Çılgınlığın faturası ağır olacak!

Transfer dönemi geldi, çılgın paralar saçılmaya başladı.
UEFA, “dikkat mali fair play” diye başımızda boza pişirmeye devam etse de, kimin umurunda?
Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete, durum aynen böyle.
Hangisinden başlasak derken, Fenerbahçe’nin dudak uçuklatacak transferi patladı! Hem de ne patlama..
Başkan Aziz Yıldırım geçen sezonun acısını çıkartmak istercesine gemileri yakmış geliyor.
Daha bismillah demeden, sarı-lacivertli kulüp Danimarkalı Simon Kjaer için kesenin ağzını açtı. Bonservisi için 7.6 milyon, 4 yıllık 12 milyon olmak üzere toplamda 17.6 milyon euro. Öngörülen 50 milyon euroluk bir transfer bütçesi.
Denebilir ki, “Sağlam sponsorlarımız var”, “Şampiyonlar ligine girersek kasa dolar”, olabilir. Lakin alırken iyi de... Meireles, Alves, Emenike, Krasic, Kadlec’e harcanan on milyonlarca euroyu unutmayın. Bunun satışı da var!
Ne ilk ne son olacak
Günahını almayalım Aziz başkanın. Türkiye’yi yabancı cenneti haline getiren sadece o değil. Dolayısıyla bu gözü kara transfer politikası bitmeyecek.
Bakın yakın geçmişe, örneğin Trabzonspor kulübüne. Ne vermiş, karşılığında ne almış, hesap ortada.
Atsan atamaz, satsan satamaz. Öyle rakamlara sözleşmeler yapılmış ki, adamlar bundan sonra topa ayağını sürmese, yedi sülalelerinin eli sıcak sudan soğuğa değmez.
İşte birkaç örnek; Kadro dışı bırakılan Constant’ın bonservisiyle birlikte kulübe getirdiği yük 33 milyon lira.
32 yaşındaki Oscar Cardozo’nun bonservisi 5, üç yılda alacağı ücret 7 milyon 500 bin euro.
Waris’e bonservisi dahil 4 yılda ödenecek para, 28 milyon 300 bin lira.
Yatabare’nin üç yıllık götürüsü 16 milyon lira.
Sadece yabancılar mı? Yerlilerin maliyetlerine bakın bir de; Deniz 10 milyon 490, Serdar 9 milyon 630, İshak 15 milyon, Sefa 24 milyon lira. Şaka gibi değil mi?
Şimdi aynı Trabzonspor yönetimi, bu oyuncuların yarıdan fazlasını elden çıkarmaya çalışıyor.
Adamlar aptal mı? Kapı gibi kontratları ellerinde iken ne diye macera arasınlar! Ödemeyi iki ay aksattın mı, kimi FİFA’ya, kimi TFF’ye gider, faiziyle çatır çatır alır parasını. Zaten kaçınılmaz son da öyle görünüyor!
Elin adamı ne yapıyor?
Lafı uzatmayalım, elin adamı ne yapıyor ona da göz atalım.
Hafta içinde gazeteler yazdı. Özellikle Türk kulüplerini söğüşlemekle ünlü Fransız Lille’nin marifetleri ortada; 3 milyon euroya aldığı Mossa Sow’u 10 milyon euroya Fenerbahçe’ye sattı.
200 bin euroya transfer ettiği Chedjou’yu 6.3 milyon euroya Galatasaray’a verdi. Wolfsburg’dan 2.5 milyona aldığı Simon Kjaer’i 7.6 milyon euroya Fenerbahçe’ye gönderdi. Sadece bu üç oyuncudan kazancı 18 milyon 100 bin euro.
Adı geçen kulüpler üzerine alınmasın, aynı kazıkları bile bile yiyen o kadar çok kader ortakları var ki!
Çilekti, böcekti, çiçekti, derken insan sormadan edemiyor; Nereden geliyor bu değirmenin suyu?
Tamamına yakını borç batağındaki kulüplerin gelirleri belli. Alt yapılar tükenmiş, taraftar tribünden kaçmış, markalı ürün satışı tıkanmış. Tek umutları Süper Lig A.Ş.
Haa, bir de her dönemin gizli sponsorları var!
Üretmeden, yetiştirmeden, satmadan, futbolun marka değerini yüceltmeden, gelsin hazır paracıklar!.
İyi de nereye kadar? Uzun sürmez, yamalı lastik nereye kadar götürürse...

Söyletmeyin Güneş’i!

Şenol Güneş’in Beşiktaş’a imza atarken söylediği bir cümle günlerce polemik konusu yapıldı. Özellikle sosyal medyada Trabzonsporlu olduğu iddia edilen bazı hesaplar Güneş için adeta linç kampanyası başlattı.
Sonrasında noktayı Taka gazetesine konuşan deneyimli hoca koydu, hem de ne nokta!
“Ben Trabzonsporluyum. Bu unvan onların demesiyle sökülmez, onların demesiyle takılmaz. Bu tarz insanlar kendilerini Trabzonspor’un sahibi görüyorlarsa, bize sıra gelmez. Haksızlığa uğradığımı her zaman söylüyorum. Şampiyonluk kupasını alamama sebebi ben değilim, başkası. Onun hesabını ondan sor, bana ne soruyorsun? Kupa elindeyse onu da göster bana. Kupayı almayan benim. Orada bazı salaklar var. Beni konuşmak için mevzu arıyorlar.”
Yanıt ağır gibi gelse de, canı yanan ve kalbi kırılan Güneş böyle uygun görmüş diyelim. Haklı mıdır? Fazlasıyla!

Fatih Terim ve Burçin Keskin

Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim klasik iş tanımının dışında çalışmaya devam ediyor.
Sadece futbolla değil, futbolun idare şekli ve sistemin işleyişiyle de yakından ilgili. Yıllardır kapalı kutu olarak görülen Türkiye Futbol Federasyonu birimlerinin tanıtılması ve işlevleri, Fatih hocanın girişimiyle şeffaf hale getiriliyor.
Fatih Terim’in yayıncı kuruluş ile yaptığı anlaşma doğrultusunda son olarak TFF Hakem İşleri Müdürü Burçin Keskin çıktı ekrana. Yaklaşık yarım saat boyunca hakem eğitimi, UEFA konvensiyonu ve gerekliliği, antrenman sistemi, yarı profesyonellik ile hakemliğin geleceğine yönelik projeleri anlattı. Benim ilgimi çeken bölümü, hakemlerin futbolun paydaşları içinde en fazla eğitimi alan kesim olmasıydı. İlginçtir, teknik adamı ve futbolcusu aldıkları ücretle gündemde kalırken, futbolun günah keçisi ilan edilen hakemlerin daha az eleştirilmek için nasıl bir çaba içinde olduğunu görmezden geliyoruz. Söyleşiyi kaçıranlar için tavsiye ediyorum. http://www.ligtv.com.tr/haber/futbolun-abcsi-burcin-keskin