir bayrak yarışı vardır. Biri Kürt sorunu diyor, diğeri de altta kalmıyor Kürt sorunundan bahsediyor. AKP 'güvenlikçi politikalarla çözülmez' demişti, şimdi CHP bu bayrağı taşıyor. AKP yerel yönetimlere özerklik şartını dile getiriyor, CHP de 'özerklik şartı ile ilgili çekince ve beyanları kaldıracağız' diyor. İkisinde de milli kimlik, milli devlet hassasiyeti yok. 'Bütün bu süreçler hangi üst aklın eseridir' diye sormamız gerekmez mi?"

Çözüm ve açılım sürecinin kirlettiği ilçelerde, illerde güvenlik güçlerinin verdiği mücadelenin bir destan olduğunun altını çizen Vural, şunları söyledi:

"Her yerde devlet ve kanun hakimiyeti sağlanmalıdır. Ancak terörle mücadeleyi bir aç parantez kapa parantez olarak ele almak aymazlıktır. Terörle mücadele anlık değildir. Parantez içine alınamaz. Terörle mücadele PKK terör örgütü bertaraf edilinceye kadar devam etmeli ve alan hakimiyeti sağlanarak, buralarda terörist unsurların bir daha yer almamasına yönelik tedbirler alınmalıdır. Önleyici bir terörle mücadelenin sürdürülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede bölge halkının tüm ihtiyaçlarını karşılayacak tedbirler, güvenlik şemsiyesi altında alınmalıdır."

Terörle mücadele konusunda ortaya konulan iradenin akamete uğratılmadan devam etmesinin önemini vurgulayan Vural, terör örgütüyle mücadelenin yeni bir çözüm, müzakere süreciyle akamete uğratılıp bölücü terörün ve bölücülüğün çözüm olarak tekrar dolaptan çıkarılıp milletin önüne konulmasına izin vermemek gerektiğini söyledi.

"Dolaba koyduğunuz çözümü alınız, tarihin çöp kutusuna atınız" diyen Vural, şu ifadeleri kullandı:

"Gerek ABD Başkan Yardımcısının çözüm süreci hakkında söyledikleri, gerekse AB İlerleme Raporu'nda çözüm sürecine yapılan atıflar son olarak Cumhurbaşkanı ile görüşmeden sonra AB Dış Politika Yüksek Temsilcisinin 'hemen bir ateşkesi ve geçtiğimiz yıllarda başlatılan barış sürecine dönüşü destekliyoruz' şeklindeki ve kimi AKP sözcülerinin müzakere ve çözüm süreci hakkındaki ifadeleri, parantez içine aldıkları terörle mücadeleden sonra yeni bir sürece evrilme konusunda ip uçları vermektedir. Bu bakımdan Sayın Cumhurbaşkanının 20 Ocak’ta 'terör örgütüyle, uzantıları ile asla görüşme olmaz' dedikten 2 gün sonra terör örgütünün siyasi uzantısı partinin tescillisi ve Türk milleti dememek için yemin etmeyen Leyla Zana'yı kabul edeceğini ifade etmesi çözüm sürecinin ısıtılma çalışmalarının bir yansıması olduğunu düşünüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı, Türk milleti dememek için ısrarla yemin etmekten kaçınan birini Türk milletinin birliğini temsil eden bir makama çağırıp ne görüşeceksiniz? Buradan Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum; gelin bundan vazgeçin. Türk milletini reddeden bir zihniyetin 16 Türk devletinin forsunun yer aldığı makamda işi olamaz. Gelin sözünüzde durun, terör örgütü uzantılarıyla görüşmeyin."

