Sırtınızı VAR’a dayamayın!

Gaziantepspor-Trabzonspor maçından sonra hakem Fırat Aydınus ile gözlemci Yunus Yıldırım’ın (Covid-19 testi olmadığı için) aynı masada yemek yemesi tartışma yaratmıştı. MHK talimatlara aykırı bu durum için savunmalarını istemiş, dosya Hukuk Müşavirliği’ne sevk edilmişti. Yapılan inceleme sonunda Aydınus ve Yıldırım’ın PFDK’ya gönderilmesine gerek görülmemiş. Doğrusu da bu idi.
MHK ikisine de iki haftadır görev vermiyor. Cezayı kendi kesmiş anlaşılan. Ama yeter. İncir çekirdeğini doldurmayacak bir yemek için fazla bile. Kurul en kısa sürede gözlemcilere de test şartı getirip, saçma sapan gündemler yaratılmasına son vermeli. Açıkçası haftaya, Aydınus ve Yıldırım’ın isimlerini basın bültenlerinde görmek istiyorum. Umarım bu uygulama Trabzonspor’un tepkisine karşılık yapılmamıştır!

Bahane üretmeyin!
Dikkat ediyor musunuz? Bu sezonun tartışma konusu hakem değil, Video Asistan Hakemliğine (VAR) döndü.
Başkanlar, teknik direktörler ve futbolcular kendi yetersizliklerini örtmek için sistemi sorgulamaya başladı. Bazı yorumcular da kaosa çanak tutmaya devam ediyor.
Oysa çoğu VAR’ın işlevinden habersiz. VAR’ın nerede devreye gireceğini, hangi pozisyonlara müdahale edeceğini bilmiyorlar. Sonra da kalkıp “VAR sağlık taraması gibi” beyanlarla hedef şaşırtıyorlar.
Doğrudan söylüyorum. Alanyaspor yenilgisinden sonra Fatih Terim’in bu mazerete sığınması tuhaftı. VAR eğrisi ve doğrusu ile adalet sağlamaya yönelik bir uygulamadır. Hocam, herkes her şeyin farkında!
Haa dört dörtlük mü yapılıyor? Hayır. Üçüncü sezona rağmen eksik çok. Değişen talimatlar, genişleyen kapsam hakemlerin de kafasını karıştırıyor. Standart sağlanabilmiş değil. Son dönemlerde tüm eğitimler, VAR’ın sağlıklı çalışması üzerine yapılıyor.
Merkez Hakem Kurulu, hafta içinde hakemlere VAR ile ilgili uyarılarda bulundu. En dikkat çekici olanı “VAR konusunda tecrübe kazanmak, temel öğretilerden uzaklaşmanıza neden olmamalıdır” cümlesi idi.
Ne demek bu? VAR, size hakemliğinizi unutturmasın demek! Sırtınızı Riva’ya dayayıp maç yönetmeyin demek. Kıdem değil, protokolün doğru uygulanması önemli demek!
Kıssadan hisse “ayağınızı denk alın” demek!

