Trabzon’a ‘başarısız’ diyemezsiniz!

Ezeli rekabette rakiplerin başarısızlığı üzerinden değerlendirme yapmak yanlış. Trabzonspor açısından da durum böyle. Yıllar sonra yakaladığı şampiyonluk şansını hesapta olmayan puan kayıpları ile elinden kaçırmak üzücü olabilir.
Başakşehir, Süper Lig’in 6. şampiyonu unvanını almak üzere emin adımlarla ilerlerken, hakkını verelim pandemi sürecini en istikrarlı yöneten takım olarak da takdiri hak ediyor. Son beş yıla bakın. En kötü derecesi dördüncülük olmuş.
Ya diğerleri? Sezon başı ve devre arası transferleriyle göz boyayan İstanbul ekipleri?..
Fenerbahçe’nin durumu malum. Haftalar önce yarıştan koptu. Sadece prestij peşinde.
Beşiktaş inişli çıkışlı performansı ile yeni sezonun hesaplarını yapıyor. Taraftar mutsuz.
Galatasaray’ın hali içler acısı. Sakatlıklar ve çok sayıda oyuncusunun cezalı duruma düşmesi Fatih Terim’i çaresiz bırakıyor.
Üçü de bırakın zirveye ortak olmayı, lig bitiminde Avrupa’ya nasıl gidebiliriz derdinde.
Nereden nereye değil mi?

Sabır ve destek!
Ben, Trabzonspor’un başarısız olduğu görüşüne katılmıyorum. Son yıllarda yönetimsel hataların yarattığı ekonomik tahribatı onarıp, yarışmacı takım olmak kolay değil. Camianın ve yerel medyanın ağır baskısı da cabası. Haa, bir de “yapay Trabzonlu” bazı yorumcuların dolduruşları var ki, tuzu biberi oluyor işlerin!
15 yılı aşkındır takip ederim bordo-mavili takımı. Bir 2010-11 sezonu, bir de bu yıl fark yaratmayı bildi.
Önemli eksiği deneyim. Stres yönetimini becerememesi. Ligin en karakterli futbolcu grubuna sahip olmasına karşın sorun çözmekte yetersiz kaldı. Motivasyonunu koruyamadı, sonuca odaklanamadı.
Bakın üç büyüklerle oynadığı maçlara. Kazanmak adına doğruları yapmaya çalışırken, eksiklerini giderecek önlemleri alamadı. Özellikle savunma kurgusunu bir türlü oturtamadı. Bu zaafı hatalara davetiye çıkardı.
Teknik direktör Hüseyin Çimşir’in Süper Lig’deki ilk tecrübesi. Sadece ona yüklenmek büyük haksızlık. Yanlış varsa, herkes payına düşeni almalı.
Evet, büyük camiaların hedefi her zaman şampiyonluktur. Lakin o ipi bir takım göğüsleyecek. Trabzonspor gibi uçurumun eşiğinden dönmüş bir kulüp için ikincilik berbat bir sonuç değil. Üstelik önünde bir misyonu daha var. On yıl sonra Ziraat Türkiye Kupası’nı müzesine götürürse, yaptığı iş küçümsenebilir mi?..
Sürekli söylüyorum; Trabzonspor düşmanını dışarıda aramasın. Kendi kendine bu kadar zarar veren başka bir camia yoktur sanırım!

Bunun adı “cehalet”
İki haftadır Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu kararlarını şaşkınlık içinde takip ediyorum. Futbol Federasyonu’nun Covid-19 önlemleri ile ilgili talimatları delik deşik ediliyor. Başkanından, yöneticisine, futbolcusundan teknik adamına kuralları takan yok.
Dikkat edin burası Süper Lig. Türk futbolunun üst düzey takımları hepsi. Hani derler ya “Bunlar okumuş çocuklar” diye... Geçin efendim. Buram buram cehalet kokuyor ortalık.
En basit maske takma kuralı bile ihlal ediliyor. Sosyal mesafeye uyulmuyor. Hijyen deseniz hak getire...
Hadi kendi sağlığını düşünmüyorsun. Başkalarını niye riske atıyorsun kardeşim?..
Sonuç mu? Adam olmayız vesselam!

Keşke hep seyircisiz olsa!
Genç nesilden Selim Sırrı Tarcan’ı tanıyan az sayıda insan vardır. Tarcan, Türkiye’nin eğitim ve spor alanında yetiştirdiği en önemli değerlerinden biridir. Galatasaray Lisesi mezunudur. Türkiye Milli Olimpiyat Cemiyeti’nin ilk kurucusudur. Yaşamı boyunca 58 kitap, 2 bin 500 makale ve pek çoğu spor konusunda bin 520 konferans vererek erişilmesi güç bir rekorun sahibidir.
Üniversite yıllarından değerli hocam Prof. Dr. Nevzat Gözaydın müthiş bir araştırmacıdır. Geçenlerde Tarcan’ın 11 Ocak 1936 tarihli Ulus gazetesinde yayımlanmış bir yazısını bulup gönderirken, altına şu notu düşmüş; “Korona günlerini çok önceden görmüş sanki.”
Ne alâka demeyin. Tarcan’ın makalesindeki o bölüm aynen şöyle:
“Sporun sinir buhranlarını tedavi edebilmesi için mutlaka sükunet içinde yapılması gerekir. Ben öteden beri (seyircisiz spor) prensibimi spor elebaşlarına dinletemedim. Evet, seyircisiz spor. Sporun bir deva mahiyetini alabilmesi için bedenen, fikren sükunete lüzum vardır. Halbuki bugün spor, sıhhi bir deva olmaktan çok uzaktır. O bir temaşa mahiyetindedir. Seyirciler sporcuların sinirlerini teskin şöyle dursun, tahrik ederek onları daimi bir elektrik cereyanı tesiri altında yoruyor, yıpratıyor, bitiriyorlar. Yeneni alkışlayan, yenilen ile alay eden seyirciler, bilerek bilmeyerek spor yapan gençlerin yalnız bedenine değil ahlakına karşı da bir suikastte bulunuyorlar. Ne yazık ki kendilerini unutup başkaları için spor yapan gençler, başkalarının kurbanı oluyor.”
Bugün farklı mıyız?
Dikkatinizi çekerim; tam 84 yıl önce yazılmış bu makale. Bugün sporun vazgeçilmezi görülen seyirciler hedef alınmış. Onların nasıl bir ruh hali içinde oldukları ve oyunu nasıl “bozduklarına” dikkat çekilmiş.
Pandemi sürecinde tüm spor müsabakaları seyircisiz oynanıyor. Kulüpler maddi açıdan önemli bir gelir kaybı yaşıyor. Hepsi durumdan şikayetçi. Gelin görün ki bu durumdan en çok memnun olan sporcular. Tarcan’ın işaret ettiği olumsuzlukların hiçbiri yaşanmıyor. Baskı yok, sinir harbi yok. Yenilen ile alay eden yok! Küfür yok, aşağılama yok!
Sporun her dalı elbette seyirci ile güzel. Ama bilinçli, centilmen ve ahlaklı seyirci ile...
Selim Sarrı Tarcan’ın tespitleri o günün Türkiye’si ile ilgili olsa da, bugün farklı mıyız?
Hayır, daha da beter bir noktadayız! Özellikle futbolda. Maça değil, adeta savaşa giden bu zihniyet sporun ruhuna ne kadar büyük zarar veriyor, farkında mıyız?..

Günün sözü
“Aslanların sessiz kaldığı yerde, kuşlar kartallar volta atar; ama bilmezler ki aslan o sessizliği bozarsa, kıyamet kopar.” (Che Guevara)