Vural, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Kayseri'de "ismini vermeyeceğim" diyerek terör örgütünün ismini vermekten kaçtığını belirterek, bunun nedenini sordu. Vural, "Bu ülkede bölücü bir terör vardır ve bu terör örgütü İmralı’daki çözüm ortağının talimatlarıyla askerime, polisime kurşun sıkan PKK’dır. PKK, Kürt kökenli kardeşlerimizin de bir numaralı düşmanıdır. Bunun adını koymak lazım. PKK bölücü, millet ve din düşmanı bir aşağılık terör örgütüdür, nokta. Herkes bunu böyle bilmelidir" diye konuştu.

Akademisyenlerin yayınladığı bildiriyi anımsatan Vural, bin 128 "sözde akademisyene" karşılık 2 bin 577 akademisyen ve bin 178 STK temsilcisinin imzaladığı "Vatansever Türk Aydınları" bildirisinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından da imzalanmasını istedi.

Vural, "Şimdi MHP grubundan Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakana sesleniyorum; sözde akademisyenlerin ihanet bildirisine koyduğunuz tepki kadar vatansever akademisyenlere de desteğinizi ifade etmenizi bekliyoruz. Aziz milletimize bağlı aydınlara da sahip çıkınız. Bin 128 sözde aydının özde ihanet bildirisine karşılık 2 bin 577 vatansever Türk aydının bildirisine sahip çıkıyor musunuz? Destekliyor musunuz? Bu vatansever aydınların yanında yer alacak mısınız? Bizler bu bildirinin altına imzamızı ve irademizi ortaya koyuyoruz. Ya siz? Siz ne yapacaksınız?" diye konuştu.

İçeride ve dışarıda milli menfaatleri haleldar edecek girişimlerin giderek arttığına dikkati çeken Vural, şöyle devam etti:

"Türkiye diplomatik, silahlı, siyasi amansız bir saldırıyla karşı karşıyadır. Dünün müstemleke aydınları, bugünün küresel güçlerinin kiralık kalemleri, PKK muhipleri dün olduğu gibi bugün de devrededir. Dün büyük güçlerin büyük düşlerini bugün onların taşeronları hayata geçirmek için saldırıya geçmiş durumdalar.

Ancak buradan vatandaşlarıma sesleniyorum; emin olun ki milletimizi şu günlerde naçar bırakan ve bu şekilde giderse vatanı, milleti, devleti büyük felaketlere sürükleyecek olan bu amansız saldırılara karşı koyacak en büyük güç, milli şahsiyet, milli irade, milli mefkure, milli ruh yani Milliyetçi Harekettir. Bizler bugüne kadar başka başkentlerden, yabancı devlet adamlarından değil, milli mücadelenin yürütüldüğü, Cumhuriyetin inkişaf ettiği, milletin kalbi olan başkent Ankara’dan, yalnızca Türkiye Büyük Millet Meclisinden direktif aldık, yine aynı şekilde yolumuza devam ediyoruz."

-Biden'in Türkiye ziyareti

Konuşmasında ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'in Türkiye'ye yaptığı ziyarete de değinen Oktay Vural, "Ne esef vericidir ki siyasi ömürlerini hep bu milletin değerleriyle bu milletin egemenliğiyle kavgalı geçiren siyasi partilerin temsilcileri, yine Türkiye’nin meselelerini yabancı devlet adamlarıyla kurulan sözde çözüm süreci masalarında aramak için, bize yabancı çözümleri dayatanların yuvarlak masasına dahil olmak için koşa koşa gitmişlerdir" ifadesini kullandı.

Biden'in MHP'den de randevu istediğini, ancak bunu reddettiklerini anımsatan Vural, "Türkiye’nin meselelerinin yabancı bir devlet adamının etrafında, yapısı ve zihniyeti belli temsilcilerle konuşulmasını doğru bulmadığımızı söyledik. Böyle bir yuvarlak masanın MHP’nin temsil ettiği siyasi düşüncesine, duruşuna uygun olmadığını da yine dile getirdik" dedi.