Hakemlik “ekip” işidir!
Hakemlikte “ekip” çok önemlidir. Yıllarca birlikte maça gider, iyi günü de kötüyü de paylaşırsın. Bazen konuşmana bile gerek kalmaz. Bir bakış, bir mimik her şeyi anlatır sana.
Cüneyt Çakır, Bahattin Duran ve Tarık Ongun gibi. Antrenmanları ortak, yedikleri içtikleri ortak, kaderleri ortak. Belki de ailelerinden çok görüyorlar birbirlerini...
Ali Palabıyık Türk hakemliğinin parlayan yüzü. Şampiyonlar ligi ve Avrupa liginde emin adımlarla ilerliyor. Sadece bu sezon yurt dışında 3 maça gitti. Haftaya da çok önemli bir görevi olacak. Süper ligde Galatasaray- Fenerbahçe derbisini yönetti.
Ekip dedim ya. Kimdi bu karşılaşmalarda yardımcıları? Serkan Olguncan ve Cem Satman. Olguncan FİFA kokartlı. Satman ise eski FİFA hakemi. Bana göre haksız yere kokartı alınmış, süper ligin en deneyimli, birikimli ve donanımlı yardımcı hakemi. Fakat Satman’ın Şampiyonlar Ligi maçlarına gitmesi mümkün değil. Yani Palabıyık’ın görev yapacağı en üst düzey karşılaşmalarda yok!
Merkez Hakem Kurulu Başkanı Serdar Tatlı’ya bir çağrı yapıyorum. Kasım başında yeni FİFA listeleri gönderilecek. Cem Satman 44 yaşında ve babamın oğlu değil. UEFA’da yaş sınırı bulunmuyor. Fiziksel yeterliliğini koruyorsan, 50’sine kadar yürüyebilirsin.
Sayın başkan; Ali Palabıyık’ın uluslararası yükselişini sürdürmesine katkıda bulunmak istiyorsanız, ekibini bozmayın. Hem hakeminize destek, hem de Satman’a “iade-i itibar” kazandırmış olursunuz.
FİFA yardımcı hakem kadrosunda yer alıp daha yurt dışına çıkamamış isimler varken, Satman bu listede olmayı hak etmiyor mu sizce?

Karadeniz’de fırtına çıkabilir!
Trabzonspor geçen sezon zirve mücadelesi yaparken “büyük takım” dediğimiz ezeli rakipleri karşısında hep üstünlük kurmuştu.
Pandemi sonrası durum çok farklı. Akyazı’da önce Beşiktaş’a, sonra Başakşehir’e boyun eğdi. Yarın da Fenerbahçe ile kritik bir maç oynayacak.
Yenersin yenilirsin önemli değil. Futbolda her sonuç var. Lakin Trabzonspor henüz kişiliğini arayan bir takım görüntüsünde. Yeni kadro yapısı ve teknik direktör Eddie Newton’un sistem sorunu, bordo-mavili ekibi zorluyor. Sonuçlar kötü olunca da baskı artıyor.
Dost acı söyler, Fenerbahçe karşısında alınacak bir yenilgi, tüm dinamikleri değiştirir. Başta da Newton’un varlığı gelir! Günlerdir teknik direktör konusunda Abdullah Avcı’nın adı geçiyor. Yönetimin deneyimli çalıştırıcı ile doğrudan temasa geçtiği de konuşuluyor. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Başkan Ahmet Ağaoğlu’nun mutlaka bir B planı vardır. Sezon başlamadan önce de taraflar yakınlaşmış, ancak şartlar uyuşmamıştı. İngiliz teknik adamın son iki maçlık performansı, tercih sebebi olmuştu.
Şimdi durum “bıçak sırtı” benzetmesine döndü. Yarın olası bir yenilgi Newton ve ekibine tek yönlü Londra bileti kesilmesine yol açabilir. Altı haftada üç mağlubiyetin faturasını başka kim üstlenebilir ki?
Başkan Ağaoğlu’nun altına girdiği ağır yükün ve üstlendiği sorumluluğun herkes farkında. Takdir de ediliyor. Ancak işler yolunda gitmiyorsa onun da alması gereken önlemler olmalı. Haftanın beş günü tesislerde yatıp kalkmak, teknik direktörün de oyuncuların da psikolojisini bozar. Başkanın oradaki varlığı, durumu kontrol etmenin ötesine gider.
Malum, sonbaharı bitiriyoruz. Karadeniz bu mevsimde dalgalanmaya, bulutlar kararmaya başlar. İnsanın içi daralır. Gözler güneşi arar.
Trabzonspor’un fazla seçeneği yok. Fenerbahçe maçını kazanırsa Newton’un tükenen kredisine bir kaç taksit daha eklenebilir. Bu ise günü kurtarmanın ötesine gitmez.
Ya İngiliz çalıştırıcının sonuna kadar arkasında duracaksınız, ya da zararın neresinden dönersek kârdır deyip, radikal değişimlere gideceksiniz!