Pandemi nedeniyle üç ay rötarlı yapılan Futbol Federasyonu olağan mali genel kurulunun en önemli konusu, TFF yargı kurullarının bağımsızlığına dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yaptığı uyarı idi.
21. maddelik genel kurul gündeminin 19. sırasına alınarak adeta araya sıkıştırılan “Ana statü” değişikliği Covid-19 engeline takıldı!
Neden?
Çünkü bu değişiklik için salonda yeterli çoğunluk yoktu. Zaten genel kurul rica minnet toplanmış, prosedür yerine gelsin diye hâzirun cetveline imza atanlar, açılış konuşmalarını dinledikten sonra kendileri için hazırlanan hediyeleri alıp gitmişti!
Nedir bu yargı kurallarının bağımsızlığı?
AİHM Türkiye’den yapılan iki başvuruyu değerlendirip; Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, Tahkim ile Disiplin Kurullarının atamayla göreve gelmesinin tarafsızlık ilkesine ters olduğunu hükmetmiş, verdiği kararları sorgulamış ve gerekli düzenlemelerin yapılmasını istemişti. “Atamayın, seçin” demeye getirmişti.
Atanmış ile seçilmiş arasındaki farkın hangi krizlere yol açtığını ve demokrasi adına nasıl sıkıntılar yarattığını biliyoruz.
TFF ne yaptı? Bilerek veya bilmeyerek... Genel kurul gündemine aldı, 3’de 2 çoğunluk sağlanamayacağını öngördüğü için konuyu pas geçti!
O kapı açıldı!
Peki sonra ne olacak?
TFF, muhtemelen mevcut “Ana statünün” amir hükümlerini AİHM’ne bildirecek ve Koronavirüsü gerekçe göstererek zaman kazanmak isteyecek.
Hukukçu değilim, lakin yıllarını bu işe vermiş referans olacak deneyimli dostlarım var. Sordum...
Bir futbolcu veya bir hakem Türkiye’de adil yargılamanın olmadığını ileri sürüp, dertlerini AİHM’ne kadar taşıyor ve haklı bulunuyorsa, bu tehlikeli bir yoldur. Arkası mutlaka gelir. Şimdilik herhangi bir yaptırım söz konusu olmasa da, ülke futbolunun prestiji açısından FİFA ve UEFA nezdinde sorunlar yaratabilir.
Kulağımızın üzerine yatmak yerine AİHM’sinin adil yargılama adına masamıza koyduğu uyarıyı dikkate almak zorundayız.
Doğrusu da bu değil mi?
Haa bu arada sorunu “yemin” yöntemiyle çözmek gibi fikri olanlar varmış!
Kimlerin hangi yeminleri bozduğunu buradan hatırlatmayayım!
Ve sorayım; hakimin, savcının, avukatın cübbesinde niçin düğme yoktur?
Kimsenin önünde iliklemesin diye!
Biz ise cübbeye ilik açmaya çalışıyoruz...

Bin 671 futbol sahası!
Veriler Orman Genel Müdürlüğü’ne ait. Sadece bu yıl ülkemizde 2 bin 114 orman yangını çıkmış.
Maden arama bahanesiyle katledilen yeşil alanlarımız bu facianın dışında. Göz göre göre felakete sürükleniyoruz.
Türkiye zaten kurak bir coğrafya. Olanı da acımasızca yok etmeye devam ediyoruz. Gelecek nesilleri düşünerek her gün bir fide dikmemiz gerekirken, elimizdekileri de vahşice yok ediyoruz.
Dedim ya, 2020 yılının ilk sekiz ayında bu topraklarda 2 binin üzerinde orman yangını kayıtlara geçmiş.
Daha anlaşılır kılmak ve durumun vahametini anlatmak için şöyle söyleyeyim; “Kısa sürede kaybettiğimiz alan 6 bin 685 hektar, yani tam bin 671 futbol sahası kadar.”
Neredeyse ülkemizdeki futbol oyun alanlarının üçte ikisi. Ve bu, yalnızca 8 ayda gerçekleşmiş.
Dikkatsizlik, rant ve en önemlisi doğaya saygısızlık, yakında ülkeyi çöle çevirecek.
Nefes alacak üç-beş metre kare yer, gölgesine sığınacak ağaç bulamayacağız.
Ciğerimiz yanıyor, ama kimin umurunda?..

