Sırf eleştirmiş olmak için yapılan yorumlar, bazen insaf sınırlarını zorluyor.
Örneğin Alexander Sörloth’un Alman ekibi Leipzig’e transferi.
Kimilerine göre “sudan ucuza” gitti. Trabzonspor Başkanı ile yönetimi yanlış strateji izledi ve Norveçli golcü değerinin altında bir fiyata Almanya’nın yolunu tuttu.
Hesap kitap işi başkan Ahmet Ağaoğlu ve arkadaşlarını ilgilendirir. Gerçekten bir kayıp söz konusu ise kulübün mali genel kurulunda hesabını verirler.
İkinci bakış açısı şu; Sörloth, Trabzon’da kalmak istemedi ve tercihini yaptı. Zorla takımda tutamazdınız. Şimdi Avrupa’nın en önemli liglerinden birinde oynayacak. Üstelik Türkiye’de kazandığından çok fazlasına. Siz olsa idiniz ne yapardınız?
Kontratın detaylarını yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Trabzonspor’un eli hiç de sanıldığı gibi güçlü değilmiş. Plan, iki yıl sonunda Norveçli golcüyü 20 milyon euroya satmaktı. Tabii eski kulübüne ödenecek 6 milyon euroyu da unutmayalım.
Leipzig belli ki dersini iyi çalışmış. Sözleşmede lehine kullanabileceği maddelerin pazarlığını Trabzonspor değil de Crystal Palace üzerinden yapınca, ortaya bambaşka bir tablo çıktı.
Ve sonuçta Alman kulübünün ödeyeceği 24 milyon euronun İngiliz ekibi ile Trabzonspor arasında eşit olarak paylaştırılması kabul edildi.
Bana göre bu şeytan üçgeninden herkes kârlı çıktı.
Hep bana!
Kimse Trabzonspor Başkanı’nı suçlamasın. Hatırlıyorsunuz değil mi, geçen sezonun başında Sörloth’un transferi gerçekleştiğinde kimlerin burun kıvırıp, “Nereden çıktı bu isimsiz çocuk?” dediğini... Aynı insanlar şimdi gidişini bahane edip hesap sormaya çalışıyor.
Trabzonspor, bir sezon kiralık olarak forma giyen Sörloth’dan 12 milyon euro gelir elde etti. Yani demir tavında dövüldü.
Futbolda sakatlık var, formsuzluk var. Kim garanti edebilirdi Norveçlinin “gönülsüz” oynayacağı bir ligde aynı performansı gösterebileceğini?
Gidişi kayıp değil mi? Elbette büyük kayıp. Yeri kolay dolmaz.
Sörloth üzerine kurulu sistemin değişmesi ve benimsenmesi zaman alacak. Bu da doğal olarak sıkıntı yaratacak. Çözümü ise yönetim ve teknik direktörün işi. Madem paranız da var, hodri meydan. Bir transfer mühendisliği daha yapabilirsiniz değil mi?
Unutmayalım, herkes kendi çıkarının peşinde. Milyarlarca euroluk futbol sektöründe duygusallığa yer yok. Paydaşların tamamı kazanacağı paraya bakıyor.
Şimdi Sörloth’un yapması gereken önemli bir görevi var; o da, çok kısa sürede zirve yürüyüşüne büyük katkı sağlayan Trabzonspor Kulübü’ne ve onu bağrına basan taraftarına teşekkür etmesi.
Umarım bu harika kulübe ve camiaya borçlu kalmazsın Kuzeyin Kralı!

VAR çalışmaya başladı!