Vural, şu ifadeleri kullandı:

"Eğer Biden ile birebir bir görüşmede bulunmuş olsaydık kendisine şu can alıcı soruları soracağımız ifade etmiştim; terörle mücadelede Türkiye’nin yanında yer aldığını söyleyen bir ülkenin PKK’nın uzantısı PYD’ye silah yardımı yapması müttefiklik anlayışına uymakta mıdır? Irak ve Suriye’de Türkmen varlığını, siyasi ve hayati varlığını göz önüne almayan politikalar neden ABD tarafından desteklenmektedir?

Türkiye’nin Başika'da bulunmasına tepki gösteren, bizim orada bulunmamızı sorgulayan Biden’e yine şunu sorardım: Türkiye’nin birkaç yüz kilometre ötesinde bulunan Başika’da ne işi var diyenler, onbinlerce kilometre ötedeki Irak’ta ne işi olduğunu açıklamak zorundadır?

Biden’e son sözüm de şu olurdu: Türkiye’nin Kürt vatandaşlarıyla sorunu yoktur. Türkiye bölücü terör örgütü PKK’yla mücadele etmektedir. Türkiye’de Kürdistan diye bir yer yoktur, olmayacaktır da."

Biden'in, 18 Mayıs 2015’te Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ABD’ye gittiğinde "Müsterih ol Kürdistanın kurulmasını ikimiz de göreceğiz" dediğini anlatan Vural, "Böyle bir görüşmeden Türkiye’nin hayrına ne çıkabilir, size sormak istiyorum" dedi.

Vural, Biden'in Çözüm Süreci'nin buzdolabından çıkarılmak istediğini savunarak, "Başkan Yardımcısı Biden bu görüşmelerde PKK ile Çözüm Süreci'nin devam etmesinden yana olanlar arasında yeniden çöpçatanlığa soyunmuş, Çözüm Süreci'nin yeniden başlaması gerektiğini söylemiştir. PKK’nın arabuluculuk talebi üzerine bu vekillerle sözde çözüm masası kurulmuş, Erdoğan’ın buzdolabından indirmek istediği Çözüm Süreci Biden’in arabuluculuğunda derin dondurucundan çıkarılmıştır" diye konuştu.

Biden'in Türk devletini katil olarak niteleyen sözde akademisyenlerin söylemini tekrar ederek Kürtlerin demokratik taleplerinin karşılanması gerektiğini, "Etnik meselelerde silahlı çözüm olmaz. İrlanda gerçeği dikkate alınmalı" diyerek Çözüm Süreci'ne yeniden dönülmesini dayattığına işaret eden Vural, şöyle konuştu:

"Yabancı bir devlet adamı geliyor, sizin rejiminizin ne olması gerektiğini, terör örgütü dediğiniz yapıların terör örgütü olmadığını söylüyor ve ne oradaki vekiller ne de AKP hükümetinden tek bir itiraz gelmiyor. Yabancı bir devlet adamı geliyor, PKK taleplerini Kürtlerin demokratik talepleri gibi söylüyor, bizimkilerden kimse 'bu bölücülüktür' diyemiyor. Yabancı bir devlet adamı geliyor, PKK sözcüsü akademisyenleri özgür düşüncenin insanları olarak tebrik ediyor, bizim mangalda kül bırakmayan hükümetimizden, Cumhurbaşkanından cılız bir çıkışın dışında laf işitilmiyor.

Bu milletin egemenliğini kullanan AKP hükümetinden tek bir yetkili çıkıp 'Bu ülkede Kürt sorunu yoktur, PKK sorunu vardır. Bu ülkenin Kürdistan diye bir meselesi yoktur' diyecek yürekliliği gösteremiyor. Yabancı bir devlet adamı geliyor, 'PKK’yla PYD’yi ayırmak gerekir PYD desteklenmelidir' diyor, hükümetten yürekli bir ses çıkıp 'PYD de PKK da bizim için terör örgütüdür, sen ne biçim müttefiksin' uyarısını yapamıyor."

