Hadi ‘köyümüze’ dönelim!

Türk futbolu Avrupa’da kulüpler düzeyinde “duraklama” değil, hızlı bir şekilde “gerileme” dönemine girdi.
Son yıllarda yaşanan hayal kırıklıkları nasıl telafi edilir diye elde kalem-kağıt hesap yaparken, Beşiktaş, Alanyaspor ve son olarak Galatasaray’ın başarısızlıkları sinir bozucu bir noktaya getirdi bizi.
Başakşehir, Şampiyonlar Ligi’nde en zor rakiplerle eşleşti. Yoluna devam edebilmesi mucizelere bağlı. Avrupa Ligi’ndeki temsilcimiz Sivasspor’un şansı olabilir.
Artık her şey, onların elde edeceği sonuçlara bağlı. Ülke puanlaması açısından tarihin en kötü pozisyonuna doğru sürükleniyoruz.
Peki neden?
Tehlike “kapıdayım” diye bas bas bağırıyordu zaten.
Kulüpler batma noktasına bugün gelmedi ki.
Yüz milyarlarca borç dün sabah yaratılmadı ki.
Sorumsuzca yapılan transferler sadece bu sezona ait değil ki.
Hepsini koyun üst üste, adına da “çöküş” deyin!
Kimse sorumluluktan kaçamaz; federasyonundan kulüp başkanlarına, teknik direktörlerinden menajerlerine, herkesin tuzu var bu berbat çorbada.
Siz UEFA mali kriterlerini içte dışta, her türlü hileyle delmeye çalışırken, Avrupa’nın en mütevazı kulüpleri yeniden yapılanmıştı bile.
Elendiğimiz rakiplere bakın. Ben utanıyorum şahsen.
Yıllarca kendimizi kandırdık! İşte sonuç. Hele gereğinden fazla değer verip göklere çıkardığımız teknik adamlar; galiba en yetersiz yanımız bu.
Ne sistem var, ne taktik. Suçu kendinizde arayın. Sakın bahane üretip ağlamayın, taraftarınız ağlıyor zaten!

Kaldık baş başa
İki sene önce bu köşede, “Yakında Edirne’den dışarı çıkamayacağız” derken kehanette bulunmamıştım. Evet çıkıyoruz, ama tek biletle geri dönüyoruz. Gerçekler tokat gibi iniyor suratımıza.
Transferin bitmesine saatler kaldı. Kulüpler yine çılgınca bir hırsla sağa sola saldırıyor.
Amaç, Süper Lig’de güçlenip seneye Avrupa kupalarına katılabilmek. Çelişkiye bakın. Hedef UEFA’dan ciddi gelirler elde edip, bohçaya yeni yamalar eklemek. Eski tas eski hamam, aynı zihniyet devam ediyor. Farkında değilsiniz belki ama, “O” bohça yama tutmaz artık.
Gerçekten trajik bir yaklaşım.
Saralım başa; göreceksiniz yine taraftarı heyecanlandıracak mesajlar verilecek, yine mavi boncuklar dağıtılacak, yine iddialı sözlerle günü kurtarma çabasına girilecek ve aynı havanda su dövülecek.
İyisi mi biz “köyümüze geri dönelim” ve gerçeklerle yüzleşene kadar oradan hiç çıkmayalım.
Kendi ekmeğini yoğuramayan, Avrupa’nın çilekli pastasını nasıl yesin?

Parası olan maç izlesin!
Çarşamba günü Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya seyircili maçların ne zaman oynanacağı soruldu.
Yanıt şöyle: “Özellikle şu dönemde seyircili oynanmaması şeklinde önerimiz olmuştu. İleride salgının seyrine göre localardan başlamak üzere gündeme alabiliriz.”
Loca nedir? Kulübe gelir sağlamak üzere sınırlı sayıda kiralanmış konforlu seyir alanları. Beş, bilemediniz on kişilik özel bölümler. Hepsini toplasanız bir statta, bin kişi diyelim. Onlar da parası olanlara. “Seyircili maç” denirken, sanırım amaç bu değildi. Loca “izleyici”, tribün “taraftar” için!
Psikolojik eşiği aşmak için locadan başlamak mantıklı görünebilir. Ama eski günlere dönmek için acele etmek, on binlerce sağlıkçının emeği ve çabasını heba etmek demektir.
Seyircili maç şimdilik tehlikeli bir fantezi gibi geliyor bana!

