Futbolun sesi Silivri’den duyulur mu?

Kabul edelim, Şiddet yasasıyla şikeye öngörülen cezalar abartılı idi. Her ne kadar şu an cezaevinde tutuklu bulunan bazı kulüp yöneticileri yasa hazırlanırken aktif rol oynayıp sınırları belirlemiş olsa da, kaderin cilvesine bakın, kapısı ilk çalınan yine onlar oldu.
Sporda şikeye, şiddete ve ayrımcılığa karşıyız.
Lakin bu ülkede tezgahtan baklava aşıran çocuğa 20 yıl hapis cezası isteniyor.
Düşünce özgürlüğü hiçe sayılıyor, insanlar yıllarca demir parmaklıklar arkasında yargılanacakları günü bekliyor.
Adalet sisteminin toptan sorgulanması gereken böyle bir süreçte, geçici çözümler üreterek bazı insanları imtiyazlı konuma getirmeye çalışmak ise vicdanları yaralıyor.
Gelin görün ki, futbol denen oyun geçmişte yaşanan onca kavga ve gürültüye karşın gerektiğinde düşmanları bile aynı safta toplayıp ortak hareket ederek siyaseti zorlayabiliyor. Altı ay önce altına imza koydukları yaptırımların hafifletilmesi için baskı unsuru oluşturabiliyor.
Eee, kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyen siyasetçiler de “istemem yan cebime koy” misali önce burun kıvırıyor, ardından önemli bir oy potansiyeli olarak gördükleri futbol üzerinden geleceğe yatırım yapıyorlar. Alan memnun, satan memnun.
Bakın, uzun emekler verilerek çıkarılan Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair yasa, 2004 yılından bugüne tam 4 kez değiştirildi. Beşincisi sırada. Yani ortalama 1.5 yılda bir yeni yasa için spor camiası ve siyaset el ele verdi. Ve kimse çıkıp “Kardeşim yasa yapmak ciddi iştir, akıl, fikir, ortak payda gerektirir. Yap-boz tahtasına çevirmeyin” diyemedi.
Yanlış anlaşılmasın, eleştirimiz sadece mevcut iktidara değil. İşin içindeki herkese. Tüm değişiklikler her defasında mecliste grubu bulunan siyasi partilerin anlaşmasıyla gerçekleştirildi. Hiçbir memleket sorununda birleşemeyen iktidar ve muhalefetin, son 9 yılda üzerinde tartışmasız uzlaşma sağladığı tek yasa bu oldu belki de! Söz konusu futbolun yüce çıkarı ise normal!
Şimdi biz de haklı olarak farklı bir konuda benzer tavrı sivil toplum örgütleri, barolar, hukuk fakülteleri, akil adamlar, aydınlar ve siyasetçilerden bekliyoruz.
Adalet adına pek çok adaletsizliğine tanık olduğumuz yargı sisteminin uluslararası normlara uygun hale getirilmesi ve gerçek demokrasinin işlerlik kazanması için, aynı duyarlılığın gösterilmesini istiyoruz.
Buyrun tarihi fırsat. Bırakın statükoculuğu, bir kez de çağdaş Anayasa değişikliği için birleşin.
İşte o zaman futbolun sesinden daha gür bir haykırış, Metris’in duvarlarını aşıp Silivri’ye kadar ulaşabilir.
Adalet ise, herkes için adalet!
Not: Yeni yasa teklifinde hapis cezalarının paraya çevrilemeyeceği belirtiliyor. Komisyonda ya da genel kurul aşamasında bu hüküm de sulandırılırsa kimse şaşırmasın...

Ligi yeniden planlamak mümkün mü?
Şike soruşturması nedeniyle geç başlayan lige bir de play-off sürprizi eklenince, üç günde bir maç izlemek, futbolun heyecanını sıcak tutmak yerine insanları bıktırmaya başlamıştı.
Federasyon ligi neye göre planlanmıştı?
A milli takımın Avrupa şampiyonası finallerine katılma olasılığına göre.
Artık rahatladık! Final falan yok. Dolayısıyla ligi nisan ayı sonunda bitirme zorunluluğu da ortadan kalktı.
Diyeceksiniz ki “Sadece bizim milli takım mı? Süper Lig’de finallere katılacak takımlarda forma giyecek futbolcular da var.”
Olabilir. Saydınız mı ligimizdeki lejyonerlerin kaç tanesi kendi milli takımlarında forma şansı buluyor?
Beş, bilemediniz, on.
Bu kez kulüplerimizin de görüşü sorularak maç trafiğini rahatlatacak yeni bir düzenleme yapılabilir. Özellikle teknik adamlar bu formüle rıza gösterirse neden olmasın.
Böylece 5 aya varan futbolsuz sezonu kısaltmış, araya bir de Süper Kupa finali sıkıştırıp işleri normale çevirmiş olursunuz.

Hiddink ne ilk, ne son!
A Milli Takım’da Guus Hiddink macerası beklendiği gibi
bitti.
Macera diyoruz, kısa vadeli hesaplar üzerine kurulu birlikteliğin ilk başarısızlıkta sona ereceği aşikardı zaten.
Aldığı para, verdiği veya veremediği mesai, futbolcularla ilişkisi, saha sonuçları ve federasyon yönetimi ile diyaloğu bir yana.
Hiddink ile yollarımızı daha şık bir şekilde ayırabilirdik.
Menajerleri ile ayak üstü pazarlık yapıp üç kuruş tazminatı kurtarmaya çalışmak yerine, Hollandalı teknik adamı son kez İstanbul’a davet edip yemek vermek, herşeye rağmen teşekkür etmek hiç de zor değildi alsında.
Gerçi geçmişteki federasyon yönetimlerinin benzer olaylardaki yaklaşımlarına bakarsak, Hiddink’e reva görülen tavrı yadırgamamamız gerekiyor.
Şenol Güneş, Ersun Yanal (2 kez) ve Fatih Terim örnekleri hafızalarımızda sıcaklığını koruyor.
Ağzınla kuş tutsan da, ülkeye daha önce hiç tatmadığı başarılar getirsen de sonun belli. Bizde yöntem bu!
Sistem mi?.. Sistemimiz, sistemsizlik.
Piontek - Fatih Terim ikilisinden sonra altyapıya önem veren, yurdun dört bir yanını tarayarak genç yetenekleri bulup futbola kazandıran hangi yönetim anlayışını ve teknik kadroyu gördük ki, şimdi kalkıp Aydınlar federasyonundan hesap soruyoruz değil mi?
Sevgili Şenes Erzik ağabey, eminim şimdi kulakların çınlıyordur!

Sayın Namoğlu izin aldınız mı?
Malum biz dahil pek çok meslektaşımız ekran ekran dolaşıyor diye MHK Başkanı Yusuf Namoğlu’nu eleştirdik.
Yüzünü eskiteceğinden değil, sıcağı sıcağına yaptığı açıklamaların hakem camiasına zarar vereceği düşüncesindendi tepkimiz.
Geçenlerde medyamızda bir haber çıktı: “Namoğlu’na ekran yasağı.”
Meğer Futbol Federasyonu Başkanı da konudan rahatsızmış ve MHK Başkanına uyarıda bulunmuş!
Çok değil, haberin üzerinden bir kaç gün geçti.
Namoğlu dün Lig TV ekranına çıktı ve yine çarpıcı açıklamalar yaptı.
Merakımdan soruyorum; Sayın Namoğlu başkanınızdan izin aldınız mı? Yoksa korsan yayın mıydı katıldığınız?