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, "Müsterih olun; Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu topraklarda hiçbir gücün ameliyat girişimine müsaade etmeyeceğiz. Bu topraklarda Kürdistan diye bir ucubenin kurulmasına MHP olarak izin vermeyeceğiz" ifadesini kullandı.

Eksen kayması

MHP Grup Başkanvekili Vural, Türkiye'nin dış politikasının milli menfaat ekseninden kaydığını savundu.

Dış politikanın sıfırlandığını, Türkiye’nin caydırıcılığının dikkate alınmaz olduğunu vurgulayan Vural, şöyle konuştu:

"Giderek yalnızlaşan Türkiye’nin milli meselelerde tavizler verebileceği bir dönemdeyiz. AB ile yapılan geri kabul anlaşması, Kıbrıs müzakereleri, Irak ve Suriye’deki siyasi yapılanma, Ermeni soykırımı iddiaları, Rusya ile soğuk savaşta dengeyi oluşturamayan yaklaşımlar verilecek tavizlerin habercisidir.

Irak ve Suriye’nin bölünme senaryoları devreye sokulmuştur. Kırmızı çizgimiz olan Irak’ın toprak bütünlüğü bozulmakta, Irak’ta bağımsız Kürt devleti için referandum hazırlıkları yapılmakta, Kerkük’ün Kuzey Irak’a bağlanma süreci devam etmektedir. PKK terör örgütü için Kuzey Irak bir güvenli bölgedir.

Suriye’de meydana gelen gelişmeler maalesef Türkiye’nin milli menfaatlerini ve güvenliğini haleldar etmeye devam etmektedir. Suriye’de rejimin değişmesi için başlatılan süreç, sonuçta bir etnik ve mezhebe dayalı iç savaşa, vekaleten bir savaşa dönmüştür. Suriye politikasının doğurduğu insani dramın en büyük yükünü Türkiye üstlenmektedir. Terör örgütleri Suriye’de hakimiyet alanı oluşturmakta, terörü ülkemize ihraç etmektedirler. Maalesef Ortadoğu’da etnik dengeyi gözeten Türk dış politikası yok olmuştur.

Milli güvenliğimiz açısından tehlike çanları çalmakta, sınırlarımızı yakıp kavuran yangın ülkemize sıçramak için fırsat kollamaktadır."

Türkmenlerin durumuna işaret eden Vural, "Ayn el Arap için sesi yükselen ne sözde aydınlar, ne sözde basın ne de insan hakları havarilerinden tek ses çıkmamıştır. Nerede bu insan hakları bezirganları. Bir stratejik ortağımız ABD, PYD ile; diğer stratejik ortağımız Rusya hem PYD hem de rejimle beraberdir" dedi.

Vural, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, sizler PYD’nin oluşturduğu Kürt bölgesine 'karşı değiliz' demediniz mi? 29 Ekim’de PYD’ye destek için peşmergelere vatan toprağını sizler açmadınız mı?

Süleyman Şah Türbesini 'IŞİD tehlikesi var' diye taşıyıp PYD’nin egemenlik alanına getirmediniz mi? Bu nakil işlemini yaparken PYD ile irtibat kurduğunu Sayın Başbakan söylemedi mi? HDP milletvekili bu konuda PYD ile hükümetin talebi üzerine görüştüğünü söylemedi mi? Arabuluculuk yaptığını ifade etmedi mi?"

-"Masada Türkmen temsilci yok"

Oktay Vural, aldıkları habere göre Cenevre'deki Suriye görüşmelerinde Türkmenlerden temsilci olmadığını belirterek, "Şu rezalete bakın. Türkiye Cumhuriyeti devletinin terör örgütü olarak gördüğü PYD, Cenevre'de bulunmakta ama bu masada Türkmenler yer almamakta. Bu sonuç, Türk dış politikasını yürütenlerin etkisiz eleman olduğunu ortaya koymuştur" ifadesini kullandı.