Başakşehir’de değişim
Avrupa’nın en üst düzey kulüplerinde bile uzun yıllar birlikte oynamış kadrolar değişebiliyor.
Süper Lig’in son şampiyonu Başakşehir’in bu sezonki performansı, büyük ölçüde yeni yapılanmanın sıkıntılarından kaynaklanıyor.
Doymuşluk hissi, zirve yapmış oyuncuyu da, teknik adamları da yeni arayışlara yöneltiyor. Geçmişte Bursaspor gibi köklü bir kulübün yaşadıkları ortada. Bir mucize gerçekleştiriyorsunuz, ancak orada tutunabilmenin gereğini yerine yapamıyorsunuz. Beş sezondur istikrarlı bir grafik çizen Başakşehir, tatmin noktasına ulaştıktan sonra değişim sancıları yaşıyor.
Beklenti yüksek, ancak işleri zor. Şampiyonlar Ligi, sıkıştırılmış Süper Lig ve kupada istikrar sağlaması gerek.
Motivasyonunu kaybetmiş bir takımın toparlanıp ayağa kalkması için yaşadığı krizi atlatması şart.
Bunun için de özgüvenli bir oyuncu grubu yaratmalı. Kolay değil!

TFF de mağdur oldu!

Pandemi nedeniyle maçların seyircisiz oynanması kulüplere büyük darbe vurdu. Çok önemli bir gelir kaybı yaşıyorlar.
Zaten yayıncı kuruluş ile sıkıntı var. Maç günü gelirleri sıfırlandı. Buna rağmen transferde birbirleriyle yarışmaya devam ediyorlar. Nasıl olsa kaynağını soran yok.
Ya Futbol Federasyonu?.. Onlar da mağdur! Ne alaka değil mi?
Ligler seyircili oynansa idi, yıllık 20 milyon lirayı aşkın bir ceza geliri öngörülmüştü. Son yapılan genel kurulda dağıtılan kitapta resmen açıklamışlar.
Ceza dediğiniz vakit yanlış anlaşılmasın. Saha ve seyirci olayları yüzünden kulüplere uygulanan maddi yaptırımlardan söz ediyorum.
Küçümsemeyin, TFF bütçesinde önemli bir gelir kalemi…
Seyircisiz maçta "saha olayları" gerekçesiyle disiplin kurulana sevk edilen kulüplerimiz var Allah'tan!
TFF şimdilik onlarla idare etsin.
Aza kanaat etmeyen, çoğu nasıl bulacak ki?

Trabzon’da gençlik bitti mi?
Demek ki, “gençlik harekatı” bir proje değil, zorunlulukmuş.
Bizim mantıkla “yarışmacı takım” olmanın gereği, kolay yolu seçmek galiba!
Trabzonspor iki sezon önce alt yapıdan yetişen oyunculara sarıldığında umutlanmıştım. Ama bugün bakıyorum, peşi sıra yabancı transferi yapılıyor. Ağabeylerini örnek alan gençler ise hayal kırıklığı yaşıyor. O çocukların ruh halini yabancı bir teknik adamın anlaması da mümkün değil. Üzülüyorum.
Bu ülkede sistem ve proje söylemlerine inanmamak gerek. Bir yalan rüzgarı esiyor. Herkes günü kurtarmaya çalışıyor.
Bir de kendi evlatlarını insafsızca eleştiren taraftar grupları var ya. Geçmişte Zeki Yavru’ya, Mustafa Yumlu’ya yapılanlar, şimdi o forma uğruna canını verecek Hüseyin’e, Abdurrahim’e ve diğerlerine reva görülüyor.
Kendi değerlerine bu kadar acımasız davranan ikinci bir kent yoktur sanırım! Yazık...