Trabzon’a “nokta atışı” yetmez!

Trabzonspor transferin iddialı kulüplerinden biri. Aynı zamanda sezonun şampiyonluk adaylarından elbette.
Belli ki teknik direktör Abdullah Avcı dersini çok önceden çalışmaya başlamış. Onun istekleri ve belirlediği isimler önemli.
Şu ana kadar üç transfer netleşti. Marak Hamsik, Buruno Peres ve Gervinho imzaları attı. Bir forvet ve sol kanat oyuncusu daha istiyor Abdullah hoca.
Uğurcan’ın gitmesine kesin gözüyle bakıldığı için kale için de takviye düşünülüyor. Bence eldekiler yeterli. Erce, Arda ve Kağan hazır kıta bekliyorlar.
Sahi, Uğurcan nasıl geldi bu noktaya? En zor dönemde eldivenini giydi ve şimdi en az 20 milyon euro kazandırarak gidecek. O halde görev sırası bekleyenlere de şans tanıyın. Emin olun utandırmayacaklardır Trabzonspor’u.
Transferde bir deyim vardır; “nokta atışı” diye. Ahmet Ağaoğlu sütten ağzı yanıp yoğurdu üfleyerek yiyen bir yönetici. İki sezondur asgari yanılma payı ile transfer yapıyor. Boşa para harcamak bir yana, kulübe değer katacak oyuncuların peşinde.
Lakin üç transfere bakıyorum; son durakları Trabzonspor olabilir. Yaşları malum.
Bordo-mavili kulüp Türk futbolunda bir gelenek başlatmıştı. Bilerek veya istemeyerek. Altyapıdan taşıdığı futbolcuları parlatıp, yurt dışına satma potansiyelini sürdürmesi şart.
Ama ne kaldı elde? Uğurcan’dan sonra sadece Abdülkadir Ömür. Onun da yeni bir maceraya başlaması yakındır. Ya sonra?..

Gençler ne olacak?
Yarışmacı takım olmak adına yabancı kontenjanını sonuna kadar kullanmak ve forma bekleyen gençleri kulübeye hapsetmek adil değil.
Şimdi zor bir tercih bekliyor başkan ve teknik direktörü. Günü mü kurtaracaklar, yarınları mı planlayacaklar?
Başkan Ağaoğlu’nun yıllardır söylediği rezerv lig uygulaması hayata geçmez ise, bırakın Trabzonspor’u, hiç bir kulüp yetiştirdiği yetenekleri sahaya süremez. Kiralık olarak gittikleri alt liglerde kim izleyecek onları? Kim sahip çıkacak bu çocuklara? Kim taşıyacak A takımına?..
Futbol Federasyonu Başkanı sayın Nihat Özdemir. Kulüplerin her talebine olumlu yaklaşıyorsunuz da, Ağaoğlu’nun “rezerv lig” sesine neden yanıt vermiyorsunuz?..
Sakın pandemiyi bahane etmeyin. Yabancı kontenjanı işin safsatası. Türk futbolunu bitiriyor, görmüyor musunuz?..
Hadi kulüpleri yönetenler kariyerlerini ve parayı düşünüyor da; siz hangi taraftasınız?...

