Anarşist ruhu ve aykırı kişiliği olağanüstü futbol yeteneği ile birleşince, marjinal bir insan olarak gönüllere taht kurmuştu Diego Armando Maradona.
Onu efsane yapan özellikleri sadece yeşil sahalarda bıraktığı izler değildi kuşkusuz. Haksızlığa kafa tutan asi duruşu, etrafından dolaşmayı sevdiği hayat tarzı ile insanların sevgilisi olmuştu Maradona.
Uç noktalarda, sıra dışı işler de sığdırdı 60 yıllık ömrüne. Sağlığına, bedenine zarar veren şeyler deneyimledi. Kimseyi dinlemedi. Belki de erken vedasında ciddi zararları oldu tercihlerinin.
Maradona denince 1986 dünya kupasındaki final maçında İngiltere’ye attığı gayri nizami gol sonrası “ O tanrının eliydi” itirafı geliyor ya akıllara.
Benim için öyle değil. 2005 yılında Olimpiyat stadında oynanan şampiyonlar ligi final maçı canlanıyor zihnimde. Liverpool ile Milan arasındaki karşılaşma. Stat dışında sevgili meslektaşım Orhan Karadağ ile vakit geçirirken yanımızda belirdi Maradona.
Bir daha nerede göreceğiz? Önce Orhan geçti yanına, çektim fotoğrafı. Sonra ilişmeye çalışıp bir kare de ben istedim. Elini kaldırıp “Eee yeter be” dercesine dönüp gitti arkasına bakmadan. Büyük hayal kırıklığı idi. Çok kötü hissetmiştim. Benim de ileride paylaşacağım güzel bir anım olabilirdi aslında.
Sonra, sağ pazusunda gururla taşıdığı, felsefesini içselleştirdiği “Che Guevara” dövmesi geldi gözümün önüne. Tebessüm ettim, içim ısındı, o an “affettim” Maradona’yı!

Unutulmayacak iki efsane!
Milyonlarca insanın gözyaşıyla uğurladığı erken sönen bir yıldızdır Maradona benim için. Tıpkı dünya halterinin gelmiş geçmiş en büyük sporcusu Naim Süleymanoğlu gibi.
Nereden çıktı bu benzetme diyen olabilir. Çok yakından tanıdığım, sporculuk dönemi ve sonrasında yaşamında pek çok anına tanıklık ettiğim Naim de hoyratça kullandı sahip olduğu değerleri.
O da asi idi. Dik kafalı ve taviz vermez. O da hayatı yorumlarken çoğu insana ters gelen, ancak “ben böyleyim, size ne” dedirten yolları seçti. Toplumun koyduğu kurallar değil, taviz vermediği çizgisi belirledi nefes alıp veriş süresini.
İki dünya yıldızı; Naim Süleymanoğlu ve Diego Maradona. Güç koşullarda hayat mücadelesi vermiş, yapılamaz denen işleri başarmış, ezilen camiaların sesi olmuş, kulvarlarında dibi de zirveyi de görmüş, nihayetinde spor tarihinin unutulmayacakları arasına isimlerini yazdırmış iki büyük efsanedir Naim ile Maradona.
Biri daha 50, diğeri 60 yaşında göçüp gitti bu dünyadan.
Yıldız olmanın bedeli midir bilmiyorum. Oysa gökyüzünde parlamaya devam etmek zor değildi ikisi için de. Tanrı vergisi yeteneklerini sporculuk yaşamlarından sonra da kullanmak, tecrübelerini paylaşmak iyi gelebilirdi sevenlerine!
Maradona’nın ölüm haberini işittiğimde Naim geldi aklıma. Ne çok benzer yanları vardı dedim içimden. İkisi de “küçücük” bedenleri ile, kocaman ve asla silinmeyecek izler bırakarak ayrıldı bu dünyadan!

Numanoğlu ve derbi!
Hakem yattığı yerden tecrübe kazanamaz. Sırası geldiğinde önemli maçlara çıkacak, belki hata yapacak, takdir kazanacak ve adım adım yükselecek.
Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu da bu bakış açısıyla bazı kesimleri şaşırtan atamalar yaparak yeni yüzleri geleceğe hazırlamaya çalışıyor.
Başkan Serdar Tatlı ve ekibini şahsen takdir ediyorum. Kendilerine bir vizyon belirlediler. Cesur kararlar alıyorlar. Güvendikleri hakemlere şans vererek, “garantici MHK” anlayışının dışına çıkıyor, ezber bozuyorlar.
Bu hafta da aynı anlayışla Fenerbahçe- Beşiktaş derbisinde Tugay Kaan Numanoğlu’nu görevlendirmeleri dikkat çekici idi.
Hemen “Bu düzeyde bir karşılaşmaya Numanoğlu gibi süper ligde 9 maç yönetmiş bir hakem verilir mi?” tartışmaları başladı.
Verilir elbette. Biraz erken mi oldu derseniz, “MHK güvenmiş, risk almış” derim. Numanoğlu sahada tilki gibi kurnaz oyuncular karşısında otoritesini korursa, bu maçın altından kalkar.
Benim için önemli olan doksan dakika içindeki duruşu. İyi bir VAR ekibiyle destekleneceğine eminim. Kritik pozisyonların VAR’dan dönmesi veya VAR odasının uyarısı ile doğrunun bulunması, son zamanlarda eleştirilen sistemin işleyişi açısından da önemli.

İz bırakmak önemli
Sadece Numanoğlu mu? Bakın diğerlerine; Bahattin Şimşek, Ali Şansalan, Atilla Karaoğlan, Mustafa Öğretmenoğlu yine sahnede.
Kim ne derse desin. Tatlı MHK’si hakemlikte bir misyon üstlenmeyi ve gereğini yerine getirmeyi kafasına koymuş. Bedelini de ödemeyi peşinen göze almışlar.
Hem kamuoyuna, hem hakem camiasına vermek istedikleri mesaj açık; “Türk hakemliğinin on yıl sonrasını planlıyorsak, Cüneyt Çakır, Fırat Aydınus, Hüseyin Göçek, Halis Özkahya ve diğerlerinin hikayeleri nereden yazılmaya başlandı ise, yarın onların yerine geçecekleri de şimdiden hazırlamak zorundayız.”
Yukarıda saydığım deneyimli isimler teker teker bıraktığında uzaydan hakem getirecek değiliz. Tatlı ve ekibi belki bir dönem sonra bu makamda olmayacak. Ama kazandırdıkları gençler ile anılacak. Geçmişte de bunun örneklerini gördük. Haklarını teslim edelim, değerli MHK başkanları geldi, geçti. Şu an lokomotif pozisyonundaki hakemler nasıl keşfedildi ki?..
Unvanlar günü birlik, geride bırakılan izler yıllarca hatırlanır.

Yaprak döktük!
“Sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar çöktük. Bir başka bahar için, sadece yaprak döktük”
Mevlana Celâleddin-i Rûmi