-Başkanlık Sistemi

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, başkanlık sistemi tartışmalarına da değinerek, "Başkanlık sistemi; bürokratik oligarşik bir yapılanma ile özerlik sevdasının üst yapısıdır" değerlendirmesinde bulundu.

Vural, şunları söyledi:

"Sayın Cumhurbaşkanı başkanlık sistemi hakkında sürekli konuşmakta ve yeni bir algı operasyonu oluşturulmaya çalışılmaktadır. Cumhurbaşkanının başdanışmanı parlamenter sistemi bir bataklık olarak nitelendirmekte, Sayın Cumhurbaşkanı da başkanlık sistemine karşı çıkanların millet iradesine karşı çıktıklarını ifade etmektedir. Maalesef Türkiye başkanlık sitemi ve parlamenter sistem ekseninde yeni bir siyasi kutuplaşmaya sürüklenmek istenmektedir.

Parlamenter sistemi bataklık olarak nitelendiren zat TBMM’ne ve millet iradesine adeta hakaret etmekte ve hakir görmektedir. Gazi Meclisimiz milletimizin iradesinin tecelli ettiği yegane yerdir. Bu Gazi Meclis Kurtuluş Savaşını yönetmiş ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmuştur. Bu mücadeleyi sürdürenler dahi Mecliste milletin vekillerine hesap verirken, şimdi başkanlık adı altında olanların milletimize hesap verme sorumluluğundan kaçmak istemesi ibretliktir.

Ülkemizi bataklığa sokacak otoriter, tek adamcı, oligarşik yapılara karşı milletimizin yegane kalesi TBMM'dir. Ne hazindir ki bataklık dedikleri bu sistem içinde AKP’nin eski Başbakanı Cumhurbaşkanı olmuştur ve AKP 14 yıldır ülkemizi yönetmektedir. Parlamenter sisteme bataklık diyenler ülkemizi antidemokratik bir bataklığa sürüklemek isteyenlerdir.

Sayın Cumhurbaşkanın, başkanlık sistemine karşı çıkanların milletten çekinenler olduğunu söylemesi de bir garabettir. TBMM milleti temsil etmiyor mu? Sizi başbakan yapan, Cumhurbaşkanı yapan milli irade değil midir? Başkanlık sistemi olmadan milli irade olamaz mı?

Başkanlık sistemi ile yürütme 4 yıl boyunca millete, TBMM’ye, milli iradeye hesap vermekten kaçırılmaktadır. TBMM’den neden korkulmaktadır? Devletimizi yönetenler milli iradenin tamamını temsil eden TBMM’ye yani millet iradesine hesap vermelidir. Milletin vekili milli iradenin temsilcisidir. Başkanlık sisteminde atama ile gelen bürokratlar milli iradenin üstünde olamaz. Başkanlık sisteminde yürütme çıkar gruplarının etki alanına girer. Başkanlık sistemi bürokratik oligarşik bir yapılanma ile özerlik sevdasının üst yapısıdır."

Oktay Vural, anayasa çalışmaları ile ilgili olarak da "Türkiye Cumhuriyetini kuran iradenin, Türk milletinin temel değerleri ekseninde yükselen, başkanlık sistemi ve parlamenter sistem çekişmesi yerine, ülkemizde büyük tecrübe kazandığımız parlamenter sistemi güçlendiren, daha etkin ve hızlı çalışmasını, denge ve denetim mekanizmalarını ve daha kaliteli bir sistem bütünlüğünü sağlayan bir anayasada uzlaşalım. Bu çerçevede muhtemelen bu hafta çalışmalarına başlayabilecek Anayasa Uzlaşma Komisyonuna başarılar diliyorum" dedi.

Dağları taşları aşıp çobanların koronavirüs aşısını yaptılarErzurum'un Horasan ilçesi Kırkgözeler köyünde çobanlık yapan Fettah Sakık (52) ile Ercan Çiftçi'nin (46) koronavirüs aşısı, sürüyü otlattıkları yaylada uygulandı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler