Çıkarın Uğurcan ve Sörloth’u!

Maç öncesi ligdeki puan sıralamasına bakmışsınızdır kuşkusuz. Gözden kaçmaması gereken bir detay vardı tabloda. Trabzonspor’un fikstürü açısından çok önemliydi.
İnönü’deki ilk düdükten evvel Sivasspor lider, bordo-mavililer takipçi pozisyonunda idi. Ve onuncu sıradaki Malatyaspor’a kadar aradaki tüm takımlar ile maçı vardı.
Bu şu demek; aradaki puan farkını koruyabilmek için deplasmandaki en zorlu maçları kaybetmeyeceksin. Tabii kendi göbeğini kesmek istiyorsan...
Zorunlu bir anımsatma ile başlayalım; Trabzonspor’un bugün geldiği noktaya en büyük katkıyı kaleci Uğurcan ve golcü Sörloth’un sağladığı gerçeğini kimse inkâr edemez. Bu ikilinin, takımın kazandığı puanların yarısında emeği var. Dolayısıyla Beşiktaş maçında gözler yine onların üzerinde olacaktı. Nitekim dün akşam önce Sörloth attı, ardından Uğurcan tuttu. Hem de ne tuttu... Bakmayın yediği gollere, Uğurcan olmasa sahadan tarihi bir yenilgi ile ayrılırdı Çimşir’in takımı. ‘Çocuk daha ne yapsın’ derler ya, aynen öyle! Sonra skor tabelasına yine “Kuzey’in oğlu” imza attı. Tutun ikisini de sıkıca, alınlarından öpün derim Trabzonlulara!
Gelelim doksan dakikanın tamamına. İlk yarıda son derece tempolu bir mücadele izledik. Topa ezici bir üstünlükle sahip olan Beşiktaş adına pozisyonu bol ama skor olarak kısır, Karadeniz ekibinin ise kontrollü oyunu tercih ettiği bu bölümde şans, Trabzonspor’dan yanaydı. Sörloth genelde çok yalnız kaldı. Kuşkusuz Nwakaeme’nin eksikliği çok hissedildi. Hüseyin Çimşir’in ilk on birde şans verdiği Sturridge ise klasik tabirle yine yokları oynadı. İngiliz’e 55 dakika nasıl tahammül edilir, anlamak mümkün değil. Zorla mı oynattırıyorlar bu adamı? Hiç bir katkısı olmadı, aksine on kişi oynattı takımı. Aldığı paraya, sağlanan lükse ve bu şımarıklığa verilen tavize yazık! Azıcık vicdanınız varsa, son kıyağınızı yapıp first class bileti ile gönderirsiniz!
İkinci yarı da aynı senaryo ile başladı. Beşiktaş son derece iştahlı, rakibi ise geriye yaslanıp malumun ilanını bekledi. Lakin futbol hata affetmiyor. Trabzonspor hücuma çıkarken Pereira ile bir top kaybetti ve maçın hikayesi değişti. Burak’ın pasında son vuruşu yapan Boateng takımını ve tribünleri ateşledi. Trabzonspor ise olup biteni çaresizce seyretti. İkinci gol ‘geliyorum’ diyordu, nitekim geldi.
Bu sezon ofansif gücü ile takdir edilen Trabzonspor, İnönü Stadı’nda en mahkum maçını oynadığı dersem abartmış olmam. Orta sahayı rakibe teslim eder, iki bekin Pereira ve Novak’ı kullanamaz, hücumda çoğalamaz, savunmada bu kadar baskı yer ve hata yaparsan, ecel terleri dökensin.
Açık söyleyeyim. Kusura bakmasın da, işin bu noktaya gelmesi Hüseyin hocanın başlangıçta ve oyuncu değişikliklerinde yaptığı hataların sonucudur. Son dakikada Sörloth’un golüyle yakaladığı beraberliğe sevinmek yerine, tercihlerini sorgulamaya başlarsa ki, eğer bu takımın uzun vadede hocası olacaksa, önce kadro içinde adaleti sağlamayı bilecek.
Niçin ısrarla Sturridge? Neden Ekuban veya Abdülkadir değil? Golü yedikten sonra oyuna girecek ilk isim Kamil Ahmet mi?
Bunlar benim kafamdaki deli sorular. Elbette bir teknik direktörün işine karışmak hakkımız değil. Ama camianın da gerçeklerin farkına varması adına bu sorulara yanıt bulunması gerek.
Sevgili Hüseyin hocam; çıkarın Uğurcan ve Sörloht’u bu takımdan, size mutlu edecek bir şeyler kalıyor mu geriye?
Trabzonspor’un şampiyonluk söylemlerinin gerçekliği ancak böyle anlaşılır ve karşılık bulur!