Dere yatağındaki apartman!
Bir musibet, bin nasihattan yeğdir derler.
Futbol Federasyonu hata üzerine hata yapıyor. Sonra da süngüyü düşürüyor.
Önce pandemi nedeniyle ligleri başlatma konusunda acele etti ofsayta düştü, sonra yeni sezonu kısıtlı sayıda seyirci ile başlatacağını ilan edip çark etti.
Anlamak mümkün değil. Kim veriyor bu kararları? Kime danışıyorsunuz? Bu ülkenin Sağlık Bakanlığı, Bilim Kurulu’nun önerileri yok mu?
Yoksa paydaşların masum talepleri mi çalıyor aklınızı?
Tercihiniz sağlık mı, futbol ekonomisi mi derken, balyoz indi üzerinize...
Futbolun “Nihat abisinin” ne kadar bunaldığını ve pişmanlığını tahmin edebiliyorum. Kusura bakmasın ama yeterli donanıma sahip bir ekibi yok.
Futbolu yönetmek, memleketi idare etmek kadar zor bir zanaat bu ülkede.
Virüs tuzu biberi oldu. Ezber bozdu. Yarın ne olacağını kimse kestiremiyor.
Çark dönmüyor. Kulüpler olmayan paralar ile karşılıksız transfer yapıyor. Maç günü gelirleri durdu. Yayıncı kuruluş ile derin görüş ayrılığı var. Nakit musluğu akmıyor. Çözümü kendi aralarında bulamadıkları için gözler başkentte, devletin en üst kademesinde.
Covid-19 dünyayı sarsıyor, bizi ise silkeleyecek gibi görünüyor. Teşbihte hata olmaz; dere yatağına dikilmiş ucube bir apartman gibi duruyoruz.
Bilim insanları ikinci, üçüncü dalgadan söz ediyor. İlkinde bu denli sarsılan Türk futbolu, daha sert bir darbede ayakta kalmayı başarabilir mi, endişeliyim...
Bu defa liglere ara filan verilmez. Oyun kaldığı yerde biter! Ve perde kapanır.

Korku-yorum!
Bazen spor dışı kulvarlara çıkıyorum. Çünkü çok daha önemli konular var hepimizi ilgilendiren.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın çarşamba günü yaptığı açıklamadan sonra tüylerim diken diken oldu.
16 milyonluk İstanbul’un yanında 6.5 milyon insanın yaşadığı Ankara’daki virüs tanımı iki katına çıkmış.
Benim ve sevdiklerimin hayatı başkentte geçiyor. Mensubu olduğum medya grubu, önlem olarak aylardır evden çalışmaya geçti. Sistem kuruldu, gerekli tüm olanaklar sağlandı. Hepimiz mesleğimizi bu koşullarda sürdürmeye çalışıyoruz.
Hayat elbette ki devam edecek, ekonomi tabii ki dönecek.
Zorunlu ihtiyaçlarımız için markete, bakkala, fırına, pazara gitmek zorundayız.
Lakin bu kadar umursamaz, vurdumduymaz bir kent olduğumuzu düşünmüyordum. Maskeler kolda bilezik, çene altında kolye. Sosyal mesafe deseniz sıfır.
“Bana bir şey olmaz” diyenler. Belki size olmuyor ama, yaydığınız virüs Ankara’yı semt semt, mahalle mahalle, sokak sokak, apartman apartman işgal ediyor.
Ne yalan söyleyeyim, bu şehrin havasını solumaktan korkuyorum...