Sezonun ilk haftasında Video Asistan Hakemliği sayesinde pek çok tartışmanın önünün alındığını düşünüyorum.
Hakemlerin bu kadar çok VAR’a gitmesini yadırgayanlar çıkabilir.
Amaç ne? VAR sayesinde doğruyu bulmak ve adaleti sağlamak.
Buradan şu sonuç çıkmasın; hakem gözünün önündeki bir pozisyonu es geçiyor ve VAR aracılığı ile hatasından dönüyorsa, bu elbette cezasız kalmayacak. Veya VAR hakemi protokolü uygulamıyorsa, onlar da hakeza...
Serdar Tatlı başkanlığındaki yeni Merkez Hakem Kurulu’nun bu konuya çok önem verdiğini biliyorum. VAR’ın artık hakemi ekrana çağırması önemli katkı sağlayacak. Artı, atamalarda herkese eşit davranmaya, gençleri cesaretlendirmeye gayret ettiklerini de gözlemliyorum.
Şimdi madem yeni bir dönem başladı, MHK kadar hakemlere de büyük sorumluluk düşüyor. İşleri iki kat zor.
Hakem iyi ise MHK iyi, MHK iyi ise Federasyon iyi.
Umarım bu zincir bozulmaz.

Muriç; Giresun’dan Lazio’ya!

Ders alınacak bir transfer öyküsü daha...
Sene 2014. Hayallerini gerçekleştirmek için ilk yurt dışı deneyimini Türkiye’de yaşamaya karar vermişti Vedat Muriç.
Gençti, yetenekli idi. Bir o kadar da cesur.
Henüz 20 yaşında 1. lig ekiplerinden Giresunspor ile sözleşme yaptığında, bir gün Avrupa’nın en önemli liglerinde forma giymeyi planlıyordu belki de...
Karadeniz ekibinde iki sezon boyunca attığı gollerle takımını sırtlamış, sözleşmesi bittiğinde menajeri onu Gençlerbirliği’ne önermişti.
Kırmızı-siyahlı takımda yaşadığı sakatlıklar ve şanssızlıklar performansını etkilese de, azminden vazgeçmeyen Vedat, 2018-19 sezonunda kendini Rizespor’da bulmuştu. Karadeniz’in hırçın dalgaları, geleceği adına da dönüm noktası olmuştu.
Kim transfer etmek istemezdi ki böyle bir yıldız adayını?
Galatasaray ile Fenerbahçe’nin Vedat’ı almak için girdiği mücadele, Rizespor’a yaramıştı.
Bedelsiz gelen Kosovalı oyuncu, eski kulübünü de memnun ederek tercihini Fenerbahçe’den yana kullandı. Çocukluğu maddi sıkıntılarla geçen Vedat, yeni takımında yılda 2 milyon euro kazanacak ve Prizren’deki ailesini artık refah içinde yaşatabilecekti.
Kazandı, kazandırdı!
Herhangi bir Anadolu kulübünde dikkat çekmeyebilirsiniz. Ama İstanbul’da, Fenerbahçe gibi bir takımda forma giyiyor iseniz, Avrupa’nın da radarına takılmanız kaçınılmaz olur.
Kılı kırk yarar, takip eder, kendini geliştirmeye açık oyuncuları bulup, bedeli ne olursa olsun öderler. Fenerbahçe’de inişli çıkışlı bir grafik sergilese de, onun işlenecek bir cevher olduğunu öngören İtalya Seri A ekiplerinden Lazio, kafasına taktığı Vedat için 17.5 milyon euro bonservis ücreti, artı 2.5 milyon bonusunu gözden çıkardı ve yaşamı güçlükler içinde geçen çocuğun düşlerini gerçeğe çevirdi.
Nereden nereye değil mi?
Hayat; mücadele eden, kendine güvenen ve pes etmeyenleri kucaklar, yanına bir de armağan verirmiş.
Vedat, Giresunspor’da başlayan bilinmezlere gebe macerasını, 6 yıl gibi kısa sürede İtalya’nın önemli kulüplerinden birine taşıdı. Belki de topu ayağında sektirmeye başladığı gün Lazio’ya atacağı imza vardı hayallerinde.
Balkan göçmeni bir ailenin ferdi olarak, Vedat’ın yeni hikayesini bol gollerin ve daha büyük başarıların süslemesini diliyorum.
Yolun açık olsun, inatçı genç adam...