Artık Cavcav yok, Gençlerbirliği var!
Olgunluk çağındaki futbolseverler Gençlerbirliği denince Cavcav soyadı ile özdeşleştirir başkent kulübünü.
Rahmetli İlhan abinin ömrünü adadığı, evladından daha çok değer verdiği Gençlerbirliği’ni, oğlu Murat Cavcav maalesef taşıyamadı.
Sadece sportif olarak değil, maddi anlamda da çok geriletti. Türkiye’nin borçsuz kulüpleri arasında parmakla gösterilen kırmızı-siyahlılar, artık 1. ligde ve kasası tam takır. Yarınlara dair kaygılar büyük.
Peki; nerede ise yarım asırlık bir “Cavcav” geleneğini niçin sonlandırdı Murat Cavcav?
Takımı küme düşürdüğü için mi? Yoksa sıfırı tükettiği için mi? Belki de babasından sonra camiada kabul görmediğindendir!
Kendi muhasebesini yapsın ama bir daha adı asla Gençlerbirliği ile bir araya gelmesin. Çünkü hoş anımsanmayacak.
Yeni başkan Niyazi Akdaş başarılı bir iş insanı ve Gençlerbirliği sevdalısı. Üstlendiği sorumluluk çok ağır. Yıllar sonra başkentin süper ligde temsilcisi yok. Geri dönmek ise hiç kolay değil.
Bir avantajı var; o da Gençlerbirliği armasının ağırlığı. Kolay gelsin başkan!..

Futbol gerçekten “özerk” mi?
Dünyada “özerk futbol yasası” olan ilk ve belki tek ülkeyiz.
Neden “özerk” demişiz? Niçin “özerkliğe” ihtiyaç duymuşuz?
Yakın tarihe tanıklık edenler bilir. Yaşı kırkın üzerinde olanlar, darbe dönemlerinde futbola müdahale edenleri, mahkeme kararlarıyla ligden düşmenin kaldırılmasına yol açanları, uluslararası kuralları hiçe sayanları ve futbolu siyasetin oyuncağı yapanları iyi anımsar.
Türk futbolunun üzerine kara bir bulut gibi çöken bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak adına bir yasa çıkarılır ve 1992 yılında “özerk” Futbol Federasyonu’nun başına Şenes Erzik getirilir.
Onun dönemini ayrı bir yere koyuyorum. Aradan 30 yıl geçti. Peki ne değişti?
Futbolumuz gerçekten özerk mi? Futbolu gerçekten kendi paydaşları mı yönetiyor? Ekonomik olarak daha mı iyi durumdayız? Futbolu yönetenler siyasetten bağımsız mı? Siyasetin futbola olan ilgisi- bağı sonlandı mı? Adının başında “özerk” sözcüğü yazan Türkiye Futbol Federasyonu gerçekten özerk mi?
Bu soruların tümüne “evet” yanıtı veremiyorsak 80’li yıllardan ne farkımız kaldı? Sadece kağıt üzerinde bir yasamız var!

Yap-boz tahtası!
Niçin yazıyorum bunları? O dönemleri yaşamış bir gazeteci olarak bugünü sorgularken üzülüyorum.
İcazet almadan kimsenin federasyon başkanı seçilemeyeceğini gerçeğini geçiyorum. Milli takımın başarısı ve hakemlerin konuşulmadığı bir sezonu tamamlamak mıdır federasyonun görevi?
Tamam, kulüpler işin sahibi. Çark onlar sayesinde dönüyor. Çıkarlarını gözetmek, korumak, haklarını savunmak federasyonun görevi.
Ama bu kurumun da bir saygınlığı ve inandırıcılığı olmalı. Talimatlar yap-boz oyununa dönmemeli. Hayati kararlar alınırken tartışılmalı, fikir sorulmalı, talepler dinlenmeli.
Dönün bakın. Başta kulüp lisans talimatı olmak üzere, 2 yıl içinde kaç kez revizyon yapılmış? Kaç kulübün isteği doğrultusunda yeni düzenlemeye gidilmiş? Hangi sözlerden geri dönülmüş? Hangi vaadler tutulmuş?
Futbolu yönetmek ciddiyet, vizyon, öngörü ve tutarlılık ister. Futbolu süper lig ile sınırlar, yasayla belirlenmiş sorumluluklarınızdan uzaklaşır ve gerçek sorunlara odaklanamaz iseniz, nerede kaldı özerkliğiniz?..

Kolaydır!
“İnsanları kandırmak, kandırılmış olduklarına ikna etmekten kolaydır.”
Mark Twain