Türkiye’de sezon başlamadan önce 4 şampiyon adayı vardır.
Lig tarihi de böyle söyler. Bursaspor ve Başakşehirspor dışında kuralı bozan çıkmadı.
Şimdi dört büyüklere bakıyorum. Trabzonspor dışında hepsi sancılı. Para yok, finansal kriterler yakalarına yapışmış ve maliyetli kadroları daraltma çabası içindeler.
Öte yandan şampiyonluk iddiasını sürdürebilmek için de güçlü bir takıma sahip olmak zorundalar.
Bu noktada Trabzonspor’u ezeli rakiplerinden önde görüyorum. Şu ana dek geçen yılki oyuncu grubundan “ahh niye gitti” diyebileceği kim var?
Tam tersi, yine nokta transferleri ile dikkat çeken takımlardan biri.
Hamsik, İsmail Köybaşı, Koita, Gervinho ve Peres’i yarın koy takıma, oynasınlar.
En önemlisi ne biliyor musunuz? Hepsinin bonservis ödenmeden alınması. Bu ciddi bir planlama ve çalışmanın sonucudur.
Ödenecek maaşlar konuşulabilir. Ancak, kulüplerin meteliğe kurşun attığı süreçte maliyetleri yarı yarıya düşürmek ve ihtiyaç olan mevkilere takviye yapmak asla küçümsenemez. Üstelik yaş ortalaması 25.4 gibi ekip oluşturdu iseniz.
Avcı’nın sorumluluğu!
Yıllardır takip ettiğim Trabzonspor’da en büyük sıkıntı ne biliyor musunuz? Herkesin futbolu; başkan, yönetim ve teknik direktörden daha iyi bildiğini sanması!
Trabzonlu dostlarımla hep paylaşırım. Tarafsız bir gözlemciyim; “Düşmanı dışarıda aramayın” derim. Kimseye yeni bir şeyi beğendiremezsiniz.
Başkan Ahmet Ağaoğlu kuşkusuz teknik direktör Abdullah Avcı’nın raporu doğrultusunda ilerliyor. Çünkü ona güveniyor. Avcı’nın sorumluluğu arttı. Ne istiyorsa yapılıyor.
Dolayısı ile bu Avcı’nın sezonu olacak. Atmosferi biliyor, oyuncuları ona saygı duyuyor; artık yeni gelenleri ve futbola küsenleri verimli kullanmak, deneyim ve hocalık becerisi. O da Avcı’da fazlası ile mevcut. Bu yargıya varmak için kahin olmaya gerek yok. Rakipleri bunca sorun ile boğuşurken, Trabzonspor’un iyi bir başlangıç yapacağı ligi forse etmesi, yılların özlemini sonlandırabilir.
Trabzonspor’un ihtiyaçları sabır, hoşgörü, dayanışma ve koşulsuz destek.
O sezon, bu sezon olabilir! Benim ilk favorim bordo-mavili renklerdir.

Ankara üvey evlat mı?
Tarihi 19 Mayıs Stadı’nın yıkılmasının üzerinden iki yıl geçti. O alan şimdi tam bir mezbelelik.
Gazeteciliğe başladığımız 80’li yıllarda maç izlediğimiz Cebeci Stadı’na da kazma vuruldu.
Ülkenin başkentinde, profesyonel düzeyde müsabaka yapılacak iki tesis kaldı. Merkeze 50 kilometre uzaklıkta Yenikent ve yine şehrin dışı sayılabilecek Eryaman Stadı. Taraftar açısından ikisine de ulaşım büyük sorun.
Spor Bakanı sayın Mehmet Kasapoğlu’na sormak istiyorum. 19 Mayıs spor kompleksi Ankara’nın merkezinde. Hakeza Cebeci stadı da öyle. Avrupa’nın pek çok ülkesinde statlar mahalle arasında. Yıkılıyor, aynı yere modern tesisler yapılıyor.
Bizde de örnekleri mevcut. 12 yaşımda ilk maçı izlediğim İzmir’de, eski Göztepe stadının yerinde şimdi mükemmel bir tesis var. Fenerbahçe ve Beşiktaş aynı yöntemlerle statlarını yeniledi.
Hâl böyle iken, 6 milyon nüfuslu başkent çağdaş bir stadı hak etmiyor mu?
Bu mesele de ranta dönüşmez umarım.

Unutur!
“Havalar soğuduğunda insanlar gölge veren ağaçları unutur.”
Dostoyevski

Yeniden seyircisiz olabilir!
Futbol Federasyonu yeni sezonda statlara belirli oranda seyirci alınacağını açıkladı.
Özlemiştik, “ohhh” dedik.
Normalleşme sürecine de öyle rahat girdik ki!
Hele bayram tatilinde. Covid-19 ile ilgili her şeyi unuttuk.
Vaka sayıları şimdilik iki kat arttı. Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu sürekli uyarıyor. Ağustos ve Eylül verileri korkutucu boyuta ulaşabilir.
Bir ay sonra ligler başlayacak.
Kulüpler harıl harıl loca ve kombine satışı peşinde. Haklılar, tıkanan musluk damlamaya başlayacak.
Lakin virüsün varyantı, tehlike arz edecek boyuta gelirse, ki öyle görünüyor.
Lig maçlarının sınırlı sayıda taraftar ile oynanması projesi tehlikeye girer.
Madalyonun diğer yüzü; kulüplerin sattığı kombine ve locaların ücretlerini iade etme gücü var mı?
Belki şeytanın avukatlığını yapıyorum ama, maçlar tekrar seyircisize dönerse kimse şaşırmasın.

Ancak resim çizersiniz!
Futbolda transfer dönemi haberlerini tebessümle izlerim. Falanca kulüpte “teknik direktör şu futbolcuların üzerini çizdi. Diğeri “seni istemiyoruz, kulüp bul” dedi. Ötekisi kadro dışı isimleri açıkladı.
Galiba unutuyorsunuz. Hepsi sözleşmeli oyuncularınız. Ellerinde kapı gibi kontratları var. Üstelik üzerlerinde hiçbir kulüpten alamayacakları ücretler yazılı.
At deyince atamaz, sat deyince satamazsınız.
Galatasaray’da da durum böyle. Fatih Terim Eindhoven hezimeti sonrası yönetime kadroda görmek istemediği oyuncuların listesini vermiş. Fenerbahçe dört oyuncusunu A takım antrenmanlarından uzaklaştırmış.
Oldu, tamam, gönderin. Fakat nasıl? Hakedişlerini ödeyerek mi, FİFA’lık olarak mı?..
Bu coğrafyada en düzgün defteri nesli tükenen mahalle bakkalı tutar. Ve dükkanın duvarında “veresiye veren değil, peşin satan kazanır” yazar.
Siz bu kafayla ancak duvara resim çizersiniz.